<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Merak Ettiklerimiz Yeni Konu</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/kategori/24/</link><description>Merak Ettiklerimiz Yeni Konu</description><language>tr</language><item><title>Sinekler hakk&#x131;nda genel bilgiler</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/396/</link><description><![CDATA[<p>
	Dünya’ da meyve sineklerinden ev sineklerine ve et sineğine kadar gezegenin etrafında vızıldayan 120.000’den fazla sinek türü veya türü vardır. Toplamda sadece 21 gün yaşamalarına rağmen dişi karasinekler yaşamları boyunca 600’e kadar, dişi meyve sinekleri ise 8-10 günlük yaşamları boyunca 500’e kadar yumurta bırakabilir. 
</p>

<p>
	Bütün <strong>böcekler </strong>taksonomik olarak bilimsel açıdan Arthropoda şubesine aittir. Ancak diğer eklembacaklılardan (ıstakoz, örümcek veya kırkayaklar gibi) farklı olarak böceklerin üç çift eklemli bacağı, parçalı gövdeleri, bir dış iskeleti, bir çift anteni ve (genellikle) bir veya iki çift kanadı vardır.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img alt="Sineklerin genel özellikleri ve hayatımızdaki yeri" data-ratio="56.39" width="915" data-src="https://www.mvcorganic.com.tr/wp-content/uploads/2022/12/Sineklerin-genel-ozellikleri-ve-hayatimizdaki-yeri-915x516.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></p>

<p>
	Sinekler yumurtalarını çöp tenekelerine, kompost yığınlarına, dışkıya ve çürüyen organik maddelere bırakabilirler. Dişi sinekler bir seferde 75 ila 150 yumurta yumurtlayabilir, bu yumurtalar birbirine ezildiğinde kabaca bir bezelye büyüklüğünde olur.
</p>

<p>
	<strong>Meyve sinekleri</strong>, çürümüş meyve ve sebzeler gibi yiyecek atıklarını veya çürüyen yiyeceklerle tıkanmış kanalizasyonları çekmeleri nedeniyle evlerde de yaygın olarak bulunur. 
</p>

<p>
	Bir sinek istilasının neden bu kadar hızlı kontrolden çıktığını merak ettiyseniz, bunun nedeni hızlı üreme döngüleridir. Örnek olarak, tek bir meyve sineği yaşamı boyunca yaklaşık 500 yumurta bırakabilir ve yumurtadan yetişkine tüm yaşam döngüsü yalnızca yaklaşık bir hafta sürer. 
</p>

<p>
	<strong>Karasinekler</strong>, hızlı ve çok sayıda üredikleri için yaygındır. Bazen yumurtadan çıktıkları yerden 25 km uzağa hareket ettikleri biliniyor. Ancak genellikle doğdukları yerin 1-2 km yakınında kalıyorlar. 
</p>

<p>
	<strong>At sinekleri </strong>pek evlerimizde rastlamadığımız bir tür olarak genellikle iç mekanlarda bulunmaz ve iç mekanlarda beslenmez, ancak bazen kazara açık pencere ve kapılardan istemeden de olsa evlerimize kadar girebilirler, onları kalın kanatları ve gürültücü uçuşlarıyla rahatlıkla ayırt edebilirsiniz.
</p>

<p>
	Sinekler yumurtalarını çöp tenekelerine, kompost yığınlarına, dışkıya ve çürüyen organik maddelere bırakabilirler. Dişi sinekler bir seferde 75 ila 150 yumurta yumurtlayabilir, bu yumurtalar birbirine ezildiğinde kabaca bir bezelye büyüklüğünde olur.
</p>

<p>
	Ev sinekleri düzenli olarak dışkı, çöp, çürüyen hayvanlar ve diğer pis yerleri besleyip yumurtladıkları için insanlara, ev yüzeylerine ve dışarıda bırakılan yiyeceklere konduklarında hastalıklı mikropları bulaştırabilirler. Bu nedenle birçok sinek türünün insanlara hastalık bulaştırdığı bilinmektedir. Aslında, sıradan bir ev sineğinin bile maalesef insanlara en az 65 hastalık bulaştırdığından şüpheleniliyor.<br>
	kaynak: <a href="https://www.mvcorganic.com.tr/sinekler-hakkinda-bilgiler.html" rel="external">Sinekler ve hayatımızdaki yerleri hakkında bilgiler</a>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">396</guid><pubDate>Sat, 18 Feb 2023 19:03:20 +0000</pubDate></item><item><title>Periyodik cetvel ne ama&#xE7;la kullan&#x131;l&#x131;r?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/394/</link><description><![CDATA[<p>
	Periyodik cetvel, elementlerin özelliklerinin gösterildiği bir tablo ve çeşitli bilim dallarında sıklıkla kullanılır. Özellikle kimyada ve fizikte, periyodik cetvel çok yararlı bir araçtır ve elementlerin atomik yapısı, elektron dizilimi, kimyasal özellikleri ve fiziksel özellikleri hakkında bilgi sağlar.
</p>

<p>
	Periyodik cetvel, elementlerin atom numaralarına göre sıralanmıştır. Atom numarası, bir elementin proton sayısını gösterir ve elementlerin periyodik cetvelde yer aldığı sıra da bu proton sayısına göre belirlenir. Bu sayede, elementlerin fiziksel ve kimyasal özellikleri arasında bir ilişki sağlanmış olur ve elementlerin özellikleri, proton sayılarına göre gruplandırılır.
</p>

<p>
	Periyodik cetvel, çeşitli bilim dallarında farklı amaçlar için kullanılabilir. Örneğin, kimyada elementlerin birbirleriyle reaksiyon geçirebilme olasılığını belirlemek için kullanılır. Ayrıca, fizikte elementlerin elektron dizilimi hakkında bilgi sağlar ve böylece elementlerin iletkenlik düzeyleri ve diğer elektriksel özellikleri hakkında bilgi verir.
</p>

<p>
	Periyodik cetvel, ayrıca metal, ametal ve semimetal olarak sınıflandırılan elementlerin özelliklerini de gösterir. Bu sınıflandırma, elementlerin kimyasal özelliklerine göre yapılır ve metal elementlerinin elektron yapısı, ametal elementlerininkine göre farklıdır. Semimetal elementleri ise, hem metal hem de ametal özellikleri gösterir.
</p>

<p>
	Periyodik cetvel, kimyada ve fizikte önemli bir araçtır ve elementlerin özellikleri hakkında bilgi sağlar. Ayrıca, metal, ametal ve semimetal elementlerin özelliklerini de gösterir ve elementlerin birbirleriyle reaksiyon geçirebilme olasılığını belirlemek için kullanılır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">394</guid><pubDate>Wed, 28 Dec 2022 11:40:46 +0000</pubDate></item><item><title>G&#xF6;z rengi nas&#x131;l belirlenir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/393/</link><description><![CDATA[<p>
	Göz rengi, göz bebeği içinde bulunan pigmentlerin miktarına ve dağılımına göre belirlenir.
</p>

<p>
	En yaygın göz renkleri mavi, yeşil, gri ve siyahtır. Ancak, göz rengi genetik olarak belirlenir ve birçok farklı renkte olabilir, örneğin açık mavi, koyu mavi, yeşil, turkuaz, gri, kahverengi ve siyah. Göz rengi değişebilir ve zamanla açılıp koyulaşabilir. Bu değişimin nedeni, göz bebeği içinde bulunan pigmentlerin miktarının değişmesidir.
</p>

<p>
	Göz rengi, aynı zamanda ışık koşullarına ve kişinin ruh haliyle de ilgilidir. Örneğin, göz rengi, ışık koşullarının karanlık olması durumunda daha koyu görünebilir.
</p>

<p>
	<strong>Genetik olarak göz rengi nasıl değişir?</strong>
</p>

<p>
	Göz rengi, insanların genetik yapısına göre belirlenir. Bu yüzden göz rengi, bir kişinin annesi ve babasından geçmiş olduğu genlerle belirlenir. Genler, insanların fiziksel özelliklerini, örneğin göz rengini, saç rengini ve cilt rengini belirleyen moleküllerdir.
</p>

<p>
	Göz rengi, göz bebeği içinde bulunan pigmentlerin miktarına ve dağılımına göre belirlenir. En yaygın göz renkleri mavi, yeşil, gri ve siyahtır. Ancak, göz rengi genetik olarak belirlenir ve birçok farklı renkte olabilir, örneğin açık mavi, koyu mavi, yeşil, turkuaz, gri, kahverengi ve siyah.
</p>

<p>
	Göz rengi, özellikle de açık renklerin değişimi, zaman içinde de değişebilir. Bu değişimin nedeni, göz bebeği içinde bulunan pigmentlerin miktarının değişmesidir. Örneğin, bebekler doğduklarında genellikle mavi gözlü olurlar, ancak göz rengi zamanla değişebilir ve daha koyu hale gelebilir. Bu değişim, pigmentlerin miktarının ve dağılımının değişmesinden kaynaklanır.
</p>

<p>
	Genetik olarak göz rengi, insanların annesi ve babasından geçmiş olduğu genlerle belirlenir. Bu genler, insanların fiziksel özelliklerini, örneğin göz rengini, saç rengini ve cilt rengini belirleyen moleküllerdir. Örneğin, eğer bir kişinin annesi mavi gözlü ve babası kahverengi gözlü ise, bu kişinin göz rengi kahverengi olma ihtimali daha yüksektir. Ancak, bu kişinin göz rengi aynı zamanda diğer genlerden de etkilenebilir ve mavi, yeşil veya gri gibi farklı renklerde de olabilir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">393</guid><pubDate>Wed, 28 Dec 2022 11:39:47 +0000</pubDate></item><item><title>&#xC7;ay m&#x131; yoksa kahve mi daha faydal&#x131;?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/385/</link><description><![CDATA[<p>
	Çay ve kahve, dünya çapında en çok tüketilen 2 içecektir. Bazı insanlar çayı tercih ederken, bazıları için kahve her zaman olmazsa olmazdır. Dolayısıyla, “çay mı kahve mi” sorusu, arama motorlarında sıkça aranan sorulardan biridir. Bu yüzden de, sizler için cevaplamaya çalıştık.
</p>

<p>
	Bu yüzden de, Bak Ne Dicem arşivinden, çay mı kahve mi daha fayda sağlıyor veya kahvenin neden daha iyi bir alternatif gibi soruların yanıtlarını derledik. Konu içeriğinde faydalarını ve nedenlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
</p>

<p>
	<strong>1) Kahve daha iyi egzersiz yapmanıza yardımcı olur.</strong>
</p>

<p>
	Uyanmayı ve sabah enerjisi için günlük egzersizinizi yapmayı seviyorsanız, kahve sizin için doğru seçim olabilir. Kahvenin içinde çaydan daha fazla kafein olduğu gerçeği göz önüne alındığında, kahve fiziksel performansınızı artırabilir ve egzersizden kaynaklanan yorgunluğu azaltabilir.
</p>

<p>
	<strong>2) Kahve konsantre olmanıza yardımcı olacaktır.</strong>
</p>

<p>
	Bir sınava çalışırken konsantre olmaya mı ihtiyacınız var? Yoksa, ciddi bir odaklanma gerektiren bir faaliyete mi katılıyorsunuz? Bu durumda kahve sizin yardımcınız olabilir! İçeceğin daha fazla miktarda kafein içermesi nedeniyle, örneğin gece saatlerinde tetikte olmanıza ve performans gerektiren aktiviteler gerçekleştirmenize yardımcı olacaktır. Kahve ayrıca yaptığınız işe odaklı kalmanıza ve uyanık kalmanıza yardımcı olur.
</p>

<p>
	<strong>3) Kahve size hızlı bir destek verecektir.</strong>
</p>

<p>
	Çay, kafein ve L-theanine içeren bir içecektir. Theanine, kafein beynimizdeki adenosin reseptörleri ile etkileşime girdiği ve bu yorgunluk hissini azalttığı için rahatlamanıza yardımcı olacaktır.
</p>

<p>
	Kandaki kafeinin daha yüksek konsantrasyonlarının, içtikten sadece 15 dakika sonra ortaya çıkabileceği düşünüldüğünde, neden kahvenin anında enerji veren tek içecek olduğu anlaşılıyor.
</p>

<p>
	<strong>4) Kahve kilo vermenize yardımcı olabilir.</strong>
</p>

<p>
	Özellikle erkeklerde kahve tüketiminin daha düşük yağ seviyeleri ile bağlantılı olduğunu öne süren çalışmalar bulunuyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonucu gösterdi. Bir başka ilginç çalışma, klorojenik asidin vücut ağırlığını azaltmak için güçlü bir madde olduğunu gösteriyor. Bu da, kahvenin daha ince bir vücut umuduyla hareket edenler için ilginç bir seçim olduğunu doğruluyor.
</p>

<p>
	<strong>5) Kahve şeker hastalığına yakalanma olasılığını azaltabilir.</strong>
</p>

<p>
	Bir çalışma, kafeinin şeker hastalığına yakalanma şansını azaltacağını gösterdi. Günde sadece 3 fincan kahve, hastalık riskinin % 42 azalmasına neden olacaktır ki bu oldukça ilginç bir sonuçtur. Başka bir çalışmada ise, kafeinli kahve, Tip 2 diyabet görülme ihtimalinin azalması yönünde bir etki gösterdi.
</p>

<p>
	<strong>Kafanız biraz karışmış olabilir…</strong>
</p>

<p>
	Çay seviyorsanız, günlük rutininize biraz kahve eklemeyi düşünebilirsiniz. Endişeye kapıldıysanız, buna asla gerek yok. Çayın da sayısız faydası bulunmaktadır!
</p>

<p>
	Her iki durumda da, bizim için hangisinin en iyisi olduğunu düşünmek zor. Konu hakkında profesyonel bir görüşe sahip olmak tabii ki her zaman iyidir. Bu durumda, bir beslenme uzmanı veya doktor size bu içeceklerle ilgili faydalı ipuçları verebilir.
</p>

<p>
	<em>Bak Ne Dicem arşivinden | Kaynak ve Detaylı Okuma: <a href="https://bit.ly/3FNks11" rel="external">https://bit.ly/3FNks11</a></em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">385</guid><pubDate>Thu, 22 Dec 2022 14:19:30 +0000</pubDate></item><item><title>C&#x131;rc&#x131;r B&#xF6;cekleri hakk&#x131;nda bilinmeyenler</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/378/</link><description><![CDATA[
<p>
	İngilizce olarak Crickets yani Cırcır Böceği (Kriket) olarak dilimize yerleşen sesiyle ünlü tür hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
</p>

<p>
	Sıcak bir yaz gecesinde, evinizin bir yerinde veya arka bahçenizde duyabileceğiniz aralıksız cıvıltı sesini hatırlıyor musunuz?
</p>

<p>
	Bu ünlü kriket sesi. Bu cıvıltı sesi, erkek cırcır böcekleri tarafından tarağa benzer kanatlarını birbirine sürttüklerinde çıkarır.
</p>

<p>
	Gryllidae familyasına ait olan cırcır böcekleri, başta Çin olmak üzere Asya’nın çeşitli ülkelerinde iyi şans temennisi olarak kabul edilir ve bu nedenle evcil hayvan olarak tutulur.
</p>

<p>
	Kriket türleri, benzer vücut formları ve sıçrayan arka ayakları nedeniyle sıklıkla çekirge ile karıştırılır. Çalı cırcır böcekleri gibi katydidlerle yakından ilişkilidirler.
</p>

<p>
	Cırcır böcekleri son derece uyarlanabilir böceklerdir ve ormanlarda, tarlalarda, çayırlarda, bahçelerde ve hatta evinizin köşelerinde gelişirler!
</p>

<p>
	Besin tercihleri çiçek, yaprak ve meyvelerin yanı sıra böcek larvalarını ve küçük omurgasızları içerir.
</p>

<p>
	Dünyada 900’den fazla kriket türü var. Doğada gececi olarak yaşarlar ve bu nedenle geceleri cıvıldarlar. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yaşayamazlar.
</p>

<p>
	Metin alıntı: <a href="https://www.adlientomoloji.com/circir-bocegi-hakkinda-bilinmeyenler/" ipsnoembed="true" rel="external">https://www.adlientomoloji.com/circir-bocegi-hakkinda-bilinmeyenler/</a>
</p>

<p>
	Yazı kaynağı: <a href="https://www.mvcorganic.com.tr/circir-bocegi-kriket-veya-crickets" rel="external">Cırcır Böceği (Kriket veya Crickets)</a>
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">378</guid><pubDate>Fri, 11 Nov 2022 13:23:17 +0000</pubDate></item><item><title>Siyah Asker Sine&#x11F;i (Black Soldier Fly) ile ilgili s&#x131;k&#xE7;a sorulan sorular</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/377/</link><description><![CDATA[<h3>
	Siyah Asker Sineği (Kara Asker Sineği)
</h3>

<p>
	İngilizce olarak Black Soldier Fly yani Siyah Asker Sineği (Kara Asker Sineği) olarak dilimize yerleşen Hermetia illucens hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
</p>

<p>
	Stratiomyidae familyasından Diptera takımına ait kara asker sineği (Hermetia illucens) en yaygın olanıdır.
</p>

<p>
	Stratiomyidae, ‘asker sineği’ anlamına gelen Yunanca bir kelimedir. 2.700’den fazla böcek türüne sahip 380’den fazla mevcut cins vardır. Asker sineklerine Almanca’da ‘silahlı sinekler’ anlamına gelen Waffenfliegen adı verilir.
</p>

<p>
	Bu aile aynı zamanda Xylomyidae familyası ile de yakından ilişkilidir. Siyah asker sineği, koyu kanatlı, mavimsi-siyah renktedir.
</p>

<p>
	D. Craig Sheppard bu sinekleri egzotik hayvanlar için besleyici nitelikte böcekler olarak kullanımını geliştirdi ve kara asker sineği larvaları (Black Soldier Fly Larvae/BSFL) Fenix solucanları olarak adlandırdı. Kıtalara yayılmış olsalar da, Neotropik alemin yerli türleridir. Bu sinekler ne vektör ne de zararlı olarak kabul edilir.
</p>

<p>
	Bu sineklerin doğal yırtıcıları hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Uygun iklimde, yıl boyunca üreyebilirler.
</p>

<p>
	BSFL’de yüksek kalsiyum ve diğer besinlerle birlikte %43’e kadar protein vardır. Kara asker sineği larvaları (BSFL) ayrıca hayvan yemi, evcil hayvan yemi, su ürünleri yetiştiriciliği ve insan beslenmesi için alternatif (sürdürülebilir) bir protein (gıda kaynağı) formudur.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği ne tür bir hayvandır?
</h3>

<p>
	Kara asker sineği Diptera takımındandır. Stratiomyidae familyasına ve Arthropoda filumuna aittir. Kara asker sineği (Hermetia illucens) sabahları aktif olan ve çiftleşip öğlen saatlerinde yumurtlama davranışı gösteren bir sinektir.
</p>

<p>
	Geceleri eğer zayıf aydınlatmaya maruz kalırlarsa, kara asker sineklerinin popülasyonunda kısırlığa neden olur. Bu sineklerin diğer türler arasında ayrım yapabildikleri ve dişi mi erkek mi olduklarını ayırt edebildikleri için, bu sineklerin lek davranışları için aydınlatma şarttır.
</p>

<p>
	Hermetia ergin sinekleri, larva iken toplanan yağları kullandıkları için yetişkin olarak beslenmez. Organik atıkları veya yumurtalarını bırakacak maddeleri tanımlamak için olfaktorik sensör koku alma duyu organlarını kullanırlar.
</p>

<p>
	Hayvanların yakınında bulunan sineklerin çoğu, yavruları için yer bulmaya çalışan dişilerdir. Bu sinek, cesetlerin çürüme sonrası aşamada olduğu zamanlarda leşle beslenir.
</p>

<p>
	BSFL’de yaklaşık %42 protein ve %29 yağ bulunur ve çiftlik yemi olarak kullanılan sürdürülebilir bir gıda kaynağıdır.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği hangi hayvan sınıfına aittir?
</h3>

<p>
	Siyah asker sineği (Hermetia illucens), Insecta hayvan sınıfına aittir.
</p>

<p>
	Stratiomyidae familyasından Diptera takımına ait kara asker sineği (Hermetia illucens) en yaygın olanıdır.
</p>

<h3>
	Dünyada kaç tane Siyah Asker Sineği var?
</h3>

<div>
	<div aria-labelledby="elementor-tab-title-1353" data-tab="3" id="elementor-tab-content-1353" role="tabpanel">
		<p>
			Siyah asker sineği (Hermetia illucens) dünyada yaygındır. Yani dünyadaki kara asker sineklerinin kesin sayısı bilinmiyor.
		</p>
	</div>
</div>

<h3>
	Siyah Asker Sineği nerede yaşar?
</h3>

<p>
	Kara asker sineğinin (Hermetia illucens) küresel nüfusu tüm kıtalarda kendini gösterebilir.
</p>

<p>
	Bu sinekler Neotropik alemin yerlisidir. Kanarya Adaları, Malta, İtalya, Güney Fransa, Hırvatistan, İber Yarımadası, İsviçre gibi Avrupa’nın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çoğu yerinde ve Rusya’nın Karadeniz kıyısında bulunurlar.
</p>

<p>
	Ayrıca Avustralasya aleminde, Afrotropik aleminde, Nearktik alemde, doğu Palearktik aleminde, Indomalayan aleminde, Güney Afrika ve Kuzey Afrika’da bulunurlar.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği’nin yaşam alanı nedir?
</h3>

<p>
	Kara asker sineği (Hermetia illucens) bir dizi ılıman orman, kırsal ve kentsel ortamlara yayılmıştır.
</p>

<p>
	Ayrıca evlerin pencere ve duvarlarında, bahçe bitkilerinde, ağaç gövdelerinde, besicilik ortamlarında ve kümes hayvanı çiftliklerinde oturan yetişkin sineklere de rastlayabilirsiniz.
</p>

<p>
	Erişkinler yumurtlamak için kovanların önündeki çatlakları ve çürüyen organik maddeleri kullanırlar.
</p>

<p>
	Bu karasal çöpçü dostlarımız, hayvan malzemelerinin ve çürüyen bitkilerin yakınında bulunabilir.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği ne kadar süre yaşar?
</h3>

<div>
	<div aria-labelledby="elementor-tab-title-1356" data-tab="6" id="elementor-tab-content-1356" role="tabpanel">
		<p>
			Siyah asker sineklerinin yaşam döngüsü yaklaşık 45 gündür. Yetişkinler beş günden, dokuz güne kadar ortalama bir yaşam ömrüne sahiptir.
		</p>
	</div>
</div>

<h3>
	Siyah Asker Sineği nasıl ürer?
</h3>

<p>
	Kara asker sineklerinin bir metamorfoz yaşam döngüsü vardır.
</p>

<p>
	Dişilerin bir kez çiftleştiği ve erkeklerin birkaç dişiyle çiftleşmeye çalıştığı çok eşli bir çiftleşme sistemine sahiptirler.
</p>

<p>
	Dişilerin yumurtalarını geliştirmek, yumurtlamak veya yumurtlamak için hayatlarında sadece bir kez çiftleşmeleri gerekir. Pupanın ortaya çıkmasından ortalama iki gün sonra çiftleşme için uçuşa geçerler ve çiftleşme uçuşta gerçekleşir.
</p>

<p>
	Çiftleşme, ormanların ve çiftliklerin kenarları gibi larvaların bulunduğu alanlarda gerçekleşir. Su ayrıca enerjiyi korumak için üreme için önemli bir faktördür.
</p>

<p>
	Erkekler daha sonra, dişilerin davetsiz misafirlerden korudukları bölgeleri oydukları için çiftleşmek için seyahat ettikleri vahşi bir ortamda toplanırlar.
</p>

<p>
	Bu bölgelere lek denir. Yetişkin bir dişi tarafından yaklaşık 206 – 639 yumurta yumurtlar.
</p>

<p>
	Dişi, yumurtalarını kompost veya gübrenin bitişiğindeki veya üstündeki yüzeylere bırakır. Yumurtalar dört gün içinde yumurtadan çıkar.
</p>

<p>
	Larva aşaması, 18 – 36 gün sürer ve larvalara verilen gıda substratlarına bağlıdır.
</p>

<p>
	Pupa aşaması bir ila iki hafta kadar sürer.
</p>

<p>
	Larvaların gelişimi altı evrede tamamlanır ve larvalar son evrede beslenmezler.
</p>

<p>
	Kara asker sineği larvaları (BSFL) yetiştirme, araştırmacılar tarafından yapılır. Dişiler çok az ebeveyn bakımı sağlarken, erkekler hiç ilgi göstermez.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği neye benziyor?
</h3>

<p>
	Yetişkin asker sinekleri, yaban arısına benzer bir görünüme sahiptir ve büyük sineklerdir.
</p>

<p>
	Gözleri arasında geniş bir boşluk bulunan dar ve küçük kafaları vardır. Baş, göz kenarlarında ve yüzün alt kısmında beyaz çizgili parlak siyahtır.
</p>

<p>
	Siyah bazal segmentli koyu kahverengi ila siyah antenleri vardır. Bu antenler başlarının iki katı büyüklüğündedir ve sekiz flagellomer segmenti vardır.
</p>

<p>
	Kara Asker sineği ağız kısımları diğer ısırmayan sineklere benzer süngerimsi yapıdadır. Göğüs kafesi metalik maviden yeşile bir yansımaya sahiptir. Birkaç karın segmenti kırmızımsı bir sona sahiptir. Beyaz tarsi ayaklı siyahları var.
</p>

<p>
	Zarlı kanatlar karın üzerinde yatay olarak katlanır ve dinlenirken üst üste biner. İnce ve uzun karınlarında beş görünür segment vardır.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<a data-flickr-embed="true" data-header="true" href="https://www.flickr.com/photos/144198875@N02/50589741393/in/photolist-2k5rDAz-vH6YFX-MvmSB-BN3SJs-dkkJgM-qNHvjz-9XNgvG-9XNgvq-2m3DzaL-Fqbxww-vPRpbi-2jybCHq-dPL3N3-2gyVarA-2nsjhrG-2j1S89C-2gSj3Dd-dPL3Lw-9rJTDE-2hA77Sr-Jc8p7m-dquh6Z-b1BUEt-2gabo7q-nPFUBZ-jGdd1m-c66Vjy-ytyGwm-2gabLuq-2b5MLE4-jGagJ8-2jEa3uD-SEhy4v-2hA3k1i-R3fadz-SEhyge-9UX9AY-9UUiin-9UX9dC-9UUhjr-2dpQUQa-9UX8ou-2jQWZCs-e5Zx3f-7oStQQ-7yckE3-g18xCv-7hcx7w-Mc4fRp-g18E1R" rel="external" title="Black Soldier Fly - Hermetia illucens"><img alt="Black Soldier Fly - Hermetia illucens" height="640" style="height: auto;" width="800" data-src="https://live.staticflickr.com/65535/50589741393_2217babd5a_c.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></a><script async src="https://embedr.flickr.com/assets/client-code.js" charset="utf-8"></script></p>

<p>
	Bu segmentler renk ve görünürlük açısından yarı saydam beyazdan kırmızımsı kahverengiye kadar değişir. Karın kılları beyaz ve siyahtır.
</p>

<p>
	Siyah asker aşındırıcıları taklitçidirdir.
</p>

<p>
	Bu sinekler, turuncu borulu çamur dauber yaban arısı ve akrabaları gibi, çamur dauber yaban arılarının boyutunu, görünümünü ve rengini taklit eder.
</p>

<p>
	Siyah asker sineği larvaları (BSFL), altın sarısı kılları ve saçları olan toprak-kahverengidir. Bu larvalar, arka uçlarında gri-siyah renkli ince bir şerit ile karasinek veya sinek larvalarından ayırt edilebilir.
</p>

<h3>
	Sinekler nasıl iletişim kurar?
</h3>

<p>
	Bu sinekler iletişim kurmak için dokunsal, görsel ve koku alma duyu organlarını kullanır.
</p>

<p>
	Koku alma organlarını kullanarak yavrularını beslemek için kaynakları olan arı kovanlarını ve organik maddeleri tespit ederler.
</p>

<p>
	Bu organlar ayrıca erkekler ve dişiler tarafından salınan feromonların tespit edilmesine de yardımcı olur.
</p>

<p>
	Vücutlarındaki kıllar, dokunsal organlar gibi hareket ederek, hareketler ve sesin neden olduğu titreşimleri algılamalarını sağlar.
</p>

<p>
	Bu sinekler ayrıca şekilleri, desenleri, renkleri ve hareketleri algılayabilir.
</p>

<p>
	Çevrelerindeki uçucu kimyasalları belirlemek için antenlerini kullanırlar.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği ne kadar büyür?
</h3>

<p>
	Kara asker sineği 25 mm’ye kadar büyüyebilir.
</p>

<p>
	Dişiler erkeklerden daha büyüktür. Yeni ortaya çıkan larvalar yaklaşık 0,04 inç (1 mm) uzunluğundadır.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sineği ağırlığı nedir?
</h3>

<div>
	<div aria-labelledby="elementor-tab-title-13511" data-tab="11" id="elementor-tab-content-13511" role="tabpanel">
		<p>
			Siyah bir asker sineğinin ergin ağırlığı 0,0002-0,0004 lb (0,10-0,22 g) civarındadır.
		</p>
	</div>
</div>

<h3>
	Siyah Asker Sinekleri nasıl beslenir?
</h3>

<p>
	Bu böceklerin ana besin kaynağı organik madde, gübre gibi organik atıklar, leş ve sebze artıklarıdır. Çürüme sonrası aşamada olan leşlerden beslenirler.
</p>

<p>
	Bu karasal leş yiyiciler ayrıca gübre, bal, çürüyen mısır, sebze ve patates de tüketebilirler. Bu ve benzeri tüketim alışkanlıkları sebebiyle geri dönüşüm öğesi olarak ciddi anlamda kullanılmaktadır.
</p>

<p>
	<iframe data-secret="C0zd03edWD" frameborder="0" marginheight="0" marginwidth="0" sandbox="allow-scripts" scrolling="no" security="restricted" src="https://www.adlientomoloji.com/siyah-asker-sinegi-kara-asker-sinegi-ve-hakkinda-bilinmeyenler/embed/#?secret=HS75Lc9N7N#?secret=C0zd03edWD" title="“Siyah Asker Sineği (Kara Asker Sineği) ve hakkında bilinmeyenler” — Adli Entomoloji"></iframe>
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sinekleri zehirli midir?
</h3>

<div>
	<div aria-labelledby="elementor-tab-title-13513" data-tab="13" id="elementor-tab-content-13513" role="tabpanel">
		<p>
			Hayır, kara asker sineği zehirli bir böcek değildir. Ayrıca insanlar için zararlı veya tehlikeli değildirler. Bazı araştırmalar, insanlarda nadir görülen miyazise neden olduklarını göstermekte olsa da, net bir bağlantı görülmemiştir.
		</p>
	</div>
</div>

<h3>
	Siyah Asker Sineklerini ne öldürür?
</h3>

<p>
	Kara asker sineklerinin doğal yırtıcıları hakkında pek bir şey bilinmiyor. Genellikle memeliler, kurbağalar, kuşlar, böcekler ve kertenkeleler sineklerle beslenir.
</p>

<p>
	Çevredeki kara asker sineklerinde parazit yaban arılarının varlığı da BSF’nin nüfusunu azaltır.
</p>

<p>
	Bu yaban arıları, BSF gelişiminin pupa aşamasında konaklar ve yumurta üretimini azaltır.
</p>

<p>
	Larvalar atık yığınları, çöp kutuları ve kompostlarda bulunabilir ve herhangi bir kimyasal kullanmadan önce kontrol gereklidir.
</p>

<p>
	Kara asker sineklerinden veya larvalardan kurtulmak için pazarlarda bulunan piretrum uzay spreylerini kullanabilirsiniz.
</p>

<p>
	Yüzeylerin dezenfekte edilmesi ve ardından onları öldürmek için böcek ilacı kullanabilirsiniz.
</p>

<h3>
	Siyah Asker Sinekleri ne amaçla kullanılır?
</h3>

<p>
	BSFL’nin yetiştirilmesi, insanlara birden fazla yönden fayda sağlar.
</p>

<p>
	Balıklara, domuzlara, kertenkelelere, çiftlik hayvanlarına, kaplumbağalara ve hatta köpeklere yedirilebilecek kadar protein ve yağ gibi besin değeri içerirler.
</p>

<p>
	50-60°F (10-16°C) arasındaki sıcaklıklarda daha uzun raf ömrüne sahiptirler.
</p>

<p>
	Bu sinekler sadece sürdürülebilir gıda kaynakları olmakla kalmaz, aynı zamanda gıda israfını da azaltır. Bu böcekler insan habitatlarına çekilmez.
</p>

<p>
	Entomoremediasyon araştırmaları, bu böceklerin ağır metallerle kirlenmiş biyokütleyi arıtmak için kullanılabilir bulmuştur.
</p>

<p>
	Ayrıca kurtçuk yetiştiriciliği (maggot farming) yoluyla yetiştirilirler.
</p>

<p>
	Kara asker sineği larvaları insanlar tarafından yenilebilir. Bununla birlikte, insan tüketimine ilişkin kayıtlar nadirdir. Avusturyalı bir tasarımcı olan Katharina Unger, insanların evde yenilebilir larva üretmeleri için bir yol keşfetmiştir.
</p>

<p>
	Ayrıca su ürünleri yetiştiriciliğinde, yağ üretiminde, kitin üretiminde ve biyoremediasyonda kullanılırlar.
</p>

<p>
	Bu yazı Adli Entomoloji web sitesinde bilgilendirme amacıyla alıntılanmıştır.
</p>

<p>
	Yazı orijinali ve detaylı bilgi için ziyaret edebilirsiniz: <a href="https://www.mvcorganic.com.tr/siyah-asker-sinegi" rel="external">Siyah Asker Sineği (Black Soldier Fly)</a>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">377</guid><pubDate>Thu, 10 Nov 2022 12:30:59 +0000</pubDate></item><item><title>Siyah asker sine&#x11F;i genel &#xF6;zellikleri nelerdir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/376/</link><description><![CDATA[
<p>
	<a href="https://www.mvcorganic.com.tr/siyah-asker-sinegi" rel="external">Siyah Asker Sineği (Kara Asker Sineği)</a>
</p>

<p>
	İngilizce olarak Black Soldier Fly yani Siyah Asker Sineği (Kara Asker Sineği) olarak dilimize yerleşen Hermetia illucens hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
</p>

<p>
	Stratiomyidae familyasından Diptera takımına ait kara asker sineği (Hermetia illucens) en yaygın olanıdır.
</p>

<p>
	Stratiomyidae, ‘asker sineği’ anlamına gelen Yunanca bir kelimedir. 2.700’den fazla böcek türüne sahip 380’den fazla mevcut cins vardır. Asker sineklerine Almanca’da ‘silahlı sinekler’ anlamına gelen Waffenfliegen adı verilir.
</p>

<p>
	Bu aile aynı zamanda Xylomyidae familyası ile de yakından ilişkilidir. Siyah asker sineği, koyu kanatlı, mavimsi-siyah renktedir.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<a data-flickr-embed="true" data-header="true" href="https://www.flickr.com/photos/144198875@N02/50589741393/in/photolist-2k5rDAz-vH6YFX-MvmSB-BN3SJs-dkkJgM-qNHvjz-9XNgvG-9XNgvq-2m3DzaL-Fqbxww-vPRpbi-2jybCHq-dPL3N3-2gyVarA-2nsjhrG-2j1S89C-2gSj3Dd-dPL3Lw-9rJTDE-2hA77Sr-Jc8p7m-dquh6Z-b1BUEt-2gabo7q-nPFUBZ-jGdd1m-c66Vjy-ytyGwm-2gabLuq-2b5MLE4-jGagJ8-2jEa3uD-SEhy4v-2hA3k1i-R3fadz-SEhyge-9UX9AY-9UUiin-9UX9dC-9UUhjr-2dpQUQa-9UX8ou-2jQWZCs-e5Zx3f-7oStQQ-7yckE3-g18xCv-7hcx7w-Mc4fRp-g18E1R" title="Black Soldier Fly - Hermetia illucens" rel="external"><img alt="Black Soldier Fly - Hermetia illucens" height="640" width="800" data-src="https://live.staticflickr.com/65535/50589741393_2217babd5a_c.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></a><script async src="https://embedr.flickr.com/assets/client-code.js" charset="utf-8"></script>
</p>

<p>
	D. Craig Sheppard bu sinekleri egzotik hayvanlar için besleyici nitelikte böcekler olarak kullanımını geliştirdi ve kara asker sineği larvaları (BSFL) Fenix solucanları olarak adlandırdı. Kıtalara yayılmış olsalar da, Neotropik alemin yerli türleridir. Bu sinekler ne vektör ne de zararlı olarak kabul edilir.
</p>

<p>
	Bu sineklerin doğal yırtıcıları hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Uygun iklimde, yıl boyunca üreyebilirler.
</p>

<p>
	BSFL’de yüksek kalsiyum ve diğer besinlerle birlikte %43’e kadar protein vardır. Kara asker sineği larvaları (BSFL) ayrıca hayvan yemi, evcil hayvan yemi, su ürünleri yetiştiriciliği ve insan beslenmesi için alternatif (sürdürülebilir) bir protein (gıda kaynağı) formudur.
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">376</guid><pubDate>Thu, 10 Nov 2022 10:22:43 +0000</pubDate></item><item><title>Ba&#x15F;kalar&#x131;n&#x131;n &#xE7;i&#x11F;neme sesine tahamm&#xFC;l edemiyorsan&#x131;z, beyninizi su&#xE7;lamal&#x131;s&#x131;n&#x131;z!</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/323/</link><description><![CDATA[

<p>
	Evet Misofonya.
</p>

<p>
	Başkalarının ağız şapırdatma, sakız çiğneme, homurdanma, hatta ve hatta nefes alma sesine bile takılan, bu konuda çılgına dönüyor olabilirsiniz veya en azından çevrenizden birileri bu konuda inanılmaz duyarlıdır, karşılaşmış olmalısınız.
</p>

<p>
	Bu çekilmez durumun sinirsel bir etkileşim sonucu garip bir şekilde ortaya çıktığı belirlenmiş görünüyor. Yani suçlusu ne ağız şapırdatan (ki bana göre en büyük suç bu arkadaştadır) ne de konuya duyarlı olan kişinin bireysel seçimleri değildir, duruma duyarlı söz konusu olan bir beyin var ve bazı noktalarda bildiğimiz gibi kendi beynimize hükmedemiyoruz.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<a class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image" href="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/Evet-Misofonya.jpg.0e11cbec98459e06135e9d37ce1477a6.jpg" data-fileid="138" data-fileext="jpg" rel=""><img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="138" data-ratio="55.70" data-unique="gvoxby704" width="1000" alt="Evet-Misofonya.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/Evet-Misofonya.thumb.jpg.531a00e82a640ebd8d9cde8ec20a90c3.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></a>
</p>

<p>
	2000’li yıllardan beri bir rahatsızlık olarak belirlenen misophonia Türkçe olarak ise misofonya, şahsen kendimin de ciddi sıkıntılar yaşadığım bir durum olarak yine bir platformda gözüme çarptı, projemizde yer verelim istedim.
</p>

<p>
	DSM-5 (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) kriterlerinde net bir tanımlaması olmayan bu rahatsızlıkla ilgili olarak ciddi raporlamalar gerçekleşmiştir.
</p>

<p>
	Newcastle Üniversitesi araştırmacılarının tespitine göre beynin frontal lobu bu sıkıntıya öncülük etmekte ve ifadesel tepkilerin oluşmasına sebep olmaktadır.
</p>

<p>
	İleri okuma için aşağıda belirtmiş olduğum kaynaklara göz atmalısınız der susarım.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			kaynak: <a href="https://www.sciencealert.com/can-t-stand-the-sound-of-people-chewing-blame-your-brain-science-misophonia" rel="external">Science Alert</a> | <a href="https://www.ncl.ac.uk/press/articles/archive/2017/02/misophonia/" rel="external">NewCastle University</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">323</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 18:25:41 +0000</pubDate></item><item><title>Her insan&#x131;n parmak izi neden farkl&#x131;d&#x131;r?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/322/</link><description><![CDATA[
<p>
	Aynı genetik bilgiyi taşıyan tek yumurta ikizlerinin parmak izleri bile birbirinden farklıdır. Peki neden?
</p>

<p>
	Adli soruşturmalar sırasında bir suçun faillerini belirlemek için kullanılan yöntemlerden biri, parmak izi incelemesi. Bir olay yerinde bir kişiye ait parmak izlerinin bulunması o kişinin daha önce orada bulunduğunu gösterir ve bu durumun sebebi parmak izlerinin kişiye özel olmasıdır. Aynı genetik bilgiyi taşıyan tek yumurta ikizlerinin parmak izleri bile birbirinden farklıdır.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="137" data-ratio="35.01" data-unique="kql61tf6y" width="717" alt="her insanın parmak izi.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/794452463_herinsannparmakizi.jpg.839f24bb865f9d8eab3056c956c99487.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	İnsanların parmak izlerinin neden birbirinden farklı olduğunu anlamak için parmak izlerinin oluşma sürecine göz atmak gerekir. Bir insanın parmak izleri ana rahmindeyken oluşur. Gebeliğin 10. haftası civarında başlayan süreç 16-17. hafta civarında tamamlanır. Parmak izlerinin şeklini belirleyen, derinin en dış katmanı olan epidermis ile daha içteki katman olan dermis arasındaki etkileşimdir ve bu etkileşimi belirleyen pek çok etken vardır.
</p>

<p>
	Örneğin kan basıncı, kandaki oksijen miktarı, hormon seviyeleri, parmaklar ile amniyotik sıvı arasındaki etkileşim ve fetüsün rahim içindeki hareketleri bu etkenlerden bazılarıdır. Haftalar süren bir süreç boyunca tüm bu etkenlerin iki ayrı fetüs için aynı olması olasılık dışı olduğu için insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">322</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 18:23:53 +0000</pubDate></item><item><title>Su i&#xE7;meyi aniden durdurursan&#x131;z v&#xFC;cudunuza ne olur?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/320/</link><description><![CDATA[
<p>
	Meyve suları, meşrubatlar ve çay gibi su içeren tüm içecekler de dahil, su içmeyi durdursanız, vücudunuza ne olur?
</p>

<p>
	Hiç merak ettiniz mi? Acaba; meyve suları, meşrubatlar ve çay gibi su içeren tüm içecekler de dahil, su içmeyi durdursanız, vücudunuza ne olur? Cevabımıza, hoş olmaz diyerek başlayalım.
</p>

<p>
	<strong>Vücudunuz % 60 sudan oluşur</strong>, bu da sizin bunu sürekli temin ettiğinizden emin olmanız için yeterli bir sebep.
</p>

<p>
	Su, fonksiyonlarınızı uygun şekilde devam ettirin diye gerçekten çok çalışır. Bunu; hayati besin ve hormonları ihtiyaç duyulan yere taşıyarak, eklemlerimize yastık görevinde bulunarak, iç sıcaklığımızı düzenleyerek ve göz bebeklerimizi kayganlaştırarak yapar.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="135" data-ratio="51.81" data-unique="oltqgeidb" width="745" alt="Su-icmeyi-aniden-durdurursaniz-vucudunuza-ne-olur.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/Su-icmeyi-aniden-durdurursaniz-vucudunuza-ne-olur.jpg.59b1646d899ade8cc3ce5f09459717b5.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	İdrar, terleme ve dışkılama gibi süreçlerle <strong>günde yaklaşık olarak 1,5 litre su kaybettiğimiz için</strong>, ne zaman su alımı yapmamız gerektiğini de bilmemiz gerekiyor. Tam burada, beynin hipotalamusunda bulunan susama merkezi devreye girer. Bu, sürekli kan damarlarıyla iletişim halindedir. Ne kadar suya sahip olduğunuzu bulur ve sululuk seviyesi idealin altına düştüğünde, beyniniz bir şeyler içmeniz gerektiğini söyler.
</p>

<p>
	Çalışmalar ayrıca susuz kalan bir beynin daha az etkili olduğunu ve su kaybetmiş katılımcıların beyinlerinin, sulu olanlara göre daha fazla oksijen gerektirdiğini göstermiştir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">320</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 17:22:06 +0000</pubDate></item><item><title>Ka&#x11F;&#x131;t Kesi&#x11F;i Neden Daha &#xC7;ok Ac&#x131;t&#x131;r?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/319/</link><description><![CDATA[
<p>
	Jilet kesikleri daha derin ve kanamalı olmasına rağmen ortalama bir acı bırakır. Ama kağıt kesiği çok daha küçüktür ve bazıları kanamaya bile sebep olmaz. Peki o zaman neden kağıt kesiği daha fazla acı verir?
</p>

<p>
	Jilet kesiği, düz bir kesiktir. İlk dakikalarda acı ve kanamaya sebep olsa da bir süre sonra ortada ne acı ne de kanama kalır. Çoğu zaman kesik tabanında enfekte olmaya sebep verecek parçalar bırakmaz.
</p>

<p>
	Kağıt kesiğinden daha çok acıtır hemen geçmez öyle vicdanın izi, demiş Aleyna Baba..
</p>

<pre class="ipsCode prettyprint lang-html prettyprinted" id="ips_uid_6173_7" style="">
<span class="pln">Kağıt kesiğinden daha çok acıtır hemen geçmez öyle vicdanın izi, demiş Aleyna Abla..</span></pre>

<p>
	Ancak kağıt kesiği böyle değildir. Kağıt kesiği daha küçük olsa da daha fazla acı verir. Bunun nedeni ise geride enfeksiyona sebebiyet verecek minik parçalar bırakmasıdır. Kağıt, ağaçtan ve çeşitli kimyasallardan elde edilir. Deriyi kesen kağıt parçası yaranın içine bu kimyasalları ve parçaları artık olarak bırakır.
</p>

<p>
	Daha sonra ufak bir yara olan kağıt kesiği kapanır. Ancak içeride kalan parçacıklar ortadan kaldırılana kadar sizleri rahatsız etmeye devam eder. Bu yüzden kağıt kesiği jilet kesiğinden daha fazla acıya sebep olur.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">319</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 15:18:58 +0000</pubDate></item><item><title>Sinekler Ellerini Neden Ovu&#x15F;tururlar?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/317/</link><description><![CDATA[
<p>
	Sineklerin konduklarında yaptıkları el ovuşturma hareketinin sebebi nedir?
</p>

<p>
	Sinekleri daha yakından gözlemlerseniz aslında sadece ayaklarını birbirine sürtmediklerini fark edeceksiniz.Sinekler aslında ayaklarını, proboscis adı verilen, ağızlarından bir uzantı şeklinde çıkan ve beslenme için kullandıkları hortumlarına sürterler.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img alt="Sineklerin konduklarında yaptıkları el ovuşturma hareketinin sebebi nedir" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="131" data-ratio="66.67" data-unique="cun1zynzx" style="width: 600px; height: auto;" width="600" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/980057583_Sineklerinkonduklarndayaptklarelovuturmahareketininsebebinedir.jpg.190a719a0a4e0b3fff815084d026f0cd.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Bildiğimiz kadarıyla bunu yapmalarının iki amacı var. Birinci amaç, proboscis’e yapışmış olan polen tanelerini ayaklar yardımıyla temizlemek.ikincisi ise,sineklerin ayaklarından tat almalarıyla ilgili.
</p>

<p>
	Sinekler normalde kıvrık duran proboscisi uyarmak için ayaklarının üzerindeki duyarlı kılları kullanırlar.Ayakların sürtünme hareketi bu kılların hortumu yani proboscisi uyarmasını sağlar. Bu sayede sinekler,besin alımı sırasında enerji tasarrufu yapmış olurlar. (Sineklerin besini proboscis aracılığıyla aldıklarını hatırlatalım.)
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="132" data-ratio="75.30" data-unique="3f209c6bw" width="498" alt="tenor-1.gif" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/tenor-1.gif.7417de2ddfcbbca7f88743630b63f9dd.gif" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Ayaklarıyla tat alabildikleri için her seferinde,kıvrık durumdaki proboscisi açıp, besinin olup olmadığını kontrol etmelerine gerek kalmaz. Böylece, besinin olup olmadığını ayakları aracılığıyla anlayıp sadece gerektiği zaman proboscisi açmış olurlar.
</p>

<p>
	İlk bakışta sanki hayatının fırsatını bulmuş gibi bir görüntünün oluşmasını sağlayan sinek hareketidir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">317</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 15:12:55 +0000</pubDate></item><item><title>Kan kokusu nereden gelir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/316/</link><description><![CDATA[

<p>
	Kan neden demir gibi kokar veya tadı neden demir gibi hissettirir?
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="130" data-ratio="41.37" data-unique="zfh5zgy85" width="498" alt="tenor.gif" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/tenor.gif.2531d427d97049cf1131c5a9b1d0a855.gif" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Kan kokusu, yırtıcı hayvanlar için yemek anlamına geliyor. Linköping Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacı kandaki hangi maddelerin hayvanların davranışlarında değişikliklere sebep olduğunu incelemiş.
</p>

<p>
	Deneyler, kanda bulunan trans-4,5-epoxy-(E)-2-decenal adlı aldehit grubu bir maddenin kokusunun, yırtıcı hayvanlar için kanın kendisi kadar çekici olduğunu gösteriyor.
</p>

<p>
	<iframe frameborder="0" height="265" src="https://clyp.it/jcxmcelk/widget" width="100%"></iframe>
</p>

<p>
	Araştırmacılar, deneylerde dört ayrı yırtıcı hayvan türünü kullanmış: Asya vahşi köpekleri, Afrika vahşi köpekleri, Güney Amerika çalı köpekleri ve Sibirya kaplanları.
</p>

<p>
	Yarım metre uzunluğunda bir tahtanın üzerine dört ayrı sıvı dökülmüş ve hayvanların bu sıvılara verdiği tepkiler incelenmiş. Kullanılan dört sıvı şunlar: at kanı, meyve özü, kokusuz bir çözücü ve kana kokusunu verdiği düşünülen aldehit.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			kaynak: <a href="http://www.newhealthadvisor.com/Why-Does-Period-Blood-Smell.html" rel="external">New Health Advisor</a> | <a href="https://www.quora.com/Why-does-blood-smell-like-copper" rel="external">Quora</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">316</guid><pubDate>Thu, 08 Apr 2021 15:11:09 +0000</pubDate></item><item><title>Sinekler neden havada as&#x131;l&#x131; kalm&#x131;&#x15F; gibi sabit halde bekler?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/315/</link><description><![CDATA[
<p>
	Mutlaka bir piknikte, bir çocukluk anısında veya çimlere uzandığınızda tepenizde saçma bir şekilde anlık yer değiştiren ama havada askıda kalan birkaç sinek dostumuza canlı şahit olmuşsunuzdur.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="129" data-ratio="47.45" data-unique="wp20xleb1" width="744" alt="Sinekler-havada-keyfi-olarak-askıda-kalmazlar-bir-amaç-için-beklerler..jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/1730745903_Sinekler-havada-keyfi-olarak-askda-kalmazlar-bir-ama-iin-beklerler..jpg.0c8dab4fd3054e99b1d9c05181d01668.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	O sinekciklerin aslında bir amacı var, çiftini bekliyor, arıyor, kolluyor ve ortalığı kolaçan ediyor biliyor musunuz?
</p>

<p>
	<iframe frameborder="0" height="265" src="https://clyp.it/lx4yjvxl/widget" width="100%"></iframe>
</p>

<p>
	Mutlaka denemelisiniz, böyle bir sahneyle karşılaştığınızda ufak bir taş parçasını sineğin yakınına eğik atış misali gönderdiğinizde hızlı bir hareketle peşinden gidip sonra tekrar ansızın eski bulunduğu konuma gelerek askıda kaldığını göreceksiniz. Bu onun için yanlış alarm niteliği taşır, boşa kurşun sıktığını görünce tekrar eski pozisyonuna geri döner.
</p>

<p>
	Mesela bu aylarda havalar ısınıyorken daha sık rastlama ihtimaliniz yüksek, bir çöp, hayvan leşi veya su birikintisi gördüğünüzde mutlaka etrafa bir göz atın, yüksek ihtimalle sevişmeye susamış sineklerden göreceksiniz.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">315</guid><pubDate>Wed, 07 Apr 2021 16:11:13 +0000</pubDate></item><item><title>Neden g&#xFC;leriz?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/314/</link><description><![CDATA[

<p>
	Gülme eyleminin gerçek amacı nedir biliyor musunuz?
</p>

<p>
	Gülmenin evrimsel kökenleri keyfe değil, hayatta kalmaya dayanıyor desek ne dersiniz..
</p>

<p>
	Gülmek, dünya genelinde her kültürde önemli bir paya sahip. Fakat gülmenin neden var olduğu belli değil. Bunun doğuştan gelen sosyal bir olgu olduğu açık olsa da (insanların bir grup içinde gülmesi, tek başlarına gülmelerinden 30 kat daha muhtemeldir), bir iletişim şekli olarak gülmenin işlevi, gizemini koruyor.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="128" data-ratio="68.38" data-unique="uplydq0xa" width="800" alt="Gülmenin evrimsel kökenleri keyfe değil, hayatta kalmaya dayanıyor.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/2076564616_Glmeninevrimselkkenlerikeyfedeilhayattakalmayadayanyor.jpg.0bed987a9c44302bf85bd2fc03bcdb66.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Proceedings of the National Academy of Sciences bülteninde yayınlanan ve UCLA’dan Gregory Bryant’ın önderlik ettiği geniş bir araştırmacı grubunun yürüttüğü yeni bir çalışma, gülmenin, dinleyicilere gülen kişinin arkadaşlık durumunu belirtebileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar dinleyicilere, eş zamanlı gülüşlerinin kısa parçalarına dayalı olarak yabancıların ve arkadaşlarının arkadaşlık durumuna karar vermelerini söylediler.
</p>

<p>
	24 farklı topluluktan yararlanan araştırmacılar, gülüşün özel akustik özelliğine dayalı olarak dinleyicilerin hatasız bir şekilde arkadaşları yabancılardan ayırabildiklerini buldular.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			kaynak: <a href="http://www.sciencealert.com/the-evolutionary-origins-of-laughter-are-rooted-more-in-survival-than-enjoyment" rel="external">Science Alert</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">314</guid><pubDate>Wed, 07 Apr 2021 16:05:17 +0000</pubDate></item><item><title>Neden d&#x131;&#x15F;ar&#x131;ya as&#x131;lan &#xE7;ama&#x15F;&#x131;rlar daha iyi kokar?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/313/</link><description><![CDATA[

<p>
	Her şey güzel de, bunun bilim ile ne alakası var şimdi? dediğinizi duyar gibiyiz. Elbette kokunun güzelliğini övmek değil derdimiz, bir açıklaması var; sizlerle paylaşmak istedik.
</p>

<p>
	Günlük giydiğimiz kıyafetlerin temiz olması için çamaşırların yıkanması, ardından asılması ve son olarak kuruması beklenir. Peki dışarıya asılan çamaşırlar neden daha iyi kokarlar?
</p>

<p>
	Her giysi belli bir programda yıkanır. Yıkama esnasında ortaya çıkan yüksek sıcaklık, çamaşırların liflerinde ki bakterileri tamamen öldürmez.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="127" data-ratio="66.75" data-unique="zu9egxxic" width="770" alt="Neden-disariya-asilan-camasirlar-daha-iyi-kokar.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/Neden-disariya-asilan-camasirlar-daha-iyi-kokar.jpg.89a0bb7ae26ca6d01a71ca7fc5522358.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Makineden çıktıktan sonra nemli ve sıcak ortamdaki koşullar, bakterilere gayet güzel bir ev sahipliği yapar. Dışarıya asılan çamaşırlarda ise durum daha farklıdır.
</p>

<p>
	Güneşten gelen ultraviyole ışınlar, hem bakterileri öldürür hem de deterjan ile birleşerek hoş bir koku oluşturur. Ayrıca, özellikle de ilkbahar ve yaz aylarında dışarıya asılan çamaşırlar, bitkilerden gelen hoş koku ile birleşir ve güzel bir koku oluşur.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			kaynak: <a href="https://www.sciencefocus.com/science/why-does-laundry-smell-better-if-its-been-hung-up-outside/" rel="external">Science Focus</a> | <a href="https://www.southernliving.com/news/smell-of-line-dried-laundry-study" rel="external">Southern Living</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">313</guid><pubDate>Wed, 07 Apr 2021 15:56:32 +0000</pubDate></item><item><title>Karbon sal&#x131;n&#x131;m&#x131; aniden dursa, her &#x15F;ey normale d&#xF6;ner mi?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/312/</link><description><![CDATA[

<p>
	Ne şekilde olursa olsun, şu an karbondioksit yaymayı durdurmak mümkün değil. Yenilenebilir enerji kaynaklarında gerçekleşen önemli ilerlemelere rağmen, toplam enerji talebi artıyor ve karbondioksit yayımları yükseliyor.
</p>

<blockquote class="ipsQuote" data-gramm="false" data-ipsquote="">
	<div class="ipsQuote_citation">
		Alıntı
	</div>

	<div class="ipsQuote_contents ipsClearfix" data-gramm="false">
		<p>
			Bir iklim ve uzay bilimleri profesörü olarak, öğrencilerime 4°C daha sıcak olan bir dünya için plan yapmaları gerektiğini öğretiyorum.
		</p>
	</div>
</blockquote>

<p>
	Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2011 yılında yayınladığı bir rapor, eğer mevcut güzergahımızdan ayrılmazsak, o zaman 6°C daha sıcak olan bir Dünya’ya bakıyor olacağımızı belirtiyor.
</p>

<p>
	Paris Anlaşması’ndan sonra aslında şu anda bile yörünge aynı.
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/YQMtb1Pd07E?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	Karbon salımlarında önce bir tepe noktası, ardından da darboğaz görmeden, yeni bir güzergahta olduğumuzu söylemek zor. Zaten görmekte olduğumuz yaklaşık 1°C’lik ısınma ile birlikte, gözlenen değişimler şimdiden rahatsız edici durumda.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			kaynak: <a href="https://www.sciencealert.com/if-we-stopped-emitting-greenhouse-gases-right-now-would-we-stop-climate-change-2017" rel="external">Science Alert</a> | <a href="https://theconversation.com/if-we-stopped-emitting-greenhouse-gases-right-now-would-we-stop-climate-change-78882" rel="external">The Conversation</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">312</guid><pubDate>Wed, 07 Apr 2021 15:48:07 +0000</pubDate></item><item><title>D&#xFC;nya neden d&#xF6;n&#xFC;yor?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/310/</link><description><![CDATA[
<p>
	<span> </span>Sadece dünya değil, diğer gezegenler de, uyduları da, Güneş de, güneş sistemi de, galaksiler de dönüyorlar. Bütün bu dönüşlerin ne zaman, niçin ve nasıl başladıkları bilinmiyor. Dünyanın dönüş sebebi basitçe, başlangıçta gaz bulutu şeklinde olduğu, bu gaz bulutunun sürekli döndüğü, sonradan katılaşıp dünya oluşunca onu durduracak bir kuvvet olmadığından dönmesine devam ettiği şeklinde izah ediliyor.
</p>

<p>
	Dünyanın ve güneş sisteminin oluşumu ile ilgili en çok kabul gören varsayıma göre 10-15 milyar yıl önce bir gaz bulutu oluşmaya başlıyor. 5-6 milyar yıl önce muhtemelen yakınlarda bir yerde bir süpernova patlamasından oluşan şok dalgaları, gaz ve toz parçalarından oluşan bu bulutun dönmeye başlamasını sağlıyor.
</p>

<p>
	Başlangıçta bir küre görüntüsünde olan bulut gittikçe daha hızlı dönüyor ve yoğunlaşıyor. Bunun sonunda da şekli düzgün bir disk halini alıyor. Merkezkaç kuvvetin etkisiyle bir miktar madde merkezden dışarı doğru atılıyor. Kendi aralarındaki çekim güçlerinin etkisiyle birleşen bu parçalar, dünya ve diğer gezegenleri oluşturuyorlar. Merkeze doğru çökenlerden de Güneş meydana geliyor.
</p>

<p>
	Dünyanın ve gezegenlerin hem kendi çevrelerinde hem de Güneş'in etrafında aynı yönde, aynı düzlemde ve Güneş'in dönüş yönü doğrultusunda dönmeleri bu teoriyi destekliyor. Ancak Venüs'ün diğer gezegenlere göre ters yönde dönmesi, Uranüs'ün kutbu Güneş'e bakacak şekilde tepe taklak dönmesi, Pluto'nun diğerlerine göre hayli eğik düzlemi de teoriyle çelişiyorlar.
</p>

<p>
	İlk olarak 1687 yılında Sir Isaac Newton'un 'Hareketlerin Kanunları' isimli kitabında belirttiği gibi, eğer bir şey hareket ediyorsa ve ona hiçbir dış kuvvet etki etmiyorsa hareketine sonsuza kadar devam eder. Dünyanın ilk dönüş hareketini nasıl kazandığı tam olarak bilinmiyorsa da onu etkileyecek önemli ölçüde bir dış kuvvet olmadığından dönüşüne epey bir süre devam edeceği kesin.
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo">
	<div>
		<iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/H-tuLd9Mu9k?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">310</guid><pubDate>Sat, 03 Apr 2021 11:45:16 +0000</pubDate></item><item><title>Okyanus ak&#x131;nt&#x131;lar&#x131;n&#x131;n devaml&#x131; yava&#x15F;lamas&#x131; bize ne anlat&#x131;yor?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/307/</link><description><![CDATA[

<p>
	Geçen yüzyılda dramatik şekilde okyanus dolaşımını zayıflatan bulgulara ait makale yayınlanmıştı.
</p>

<p>
	Hong Kong Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’ndeki bilim insanları, geçmişteki okyanus sirkülasyonunu bugün olduğu yerde yeniden yapılandırmak için Kanada kıyılarındaki fosil ve tortular üzerinde çalıştı.
</p>

<p style="text-align:center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="124" data-ratio="59.00" width="600" alt="893148989_Kanadakylarndakifosilvetortularzerindealld.jpg.07eca71bb7e1dbb0d35330573374c467.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/893148989_Kanadakylarndakifosilvetortularzerindealld.jpg.07eca71bb7e1dbb0d35330573374c467.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Okyanus sirkülasyonunun zayıflaması, özellikle de Atlantik Meridyen Alt-üst olma Sirkülasyonu (AMOC), Kuzey Amerika ve Avrupa için geleceğe yönelik endişelere neden olur. Araştırmacılar, gelecekte bizi nelerin beklediğini anlamak için, geçmişteki benzer olayları araştırıyorlar.
</p>

<p>
	Geçmişte, bilim adamları Heinrich olayları olarak adlandırılan dramatik olayları kaydettiler. Heinrich olayı, Kuzey Atlantik’teki buzulların ani ve geniş çaplı parçalanması ve daha sonra erimesidir. Bu olayların, 640.000 yıl öncesine dayanan Dünya üzerindeki son 7 buzul çağından 5’inde meydana gelen birçok buz çağı olayları ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
</p>

<p style="text-align:center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="125" data-ratio="54.00" width="600" alt="1212263455_Okyanussirklasyonununzayflamas.jpg.adc7f3017391b2c150d38bffca3bf2ea.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/1212263455_Okyanussirklasyonununzayflamas.jpg.adc7f3017391b2c150d38bffca3bf2ea.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Bilim insanları, Kuzey Atlantik ve Grönland’daki buzdağlarının ve buzulların parçalanmasının ve erimesinin Kuzey Atlantik’e büyük bir tatlı su girişine neden olabileceğini ve günümüzde benzer bir senaryo olabileceğine inanıyor.
</p>

<p>
	<strong>Okyanus Akıntılarının Yavaşlaması Bizi Nasıl Etkileyecek?</strong>
</p>

<p>
	Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’nın iklim ve hava durumu için dramatik sonuçlar doğurabilir. AMOC, okyanus ısılarını tropiklerden kuzey enlemlerine aktarmaya yarar. Bu olmazsa, Kuzey Amerika’nın kuzeyi ve Avrupa’nın kuzeyinde daha soğuk şartlar bulunabilir.
</p>

<p>
	AMOC, küresel iklimi düzenler ve ısıyı dünya genelinde daha dengeli bir şekilde dağıtmak için çalışır. Bu mekanizma olmadan mevsimsel yağışlar ve sıcaklıklar yeni okyanus / atmosfer senaryosuyla uyumlu olacak şekilde değiştirilecektir.
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents">
		<p>
			Kaynak: <a href="https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1029/2018GL080083" rel="external">AGU</a><br>
			Via: <a href="https://www.forbes.com/sites/trevornace/2018/11/27/global-ocean-circulation-keeps-slowing-down-heres-what-it-means" rel="external">Forbes</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">307</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 18:30:05 +0000</pubDate></item><item><title>Kobra etkisi nedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/304/</link><description><![CDATA[
<p>
	İngiliz yönetiminde olduğu zamanlarda Hindistan’da zehirli kobraların sayılarının artarak ciddi bir sorun haline gelmesi üzerine İngiliz yönetimi her ölü kobraya para verileceği vaadiyle halktan zehirli kobraları yakalamasını ister. önceleri çok iyi gidiyorken bazı cin fikirli Hintlilerin aklına “ormandan kobra yakalayacağız diye uğraşacağımıza çiftlik kuralım kendimiz yetiştirelim” düşüncesi gelir.
</p>

<p>
	Nasıl olsa her ölü kobra başına para alıyorlardır. böylece çiftlikte yetiştirilen kobralar teslim edilmeye başlanır ancak gelen kobra sayısının birden artmasından kıllanan İngilizler olayı araştırarak durumu öğrenirler ve para ödülüne son verirler. kobralara para verilmeyeceğini öğrenen çiftlik sahipleri ise bedavaya niye besleyeceğiz bunları diyerek ne kadar kobra varsa salarlar ortalığa ve öyle ki kobra sayısı kampanya öncesinden daha fazla duruma gelir.
</p>

<p>
	<strong>Amacı dışında kullanılan silahın geri tepmesi durumuna “kobra etkisi” ismi verilir.</strong>
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="120" data-ratio="56.19" data-unique="nsktqw442" width="945" alt="Amacı dışında kullanılan silahın geri tepmesi durumuna “kobra etkisi” ismi verilir.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/1822338079_Amacdndakullanlansilahngeritepmesidurumunakobraetkisiismiverilir.jpg.4ddba8c5cb12355e7a9382c732aa2b7b.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Bu olaydan sonra bir düşmanla savaşmak için dürüst mücadele yerine aracı kullanılması sonrası olayın daha da çığırından çıkması, kullanılan silahın geri tepmesi durumuna “kobra etkisi” ismi verilir.
</p>

<p>
	benzer bir durum Fransız kolonisi olduğu yıllarda Vietnam’da da yaşanır. farelerden bunalan Fransız Hükümeti de fare başına ödül koyar ve ölü fareler yerine “fare kuyruğu getirin yeter” der. işler bir süre iyi gider ama bir bakarlar ki ortalıkta bir sürü kuyruksuz fare dolaşmaktadır. meğersem halk yakaladığı farenin kuyruğunu kestikten sonra üremeye devam etsin diye yine serbest bırakmaktadır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">304</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 14:57:21 +0000</pubDate></item><item><title>Makine &#xD6;&#x11F;renmesi Nedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/303/</link><description><![CDATA[

<p>
	Günümüzde teknolojiye olan ilgi oldukça fazla ve bu durum bizi içen içe endişelendiriyor.  Teknolojik gelişimlere ayak uydurmak zorunda kalıyoruz. Kullandığımız sosyal ağlardan tutun da gittiğimiz hastaneye kadar bir sürü alanda verilerimiz işleniyor ve saklanıyor. Peki bu ne kadar güvenilir?
</p>

<p>
	Makine Öğrenmesi (Machine Learning) işte bu verilerimizin bazı veri analizi araçlarıyla analiz edilmesi, işlenmesi, bu analizler sonucunda anlamlı sonuçların ortaya çıkarılması ve bu sonuçlar ışığında teknolojik araçların davranışlarını belirlemesini kapsar.
</p>

<p>
	Örnek verecek olursak;
</p>

<p>
	Yaklaşık bir ay önce çıkan bir habere göre Cambridge Üniversitesi adını “Vegebot” koydukları otonom bir sistemle çalışan ve makine öğrenmesi yoluyla marul toplayan bir robot geliştirdi. Vegebot bir tepe kamera ve bilgisayar görüşü kullanarak marulları yakalıyor. Binlerce makine öğrenmesi algoritmasına dayanarak bu marulun hasat edilip edilmeyeceğine karar veriyor. Marul hastalıklı veya henüz olgunlaşmadıysa toplanmıyor. Eğer marul hasata uygunsa bıçaklar yardımıyla topraktan çıkartılır.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img alt="(Credit: University of Cambridge)" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="119" data-ratio="62.50" data-unique="g5jfug5bu" style="width: 600px; height: auto;" width="600" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/65980842_(CreditUniversityofCambridge).jpeg.ae6b3b0f72bca5f090f7f0bd3cedde3e.jpeg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Bir diğer en bilinen örnek ise Facebook Haber Kaynağıdır. Haber Kaynağı, her üyenin ilgi alanlarına göre makine öğrenmesi algoritmalarını kullanarak kişiselleştirilir.
</p>

<p>
	Makine Öğrenmesi için kullanılan diller arasında Java, Pyton ve R programlama dilleri popülerlik göstermektedir. Ayrıca Makine Öğrenmesi, yapay zeka ve istatistik alanlarıyla da yakından ilişkilidir.
</p>

<p>
	Son olarak;
</p>

<p>
	“Veri güçtür.”
</p>

<p>
	Kaynak: <a href="http://theengineer.co.uk/vegebot-lettuce-harvest/" rel="external">The Engineer</a> |<a href="https://www.bilimgunlugu.com/author/merveduman/" rel="external">Merve Duman</a>
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">303</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 14:52:55 +0000</pubDate></item><item><title>Rengi k&#x131;rm&#x131;z&#x131; olan kan&#x131;m&#x131;z neden damarda mavi-mor g&#xF6;r&#xFC;n&#xFC;yor?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/301/</link><description><![CDATA[
<p>
	Derimiz kesildiğinde ya da burnumuz kanadığında, kanı kırmızı renkli görürken neden derimizin altındaki damarları mavi-mor renkli görürüz ?
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img data-ratio="80.38" width="520" alt="Rengi-kirmizi-olan-kanimiz-neden-damarda" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/wp-content/uploads/2020/12/Rengi-kirmizi-olan-kanimiz-neden-damarda-mavi-mor-gorunuyor.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Bunun sebebi en temel anlatımıyla kırmızı kan hücrelerinin onlara farklı renk veren bir molekül madde içermesi ile alakalıdır.
</p>

<p>
	Kırmızı kan hücreleri, vücudumuzdaki oksijeni bağlayan ve ileten “hemoglobin” adı verilen bir molekülü içerir. Hemoglobin, her biri heme (demir ihva eden kısım) adı verilen ilave halka şeklinde kimyasal bir yapıya bağlanan dört protein zincirinden oluşur.
</p>

<p>
	<strong>Kırmızı kan hücrelerimiz hemoglobindeki heme grupları nedeniyle kırmızıdır.</strong>
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="118" data-ratio="56.04" data-unique="ee36y5nl4" width="637" alt="Rengi kırmızı olan kanımız neden damarda mavi-mor görünüyor.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/1939038916_Rengikrmzolankanmznedendamardamavi-morgrnyor.jpg.c412aa7d276ef3ba77cf10c242f87407.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin molekülündeki protein zincirleri genlerimiz tarafından kodlanır. Globin genlerindeki mutasyonlar talasemi ve orak hücre hastalığı gibi hastalıklara neden olabilir.
</p>

<p>
	Oksijeni bağlamak için, her bir protein zinciri, bir hemoglobin molekülü başına maksimum dört oksijen molekülünün bağlanmasını sağlayan bir heme grubuna bağlanır.
</p>

<p>
	Heme’nın merkezinde demir bir molekül bulunur. Demir, heme’nin kırmızı-kahverengi görünmesini sağlar. Peki ya demir farklı bir metal için değiştirilirse?
</p>

<p>
	Örneğin soğukkanlı hayvanlarda kan mavi görünür, çünkü bakır atomlar halkanın merkezine oturur ve oksijene bağlanır.
</p>

<p>
	<strong>Peki neden damarlarımız mavi görünüyor?</strong>
</p>

<p>
	Bu bir yanılsamadır; damarlar aslında beyaz-pembe. Gözlerimizle gördüğümüz mavi renk , kanın, damarın, cildin ve rengini görmemizi sağlayan tüm etkenlerin sonucudur.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">301</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 14:47:09 +0000</pubDate></item><item><title>Neden sa&#xE7;lar&#x131;n&#x131;z k&#x131;v&#x131;rc&#x131;k olur biliyor musunuz?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/300/</link><description><![CDATA[

<p>
	Saçın kimyasal yapısı aynı olmasına rağmen, bazı insanların saçlarının düz bazılarının ise kıvırcık olmasına sebep olan şey nedir sorusu akla gelebilir.
</p>

<p>
	Saçımızın dokusu göz rengimiz gibi genetik olarak belirlenen fiziksel özelliklerimizden. Ancak saçın kimyasal yapısı aynı olmasına rağmen, bazı insanların saçlarının düz bazılarının ise kıvırcık olmasına sebep olan şey nedir sorusu akla gelebilir.
</p>

<p>
	Saç büyük oranda ipliksi yapıdaki proteinler olan keratinden oluşur. Saçımızın yanı sıra derimizin ve tırnaklarımızın temel bileşeni olan keratin proteinlerinin farklı türleri vardır. Makro ölçekte moleküller olan keratin proteinlerinin yapı taşı olan ve monomer olarak isimlendirilen molekül birimleri kimyasal bağlarla birlerine bağlanarak uzun ipliksi yapıyı oluşturur.
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="150" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/mBVD4kAcWKw?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	Keratin proteinlerinin yapısındaki sistein amino asitlerinin yapısında kükürt atomları bulunur ve sistein amino asitleri yapısında kükürt bulunan diğer moleküllerle güçlü kimyasal bağlar oluşturabilir. Sistein amino asitlerinin saç telinin farklı bölümlerindeki sistein moleküllerine bağlanması saçın kıvrılmasına neden olur.
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/UggpOcqfAyM?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	Saçın kalınlığı ve dokusu saç kökünün şekline ve büyüklüğüne bağlıdır. Örneğin düz saçların kökleri küresel şekildeyken, kıvırcık saçların kökleri ovaldir. Asimetrik ve yassı şekilli saç kökleri saç telinin kıvrılmasına neden olur.
</p>

<p>
	Saç kökünün derinin içinde nasıl yönlendiği de saçın dokusunu etkiler. Düz saçların kökleri genellikle derinin altında dikey şekilde yönlenir. Kıvırcık saçların kökleri ise derinin altında kıvrılmış şekilde bulunur.
</p>

<p>
	ikincil bir okuma için tercihen: <a href="https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/sacin-kivircik-olmasina-sebep-olan-sey-nedir" ipsnoembed="true" rel="external">https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/sacin-kivircik-olmasina-sebep-olan-sey-nedir</a>
</p>

<p>
	KAYNAK <a href="https://time.com/7593/curly-hair-physics-explained/" rel="external">Time</a>
</p>

<p>
	VİA <a href="https://www.popsci.com/science/article/2012-11/fyi-what-maks-hair-curly/" rel="external">Popular Science</a>
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">300</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 14:44:20 +0000</pubDate></item><item><title>Elektrik tellerine konan ku&#x15F;lara neden elektrik &#xE7;arpmaz?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/296/</link><description><![CDATA[
<p>
	Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?
</p>

<p>
	Elektrik tellerine konan kuşlara neden elektrik çarpmadığı hepimiz için merak konusu olmuştur. Bu konunun aslı akıma dayanır. Tel üzerine konan bir kuş üzerinde akım oluşmaz. Çünkü sadece akım, bir canlının üzerinden akabilirse o canlıya elektrik zarar verebilir. Akımın canlı üzerinden akabilmesi için, bir taraftan girip vücudu başka bir yerden terk etmesi gerekir.
</p>

<p>
	Eğer bir kuş sadece bir tel üzerinde olmaz ve iki ayrı tele temas ederse bir teldeki akım kuşun üzerinden başka bir tele aktığı için kuşa elektrik etki eder. Örneğin; evlerimizdeki prizlerde iki delik olması aynı sebebe dayanır. Çünkü, elektriğin kullanacağımız aletin bir tarafından girmesi, aletin içinde dolaştıktan sonra başka bir bölümden terk etmesi gerekir.
</p>

<p style="text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="116" data-ratio="47.67" data-unique="16zmqwvp0" width="600" alt="Elektrik tellerine konan kuşlara neden elektrik çarpmaz.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2021_04/476156112_Elektriktellerinekonankularanedenelektrikarpmaz.jpg.4e27e099a9f1b84be58baf5d081fb6a7.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	“Peki bir tel üzerinde duran kuşun bir ayağından giren elektriğin diğer ayağından çıkması ile neden elektrik çarpmıyor?” sorusu aklımıza gelebilir.Bir tel üzerinde duran kuşa elektrik çarpmaz, yani bu olay gerçekleşemez. Çünkü, kuşun üzerinde bulunduğu tel çok düşük dirençli ve akımın kolay geçebileceği bir tel olduğu için, akım geçmesi zor olduğu ve çok daha yüksek dirençli kuşun üzerinde geçmez.
</p>

<p>
	Bu da keyif yapmanız için tatlı bir animasyon alıntısıdır, Pixar’dır, işin en iyisidir.
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/k2PJ6T7U2eU?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">296</guid><pubDate>Fri, 02 Apr 2021 14:35:27 +0000</pubDate></item><item><title>Bal&#x131;k K&#x131;l&#xE7;&#x131;&#x11F;&#x131; Diyagram&#x131; Nedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/149/</link><description><![CDATA[

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Neden sonuç diyagramı veya <strong>Ishikawa diyagramı </strong>olarak da adlandırılan bir balık kılçığı diyagramı, bir sorunun olası kök nedenlerini tanımlamak ve sınıflandırmak için kullanılan bir görselleştirme aracıdır. Temel neden analizi için tipik olarak kullanılan bir kılçık diyagramı, beyin fırtınası uygulamalarını bir tür zihin haritası şablonu ile birleştirir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Balık kılçığı diyagramı, ürün geliştirme ve sorun giderme işlemlerinde faydalıdır. Grup, bir problemin olası tüm nedenlerini beyin fırtınası yaptıktan sonra, kolaylaştırıcı bireyler grubun potansiyel nedenlerini önem düzeyine göre derecelendirmesine ve bir hiyerarşi çizmesine yardımcı olur. Diyagramın tasarımı, bir balığın iskeleti gibi görünür. Balık kılçığı diyagramları, tipik olarak, sağdan sola çalışılır ve her bir büyük “kemik” daha fazla ayrıntı içeren daha küçük kemikler içerecek şekilde dallanır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bir Japon kalite kontrol uzmanı olan <strong>Dr. Kaoru Ishikawa</strong>, çalışanların yalnızca daha büyük bir sorunun belirtilerini ele alan çözümlerden kaçınmasına yardımcı olmak için balık kılçığı şemasını icat etmesiyle itibar kazanmıştır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Balık kılçığı diyagramları, yedi temel kalite aracından biri olarak kabul edilir ve Altı Sigma’nın DMAIC (tanımla, ölç, analiz et, geliştir, kontrol) yaklaşımının “analiz” aşamasında kullanılır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Balık kılçığı diyagramları genellikle bir ekip toplantısı sırasında yapılır ve bir flipchart tahtası veya beyaz tahtaya çizilir. Daha fazla çalışılması gereken bir sorun tespit edildiğinde, ekip bu diyagramı oluşturmak için aşağıdaki adımları izleyebilir:</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">1-     Balığın başı, sorunu bir ifade formatında listeleyerek ve etrafına bir kutu çizerek oluşturulur. Daha sonra, sayfa boyunca kafaya dönük bir şekilde yatay bir ok çizilir, bu balıkların omurgasını oluşturur.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">2-     Ardından, soruna katkıda bulunabilecek en az dört temel “neden” tanımlanır. Başlamak için bazı genel kategoriler arasında yöntemler, beceriler, ekipman, insanlar, malzemeler, çevre veya ölçümler yer alabilir. Bu nedenler daha sonra, omurganın oklarla oklara çevrilmesiyle balığın ilk kemiklerini oluşturur.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">3-     Her genel sebep için, ekip üyeleri, katkıda bulunabilecek destekleyici bilgileri beyin fırtınası yapmalıdır. Bu, konuşmayı odaklı tutmak için 5 Whys veya 4P’ler (Politikalar, Prosedürler, Kişiler ve Tesis) gibi bazı sorgulama yöntemlerini içerir. Katkıda bulunan faktörler, karşılık gelen nedenlerinden ayrılmak için yazılmıştır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">4-     Bu her nedeni parçalama işlemi, soruna neden olan temel nedenler tespit edilinceye kadar devam eder. Ekip daha sonra bir sonuç ve sonraki adımlar kararlaştırılana kadar diyagramı analiz eder.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	 
</p>

<figure aria-describedby="caption-attachment-1474" id="attachment_1474" style="color:#222222; font-size:17px; text-align:center">
	<span style="font-size:14px;"><a href="https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png" rel="external" style="background-color:transparent; border-bottom:2px solid currentcolor; color:#7f0f0f"><img alt="Balık Kılçığı Diyagramı https://cerenbandirma.com/2014/08/26/problemin-sonucunu-degil-nedenini-ogren/" data-ratio="47.00" height="313" srcset="https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png 1376w, https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png?w=150&amp;h=71 150w, https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png?w=300&amp;h=141 300w, https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png?w=768&amp;h=361 768w, https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png?w=1024&amp;h=481 1024w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="667" data-src="https://cerenbandirma.files.wordpress.com/2014/08/resim11.png?w=1557&amp;h=732" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></a></span>

	<figcaption id="caption-attachment-1474" style="color:#444444; font-size:11px; text-align:left">
		<span style="font-size:14px;">Balık Kılçığı Diyagramı <a href="https://cerenbandirma.com/2014/08/26/problemin-sonucunu-degil-nedenini-ogren/" ipsnoembed="true" rel="external">https://cerenbandirma.com/2014/08/26/problemin-sonucunu-degil-nedenini-ogren/</a></span>
	</figcaption>
</figure>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	 
</p>

<h2 style="color:#111111; font-size:20pt; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit">Basit Kılçık</span></span>
</h2>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit"><span style="vertical-align:inherit">Temel biçiminde, neden sonuç diyagramı önceden belirlenmiş bir yakınlığa veya neden kategorisine sahip değildir, bu nedenle kuruluşunuz için benzersiz olabilecek eğilimleri belirleyebilirsiniz. </span><span style="vertical-align:inherit">Örneğin, bir halkla ilişkiler firması, bir imalat işleminde bulunamayacak yakınlıklara sahip olabilir ve bunun tersi de geçerlidir.</span></span></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><img alt="Basit Kılçık veya Ishikawa Diyagramı" data-ratio="90.99" srcset="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=100&amp;height=91&amp;name=simplefishbone.jpg 100w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=200&amp;height=182&amp;name=simplefishbone.jpg 200w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=300&amp;height=273&amp;name=simplefishbone.jpg 300w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=400&amp;height=364&amp;name=simplefishbone.jpg 400w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=500&amp;height=455&amp;name=simplefishbone.jpg 500w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=600&amp;height=546&amp;name=simplefishbone.jpg 600w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="455" data-src="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/simplefishbone.jpg?width=200&amp;height=182&amp;name=simplefishbone.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></span>
</p>

<h2 style="color:#111111; font-size:20pt; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit">4S Balık Kılçığı</span></span>
</h2>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit"><span style="vertical-align:inherit">Bu tip C&amp;E diyagramı yaygın olarak hizmet endüstrisinde kullanılır. </span><span style="vertical-align:inherit">Potansiyel nedenlerle ilgili bilgileri dört ortak kategoride düzenler: Tedarikçiler, Sistemler, Çevre ve Beceriler.</span></span></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><img alt="4S Balık Kılçığı Şeması" data-ratio="59.34" height="324" srcset="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=150&amp;height=89&amp;name=4sfishbone.jpg 150w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=300&amp;height=178&amp;name=4sfishbone.jpg 300w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=450&amp;height=267&amp;name=4sfishbone.jpg 450w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=600&amp;height=356&amp;name=4sfishbone.jpg 600w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=750&amp;height=445&amp;name=4sfishbone.jpg 750w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=900&amp;height=534&amp;name=4sfishbone.jpg 900w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="546" data-src="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/4sfishbone.jpg?width=300&amp;height=178&amp;name=4sfishbone.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></span>
</p>

<h2 style="color:#111111; font-size:20pt; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit">8P Balık Kılçığı</span></span>
</h2>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit"><span style="vertical-align:inherit">Bu tür 8 kategori kullanır: Prosedürler, Politikalar, Yer, Ürün, Kişiler, İşlemler, Fiyat ve Promosyon. </span><span style="vertical-align:inherit">Bu değişiklik, hizmet endüstrisinde de yaygın olarak kullanılır, ancak hemen hemen her türlü işletmede de uygulanabilir.</span></span></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><img alt="8P Balık Kılçığı veya Sebep ve Sonuç Şeması" data-ratio="31.21" height="190" srcset="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=250&amp;height=79&amp;name=8pfishbone.jpg 250w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=500&amp;height=157&amp;name=8pfishbone.jpg 500w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=750&amp;height=236&amp;name=8pfishbone.jpg 750w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=1000&amp;height=314&amp;name=8pfishbone.jpg 1000w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=1250&amp;height=393&amp;name=8pfishbone.jpg 1250w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=1500&amp;height=471&amp;name=8pfishbone.jpg 1500w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="606" data-src="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/8pfishbone.jpg?width=500&amp;height=157&amp;name=8pfishbone.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></span>
</p>

<h2 style="color:#111111; font-size:20pt; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit">Man Makineleri Malzemeleri Balık Kılçığı</span></span>
</h2>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit"><span style="vertical-align:inherit">Üretimde yaygın olarak kullanılan bu varyasyon, bir problemin potansiyel nedenlerini şu kategorilerde organize etmenizi sağlar: İnsan, Malzemeler, Makine, Yöntemler, Ölçümler ve Çevre. </span><span style="vertical-align:inherit">Bazı durumlarda iki ek kategori dahil edilir: Yönetim / Para ve Bakım.</span></span></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><img alt="İnsan Makineleri Malzemeleri Balık Kılçığı Şeması" data-ratio="40.66" height="245" srcset="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=225&amp;height=92&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 225w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=450&amp;height=183&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 450w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=675&amp;height=275&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 675w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=900&amp;height=366&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 900w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=1125&amp;height=458&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 1125w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=1350&amp;height=549&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg 1350w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="602" data-src="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/manmachinematerialsfishbone.jpg?width=450&amp;height=183&amp;name=manmachinematerialsfishbone.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<strong><span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit">Deney Tasarımı Balık Kılçığı</span></span></strong>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><span style="vertical-align:inherit"><span style="vertical-align:inherit">Son tür Fishbone diyagramı, bir deneyi tasarlamanıza yardımcı olacak bir cevap değişkeni için potansiyel faktörler hakkında yapılandırılmış beyin fırtınasına izin verir. </span><span style="vertical-align:inherit">Bu şemayı, Yanıt değişkenlerinin potansiyel faktörleri hakkında Kontrol Edilebilir, Kontrol Edilemeyen, Tutulan Sabit ve Engellenebilir Sorunlu kategorilerinde düzenlemek için kullanabilirsiniz.</span></span></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><img alt="Deney Tasarımı Fishbone veya C&amp;E Diyagramı" data-ratio="46.59" height="248" srcset="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=225&amp;height=105&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 225w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=450&amp;height=210&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 450w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=675&amp;height=315&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 675w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=900&amp;height=420&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 900w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=1125&amp;height=525&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 1125w, https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=1350&amp;height=630&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg 1350w" style="border-bottom: 5px solid rgb(237, 203, 33); border-image: initial; border-left: 0px; border-right: 0px; border-top: 0px; height: auto;" width="529" data-src="https://blog.minitab.com/hs-fs/hubfs/Imported_Blog_Media/design_of_experiments_fishbone.jpg?width=450&amp;height=210&amp;name=design_of_experiments_fishbone.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></span>
</p>

<blockquote class="ipsQuote" data-gramm="false" data-ipsquote="">
	<div class="ipsQuote_citation">
		Alıntı yap
	</div>

	<div class="ipsQuote_contents ipsClearfix" data-gramm="false">
		<p>
			 
		</p>

		<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
			<em><span style="color:#222222; font-size:small; text-align:left">whatis.techtarget.com/definition/fishbone-diagram</span></em>
		</p>

		<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
			<em><span style="color:#222222; font-size:small; text-align:left">blog.minitab.com/blog/understanding-statistics/five-types-of-fishbone-diagrams</span></em>
		</p>

		<p style="color:#222222; font-size:14px; text-align:left">
			<em><span style="color:#222222; font-size:small; text-align:left">history-biography.com/kaoru-ishikawa/</span></em>
		</p>

		<p>
			 
		</p>
	</div>
</blockquote>

<p>
	<em>Yazı blog bölümünde Tuba Nur Açık tarafından kaleme alınmıştır. Üyeliği temin edildiğinde hesabına tanımlanacaktır.</em>
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">149</guid><pubDate>Sat, 25 Jul 2020 13:37:34 +0000</pubDate></item><item><title>Neden ka&#x15F;&#x131;n&#x131;r&#x131;z? Ka&#x15F;&#x131;nt&#x131;n&#x131;n &#xF6;l&#xE7;&#xFC;s&#xFC; nedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/265/</link><description><![CDATA[
<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Normal bir kaşınma hissi için, beynimiz deri altındaki sinir hücrelerine vakti geldiğinde kaşınma eyleminin sinyalini iletiyor. Sinir hücreleri harekete geçiyor ve kaşınmamız gerektiğini anlıyoruz. Çünkü derimizin yenilenmeye ihtiyacı var. Ölü hücrelerin, birçok başka yolla vücuttan atılması gibi bu yolla da atılarak yenilenmesi gerekiyor. Bunu da kaşınırken, havlu ile kurulanırken, giyinirken ya da soyunurken bir anlamda sağlıyoruz.Bize bu hissi veren sinir hücreleri, beyinden aldıkları emirle aynı zamanda acı hissini de iletmekle yükümlü olan sinir hücreleri… Dolayısıyla bir yerimizi gereğinden fazla kaşıdığımızda duyduğumuz acının sebebi de bu.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Öte yandan, kaşınma hissi vücudumuzu bir saldırıya karşı korumamız gerektiğinde de oluşabiliyor. Bu vesileyle kan dolaşımı hızlanıyor ve saldırı bölgesinde bir takım kimyasal tepkimeler sonucu vücut savunmasını hazır etmeye çalışıyor, direniyor, saldırıya karşı tepki gösteriyor.Kaşınma, başka bir açıdan beyinde rahatlama duyusunu da harekete geçiriyor. Sistemimiz rahatlamak istediğinde kaşınma isteğini bu yüzden başlatıyor olabilir.Bilim insanları aynı zamanda HIV, bazı kanser türleri, karaciğer bozukluğu ya da böbrek yetmezliği gibi sebeplerle kaşıntı problemi yaşayan yaklaşık 30 milyon insan olduğunu ifade ediyorlar.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bunların yanı sıra bazı virüslerde kaşınmaya neden olabiliyor.Örnek olarak genellikle çam ağaçlarında bulunan <em>Thaumetopoea pityocampa</em> (çam kese böceği) üzerinde bulundurduğu kıllara dokunmak yada çam ağacı altında belli bir süre oturmakla beraber ciddi bir şekilde kaşınmanıza neden olabilir.Kaşıntının sebebi bu böceğin barındığı virüs olarak bilinmektedir.</span>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">265</guid><pubDate>Fri, 23 Oct 2020 10:09:34 +0000</pubDate></item><item><title>Mayal&#x131; yo&#x11F;urt ile probiyotik yo&#x11F;urt aras&#x131;nda bir fark var m&#x131;?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/254/</link><description><![CDATA[
<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Aslına bakarsanız çok gözle görünür bir fark yok, zaten yaşamdaki tüm detaylar gibi burada da işlevselliği sağlayan yine detayların gizli dünyasıdır. İkisi de mayalanarak elde edilir, bunun dışında probiyotik yoğurtlarda bağırsak florasını düzenleyen laktik asit bakterilerinin miktarı daha fazladır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bir ürünün probiyotik olarak adlandırılabilmesi için, bilinen yoğurt mayaları ile birlikte bir veya daha fazla probiyotik kültür de içermesi gerekmektedir (ör: Lactobacillus bulgaricus, Streptococcus thermophilus, Acti regularis, vb). Bu mayaların vücudumuzda faydalı etkiler gösterebilmeleri için, bağırsaklara canlı olarak ulaşmaları gerekmektedir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Mayalı yoğurt üretilirken Streptococcus thermophilus ve Lactobacillus bulgaricus karışık kültürü kullanılır. Probiyotik yoğurt yapımı sırasında ise bu mikroorganizmaların yanı sıra diğer laktobasiller, bifidobakterler ve enterokoklar yer almalıdır. Örneğin L. acidophilus ve bifidobakterler, enzimlerin aktimikrobiyal etkisine, asit ortama ve yüzey gerilimine diğer probiyotiklere kıyasla daha dirençli olduklarından fermente süt ürünlerinde daha çok tercih edilirler. </span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bazı mayalar da probiyotik yapımında kullanılabilir ki bunlar da Saccharomyces cerevisiae,Candida torulopsis Saccharomyces boulardii’dir. Probiyotikler bağırsak mikroflorasını, mayalı yoğurda göre daha çok kapsar.</span>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">254</guid><pubDate>Fri, 16 Oct 2020 21:23:03 +0000</pubDate></item><item><title>Yank&#x131;s&#x131;z odan&#x131;n &#xF6;zelli&#x11F;i nedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/240/</link><description><![CDATA[

<p>
	Yankısız odalar, dünyadaki en sessiz yerlerdir ve negatif desibel cinsinden ölçülen arka plan seslerine sahiptirler. Bu odacıklarda birkaç dakika kaldıktan sonra kulaklarınız ortama alışır ve kalp atışınızı, kulaklarınıza nazikçe pompalanan kanı duyabilir ve bu nedenle yön değiştirirken hatta ayakta dururken sorunlar yaşayabilirsiniz.
</p>

<p style="text-align:center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="108" data-ratio="60.49" width="572" alt="120238010_1513356228860411_5468509110056104957_n.jpg.e4115097d83e9f97b1e4221f0973ee04.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2020_09/120238010_1513356228860411_5468509110056104957_n.jpg.e4115097d83e9f97b1e4221f0973ee04.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents">
		<p>
			Kaynak: <a href="https://acousticengineering.wordpress.com/2013/07/22/does-an-anechoic-chamber-cause-hallucinations/amp/" rel="external">https://acousticengineering.wordpress.com/2013/07/22/does-an-anechoic-chamber-cause-hallucinations/amp/</a>
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">240</guid><pubDate>Tue, 29 Sep 2020 14:08:34 +0000</pubDate></item><item><title>Neden kan&#x131;m&#x131;z k&#x131;rm&#x131;z&#x131; iken damarlar&#x131;m&#x131;z mavi renktedir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/198/</link><description><![CDATA[
<p>
	<span style="font-size:14px;">Vücut dışındaki kanı gördüğünüzde kırmızı, damarlar ise mavidir, peki neden?</span>
</p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: center;">
	<img class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="58" data-ratio="39.48" data-unique="tganqrgc3" style="" width="765" alt="Damarlar ve kan rengi.jpg" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2020_08/930000609_Damarlarvekanrengi.jpg.c31cd39b25ed116d4035c31469b77035.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">İnsan kanı, <strong>Hemoglobin protein aktivitesinden</strong> (dolaşım sisteminiz boyunca oksijen taşıması açısından çok önemi olan ve hem olarak adlandırılan kırmızı renkli bir bileşik) dolayı kırmızıdır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Hem, oksijen taşıyan bir demir atomundan oluşur. Bu molekül, oksijeni akciğerlerden vücudun diğer bölümlerine taşır.</strong></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Kimyasallar, yansıttıkları ışığın dalga boylarına dayanarak gözlerimize özel renkler gösterirler. Oksijene bağlı hemoglobin mavi-yeşil ışığı emer, bu da gözlerimize yansıyan kırmızı-turuncu ışık, kırmızı görünür.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Bu yüzden oksijen demire bağlandığında kan, parlak kiraz kırmızısı rengine dönüşür. Oksijen bağlı olmadan, kan koyu kırmızı bir renktir.</strong></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Potansiyel olarak ölümcül bir gaz olan karbon monoksit (CO), oksijenden 200 kat daha güçlü bir bağ ile heme bağlanabilir. CO, oksijenin yerinde olursa, hemoglobine bağlanamaz ve bu da ölüme sebep olabilir.<strong> (Örneğin; Soba zehirlenmeleri)</strong></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bazen kan cildimiz boyunca mavi görünebilir. Damarlarımızda kanın mavi olduğunu duymuş olabilirsiniz. Çünkü; akciğerlere geri döndüğünde oksijen eksikliği vardır. Ama bu yanlış; insan kanı asla mavi değildir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Damarların mavimsi rengi sadece bir optik yanılsamadır. Mavi ışık, kırmızı ışık kadar dokuya nüfuz etmez. Kan damarı yeterince derin olursa, gözleriniz, kırmızı dalga boylarında kanın kısmi emiliminden dolayı kırmızı yansıyan ışıktan daha fazla mavi görür. Fakat hayvan dünyasında başka yerlerde mavi kan elbette bulunmaktadır. Kalamar ve at nalı yengeçleri gibi hayvanlarda yaygındır; kanı oksijen taşımak için bir bakır (Cu) atomu içeren, hemosiyanin denilen bir kimyasal maddeye dayanır. <strong>Diğer hayvanlarda da yeşil, açık ve hatta mor kan görülür. Bu farklı kan türlerinin her biri, kullandığımız hemoglobin yerine oksijeni taşımak için farklı bir molekül kullanır.</strong></span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Zamanla, kırmızıya dökülen dökülen kan, kurudukça daha koyu ve koyulaşır ve hemoglobin, methemoglobin adı verilen bir bileşiğe ayrılır. Zaman geçtikçe, kurutulmuş kan değişmeye devam eder, hemichrome denen başka bir bileşik sayesinde daha da karanlıklaşır. Bu sürekli kimyasal ve renk değişimi, adli bilim adamlarının bir suç mahallinde bir kan damlasının kalma zamanını belirlemesine izin verir.</span>
</p>

<div class="ipsSpoiler" data-ipsspoiler="">
	<div class="ipsSpoiler_header">
		<span>Referans</span>
	</div>

	<div class="ipsSpoiler_contents ipsClearfix">
		<p>
			sciencealert.com/the-blood-in-your-veins-isn-t-actually-blue-here-s-why
		</p>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">198</guid><pubDate>Sun, 16 Aug 2020 23:31:08 +0000</pubDate></item><item><title>Aurora (Kuzey I&#x15F;&#x131;klar&#x131;) nas&#x131;l olu&#x15F;ur?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/162/</link><description><![CDATA[

<p>
	Kuzey ve Güney Işıkları’nın oluşmasındaki en büyük etken Van Allen radyasyon kuşağıdır.
</p>

<p>
	Van Allen radyasyon kuşağı : Yerküre’nin manyetik ekseninin etrafını saran ve yüklü parçacıklardan oluşan donut şeklinde bir buluttur. Bu kuşak ilk kez 1958 yılında, ilk Amerikan uydusu Explorer 1 tarafından keşfedildi. Güneş rüzgârından ve kozmik ışınlardan gelen yüksek enerjili proton ve nötronların Yerküre’nin manyetik alanında sıkışıp kalmasıyla oluştu. Amerikalı fizikçi James Van Allen tarafından tasarlanan ekipmanla tespit edildiği için onun adını aldı.
</p>

<p>
	Bu kuşak yüzünden bazen Yerküre’nin manyetik alanında karışıklıklar meydana gelir ve yüklü parçacıklar kuşaktan dışarı fırlayarak kutuplara doğru savrulur. Bu parçacıklar üst atmosfere çarptığında gaz  molekülleri çıkarır, bu gaz molekülleri floresan ışığı yayarak Kuzey ve Güney Işıkları’nın oluşmasına sebep olur. 
</p>

<ol>
	<li>
		<em><a href="https://www.nasa.gov/feature/goddard/2018/studying-the-van-allen-belts-60-years-after-america-s-first-spacecraft/" ipsnoembed="false" rel="external">https://www.nasa.gov/feature/goddard/2018/studying-the-van-allen-belts-60-years-after-america-s-first-spacecraft/</a></em>
	</li>
	<li>
		<em><a href="https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Van_Allen_ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1" ipsnoembed="false" rel="external">https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Van_Allen_kuşağı</a></em>
	</li>
</ol>

]]></description><guid isPermaLink="false">162</guid><pubDate>Fri, 31 Jul 2020 19:49:01 +0000</pubDate></item><item><title>Esrar v&#xFC;cudumuzda nas&#x131;l ve ne kadar s&#xFC;rede tespit edilebilir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/164/</link><description><![CDATA[<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Esrardaki insanların kendilerinin mutlu hissetmesini sağlayan ve bir  kimyasal olan tetrahidrokanabinol (THC), vücutta birkaç gün hatta haftalarca kalabilir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bu kimyasalın vücutta kaldığı veya bir ilaç testinde çıkmaya devam ettiği süre, birçok faktöre bağlıdır:</span>
</p>

<ul><li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Bir insan vücudunda  ne kadar yağ olduğu</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">İlaçları ne sıklıkla tükettiği (medikal kullanım)</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Ne kadar tükettiği (sigara formunda)</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">İlaç testinin duyarlılığı</span>
	</li>
</ul><p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Alkol gibi ilaçlar sadece birkaç saat içinde vücuttan tamamen kaybolabilir. Buna karşılık, ot çok daha uzun süre vücutta kalmaktadır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">İlaç testleri, esrarın kullanımdan sonra uzun bir süre (günler) sonunda tetrahidrokanabinol veya THC’yi idrar, kan veya saçtan tespit edebilir, tükürük testleri ise sadece birkaç saat içinde  THC’nin tespit edilmesini sağlar. Bunun nedeni vücudun THC’yi metabolize etmesidir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">THC, yağda çözünen bir kimyasaldır. Bu, vücuttaki yağa bağlandığı anlamına gelir ve birinin THC’yi tamamen vüzudundan uzaklaştırması için geçen süreyi uzatır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<img alt="Screenshot_7.jpg" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="37" data-ratio="48.63" data-unique="2fces9jpp" style="height: auto;" width="800" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2020_07/Screenshot_7.jpg.90656a84bd13456fe4dd421143737a7b.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png"></p>

<h3 style="color:#111111; font-size:22px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Esrar vücutta tespit edilme süresi</strong></span>
</h3>

<ul><li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Esrar ilk kez içen biri için testlerde yaklaşık 3 gün içinde tespit edebilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Haftada üç ya da dört kez marihuana içen birisinde tespit süresi 5-7 gündür.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Günde bir kez veya daha fazla esrar kullanan kişiler için, testler de 30 gün veya daha uzun bir sürede tespit edilebilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Tespit edilebilme  aynı zamanda yapılan  test türüne de bağlıdır.</span>
	</li>
</ul><h3 style="color:#111111; font-size:22px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Çeşitli esrar testleri için genel tahminler</strong></span>
</h3>

<ul><li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">İdrar testleri, idrarda esrar kullanımdan yaklaşık 3-30 gün içinde tespit edebilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Tükürük testleri esrarı kullandıktan sonra yaklaşık 24 saat için geçerlidir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Bazı tükürük testleri, 72 saate kadar esrarın kullanılıp kullanılmadığını tespit edebilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Saçdan alınan numune ile yapılan test en hassas testir ve kullanımdansonra 90 güne kadar THC’yi tespit edebilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">THC kullanıcısıyla temas eden bir kişi teorik olarak saç testi üzerinde pozitif test yapabilir.</span>
	</li>
	<li style="font-size: 17px !important;">
		<span style="font-size:14px;">Kan testleri THC’yi sadece 3-4 saat boyunca tespit edebilir.</span>
	</li>
</ul><p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Uyuşturucu testinde pozitif sonuç çıkmaması için ne kadar esrar içilmelidir?</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">İlaç testleri göreceli olarak az miktarda THC tespit edebilmektedir ve içilen sigaradaki THC miktarı değişmektedir. Bununla birlikte, çok az araştırma, bir kişinin uyuşturucu testinde başarısız olmak için ne kadar sigara içmesi gerektiğini tam olarak incelemektedir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Son derece hassas bir idrar testi kullanarak araştırmacılar, sık kullanıcıların yüzde 100’ünde ve az sayıda kullanıcının yüzde 60-100’ünün idrarında THC saptadılar.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">2017 yılında yapılan bir araştırmada, 136 marihuana kullanıcısının saç örnekleri toplanarak ağır, hafif ya da esrar kullanmayan şeklinde bir rapor hazırlanıyor. Çalışma için araştırmacılar, bir ay öncesine kadar esrar kullanımına maruz kalma durumunu test etmek için saçları 1’er santimetre bölümlere ayırıyorlar. Ağır kullanıcıların (yani yüksek doza maruz kalanların) yüzde 77’si ve hafif kullanıcıların yüzde 39’u olumlu test sonuçları verirken yanlış pozitif sonuç verme oranı hiç olmamıştır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<strong><span style="font-size:14px;">Esrar tespitini etkileyen faktörler nelerdir?</span></strong>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Aşağıdakiler de dahil olmak üzere, bir testin marihuana tespit edilip edilmediğini çok sayıda faktör etkiler:</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Test hassasiyeti:</strong> Daha hassas testler, daha düşük doz esrar miktarını tespit edebilir. Testler kan, idrar, saç ve tükürüğünden bakılır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>THC dozu:</strong> Esrar ilaç testleri esrar için değil THC’yi arar. Bu nedenle, bir kişinin tükettiği THC miktarı önemli bir faktördür. THC’nin etkileri birikimlidir. Bu, birkaç gün boyunca birkaç kez sigara içen bir kişinin, bir kez içen birinden daha yüksek THC dozu tükettiği anlamına gelir ve bu nedenle pozitif test edilme olasılığı daha yüksektir. Her THC dozunun kuvveti de önemlidir. Hassas laboratuvar ekipmanı olmadan, kişi esrarının gücünü güvenilir bir şekilde belirleyemez. Bir insanın kafasının güzel olması da güvenilir bir faktör değildir, çünkü THC dozu dışındaki birçok faktör bu duyguyu yoğunlaştırabilir veya zayıflatabilir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Vücuttaki yağ miktarı:</strong> Şişman bireylerin vücudu yağ miktarından dolayı esrar depoladığı için, vücut yağ konsantrasyonunun yüksek olması, esrarı vücut yağının az olduğu bir kişiden daha yavaş metabolize edebilir. Vücut kitle indeksi (BMI) vücut yağını değerlendirmenin bir yoludur. Bununla birlikte, kilo ve dolayısıyla BMI kas kütlesi ile arttığından, BMI vücut yağının mükemmel bir ölçütü değildir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Cinsiyet:</strong> Tipik olarak, dişiler erkeklerden daha fazla vücut yağına sahiptir. Bu, dişilerin esrarı biraz daha yavaş metabolize edebileceği anlamına gelir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Hidrasyon:</strong> Dehidrasyon vücutta THC konsantrasyonlarını arttırır. Çok fazla su içmek bir ilaç testini önemli ölçüde etkileme olasılığı düşükken, ciddi dehidrasyon olabilir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Egzersiz:</strong> Egzersiz, vücudun THC’yi metabolize etme oranını önemli ölçüde değiştirmeyecektir. Bununla birlikte, bir ilaç testinden önce egzersiz yapmak mümkündür.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">14 düzenli esrar kullanıcısı ile yapılan küçük bir çalışma, 35 dakikalık egzersizin sabit bir bisiklet üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Sonuçlar, THC konsantrasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı bir miktar arttığına ve ilaç testinden hemen önce yapılan egzersizin pozitif test sonucu olasılığını artırabileceğine işaret etmektedir. Araştırmacılar, egzersizin yağ hücrelerinin THC’yi serbest bırakmasına neden olabileceğine inanıyor. Sonuçlarına göre, BMI yüksek olan insanlar THC seviyelerinde daha anlamlı artışlar göstermiştir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Metabolizma:</strong> Bir ilaç testinin negatif olması için, vücut THC’yi ve ayrıca THC’ye bağları olan metabolik kimyasalları sistemden uzaklaştırmalıdır. Daha hızlı metabolizması olan insanlar, THC’yi yavaş metabolizması olanlara göre daha hızlı bir şekilde elimine eder.</span>
</p>

<h3 style="color:#111111; font-size:22px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Esrarın vücuttan daha hızlı uzaklaştırılması</strong></span>
</h3>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Sonuçta,  sadece iki strateji var ve bunlar esrardaki THC konsantrasyonunu azaltıyor ve metabolizmayı hızlandırıyorlar.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Doğru hidrasyon, bir ilaç testinin alışılmadık derecede yüksek THC konsantrasyonları göstermesini önleyebilir. Test sonuçları pozitif ve negatif sınırında olan kişiler için bu, susuz kalmanın pozitif sonuç şansını artırabileceği anlamına gelir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Metabolizmayı hızlandırmanın güvenilir bir yolu yoktur. Egzersiz vücudun daha fazla THC’yi metabolize etmesine yardımcı olabilir, ancak bir teste çok yakın egzersiz yapmak da pozitif bir sonuç verebilir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Tek en önemli faktör, son maruz kalmadan test süresine kadar geçen süredir.</span>
</p>

<p>
	<em><span ipsnoautolink="true">https://www.medicalnewstoday.com/articles/324315</span></em>
</p>

<p>
	<em>Blog bölümünde Kübra ERDEM tarafından yazılmıştır, üyeliği ardından hesabına aktarılacaktır.</em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">164</guid><pubDate>Fri, 31 Jul 2020 21:07:03 +0000</pubDate></item><item><title>Hastal&#x131;kl&#x131; insanlardan al&#x131;nan kan ile ba&#x15F;ka insanlara korona ba&#x11F;&#x131;&#x15F;&#x131;kl&#x131;&#x11F;&#x131; kazand&#x131;r&#x131;labilir mi?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/161/</link><description><![CDATA[
<p>
	Gününüzde virüs mevcut. Hastalığı geçirmiş insanlardan kan alınıp uyuşan kişilere verilse onlarda bağışıklık kazanmış olmaz mı? Neden uygulanmıyor bu sistem?
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">161</guid><pubDate>Thu, 30 Jul 2020 18:27:00 +0000</pubDate></item><item><title>Astral Seyahat bilimsel olarak kan&#x131;tlanm&#x131;&#x15F; bir eylem midir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/11/</link><description><![CDATA[
<p>
	Metafizik ve parapsikoloji gibi konularda içten içe ciddi merakım olduğunu hissettiğim bu günlerde en çok aklıma takılan konu ve acaba dedirten bir olgu <strong>Astral Seyahat Deneyimi</strong>..
</p>

<p>
	O kadar fazla dedikodu ve yanlış bilgi var ki, istediğin kadar kendimi telkin edeyim, yandan bıyıklı bir amca "<strong>yapma evladım kalırsın arafta</strong>" diye fırlayı-verecekmiş gibi hissediyorum. 
</p>

<p>
	Peki bu deneyimin bir bilimsel dayanağı, görüntüleme ve sonuç analizi gibi unsurlara dayanağı var mı? Yani bu işlemin<strong> oldum yaptım bitti gitti </strong>bir gayesi yok hiçbirimizin..
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">11</guid><pubDate>Tue, 30 Jun 2020 22:23:33 +0000</pubDate></item><item><title>Hayvana &#x15F;iddet neden sadece para cezas&#x131; al&#x131;yor?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/152/</link><description><![CDATA[
<p>
	Ülkemizde çok fazla problem var ve bunlardan biri de hayvana taciz,şiddet ve cinayet. Peki neden bunu yapan insanlara verilen ceza sadece para cezası? Daha fazlasını hak etmiyorlar mı?! Bence hayvana bunu yapan insanlar, çevresindeki insanlara da bunu yapar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">152</guid><pubDate>Mon, 27 Jul 2020 13:47:27 +0000</pubDate></item><item><title>Bal&#x131;k ve yo&#x11F;urt birlikte yenildi&#x11F;inde besin zehirlemesine neden olur mu?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/159/</link><description><![CDATA[
<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Malum yaz aylarını geride bırakacağız ve bu aylarda özellikle kışa yaklaştığımızda balık tüketimi çok daha artmakta. Ancak halkımız arasında yersiz bir inanç vardır. Balık ile yoğurt birlikte yenmez. <strong>Ancak bu kesinlikle yanlış bir inanıştır.</strong></span>
</p>

<p style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: center;">
	<img alt="Screenshot_1.jpg" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" data-fileid="33" data-ratio="54.34" data-unique="uopzs9mqk" style="height: auto;" width="760" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/uploads/monthly_2020_07/Screenshot_1.jpg.2f1953b645c3620ec014e78bcfbbdbc3.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Balık ve yoğurdun birlikte tüketilmesinin besin zehirlenmesine yol açacağı düşüncesi tamamen yanlıştır. Nitekim bu düşüncenin yanlış olduğu doktorlarca da desteklenmektedir. Otellerde balığın yanında yoğurt ve türü besinlerin servis edilmesi, Türk toplumuna has rakı sofrasında yoğurt ve türü besinlerin tüketilmesi buna en iyi örnektir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	 
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo" contenteditable="false">
	<div>
		<iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" id="ips_uid_9642_6" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/9efZljEUuEg?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;"><strong>Taze balığın yanında yoğurt yemek zehirlenmeye yol açmaz.</strong> Fakat bayatlamış balık tüketimi yani üzerinde fazla miktarda <strong><u>bakteri üremiş olan balık ile birlikte yoğurt yemek zehirlenmeye yol açar.</u> </strong>Bu zehirlenmenin yoğurt ile kesinlikle alakası yoktur. Zaten bu durum bilimsel olarak da henüz kanıtlanmış değil. Aksine yoğurt yapımında kullanılan mayada, probiyotik bakteri olarak adlandırılan <strong>Lactobasillus </strong>türü faydalı bakteriler bulunur. Bu bakteriler zehirlenme sonucu bağırsaktaki zararlı bakteriler ile mücadele eder. Kısacası balığın yanında yoğurt tüketmek faydalıdır.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Zehirlenme belirtileri kişide 30 dakika ile 1,5 saat arası bir sürede görülür. Bu süre kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Zehirlenmenin en belirgin belirtileri kusma, mide bulantısı, ishal, baş dönmesi, uyuşukluk ve üşümedir. Bu belirtilerin görülmesi durumunda hemen doktora gidilmesi gerekir.</span>
</p>

<p style="color:#222222; font-size:17px; text-align:left">
	<span style="font-size:14px;">Bayat balık tüketiminden doğabilecek besin zehirlenmesini önlemek için şunlara dikkat etmeliyiz;</span>
</p>

<ol>
	<li style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: left;">
		<span style="font-size:14px;">Dondurulmuş balık alırken seçici davranmalıyız.</span>
	</li>
	<li style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: left;">
		<span style="font-size:14px;">Balığın derisinin gergin ve parlak olmasına dikkat etmeliyiz.</span>
	</li>
	<li style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: left;">
		<span style="font-size:14px;">Balığın solungaçlarının ve gözlerinin parlak olmasına dikkat etmeliyiz.</span>
	</li>
	<li style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: left;">
		<span style="font-size:14px;">Bilmediğimiz ve güvenmediğimiz balıkları almamalıyız.</span>
	</li>
	<li style="color: rgb(34, 34, 34); font-size: 17px; text-align: left;">
		<span style="font-size:14px;">Tropik sularda yaşayan balıkları tüketmemeliyiz.</span>
	</li>
</ol>
]]></description><guid isPermaLink="false">159</guid><pubDate>Wed, 29 Jul 2020 22:35:41 +0000</pubDate></item><item><title>Hayvanlar ile ilgili ilgin&#xE7; bilgiler</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/156/</link><description><![CDATA[
<p>
	1) Zehirli kurbağalar, zehirlerini yedikleri karıncalardan elde ederler ve çoğunlukla zehirli olan hayvanların derileri uyarı niteliğinde olması için parlak renklidir.
</p>

<p>
	2) Yarasalar kuş değildir memeliler grubunun bir üyesidirler.
</p>

<p>
	3) Atların atası bir köpek büyüklüğünde bir hayvandır. (Hyracotherıum 55-34 MYÖ)
</p>

<p>
	4) Filin hortumu aslında burnu ile üst dudağının birleşmesinden oluşmuştur yani üst dudakları yoktur.
</p>

<p>
	5) Flamingoların tüylerindeki pembe rengin sebebi yedikleri yiyeceklerin içindeki karotin adlı madde sayesindedir. 
</p>

<p>
	6) Su aygırlarının ter rengi kırmızıdır ve sütleri ise pembe renklidir.
</p>

<p>
	7) En büyük gözlere sahip canlı 50 cm’lik göz çapıyla dev mürekkepbalığıdır ve şimdiye kadar ölçülmüş olan en büyük mürekkepbalığı 18 metre uzunlukta ve ağırlığı bir tonu aşan bir mürekkepbalığıdır. 
</p>

<p>
	<span class="ipsEmoji">?</span>  İnsanlarda evrimsel süreç içerisinde oluşan ve hepimizin yaşadığı şey olan hıçkırığın sebebi çok eskilere dayanır. İnsan hıçkırması, atalarımızın suda yaşadığı dönemden kalmış olabilir. İki yaşamlılarda, suyu solungaçlara iterek nefes almayı sağlayacak olan beyindeki sinirsel komut, memelilerde kötü bir şekilde taklit edilmiştir. Diyaframda kasılmaya yol açarak hıçkırmaya neden olur. 
</p>

<p>
	Bana hayvanlarla ilgili ilginç gelen bazı bilgileri burada da paylaşmak istedim sizinde ilginç bulduğunuz bilgiler veya üzerine eklemek istediğiniz şeyler var mı? <span>:)</span>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">156</guid><pubDate>Wed, 29 Jul 2020 20:47:41 +0000</pubDate></item><item><title>Anunnakiler Ger&#xE7;ek midir?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/145/</link><description><![CDATA[
<p>
	Bundan 6000 Yıl öncesinde Mezopotamya'nın güney ucunda, Dicle ile Fırat nehirleri arasında yaşam süren sümerlilerin bu güne kadar ulaşan tabletlerinden haberdarsınızdır.
</p>

<p>
	Sümer tabletlerinde yazan bilgileri biz ancak yakın tarihlerde öğrenirken, onların bundan 6000 Yıl öncesinde tüm bu bilgileri nasıl öğrendiği hep merak konusu olmuştu.
</p>

<p>
	Sonrasında bir kitapta denk geldiğim anunnakiler konusu bir hayli şaşırmama sebep oldu..
</p>

<p>
	Yanlış hatırlamıyorsam anlamı gökten inen 50'likler olan anunnakiler'in gerçekten gökten inip belli başlı şeyler karşılığında insanlara bir şeyler öğretmesi, sümerlilerin kanıtlanmış tabletleriyle karşılaştırılınca bunca doğrunun arasından böyle bir şeyin yanlış olması mümkün değil dememe sebep oldu.
</p>

<p>
	Siz anunnakiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçekten bu bizden bilim konusunda çok daha uzman olan varlıklar, gerçekten dünyadan aldıkları bir şeyler karşılığında insanları bilinçlendirip gidiyorlar mıydı? 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">145</guid><pubDate>Fri, 24 Jul 2020 12:21:01 +0000</pubDate></item><item><title>Higgs bozonu</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/155/</link><description><![CDATA[
<p>
	Merhaba bu ay okuduğum bir dergide stephen hawking'in evrenin sonunu getirebilir dediği bir parcaciktan bahsediyordu.Bende anlamadım ve intte biraz araştırdım ama benim içime sinen bir cevap bulamadım cevap verirseniz teşekkürler.(higgs bozonu)
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">155</guid><pubDate>Tue, 28 Jul 2020 22:17:34 +0000</pubDate></item><item><title>Beyaz Delikler ve Kara Delikler</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/154/</link><description><![CDATA[
<p>
	Kara delikleri hep duymuşuzdur maddeleri içine çeker sonra da o maddelere ne olacağı tartışma konusu olmuştur; kimileri kara delik tarafından içine çekilen maddeler başka bir boyuta çıkar diyor kimileri de atomlarına kadar ayrılıp yok olur diyor. Peki beyaz delikleri duymuş muydunuz? Beyaz delikler kara delikler kadar bilindik değillerdir çünkü beyaz delikleri kanıtlayacak tek bir delil bile ortada yoktur ama kara delikler kanıtlanmıştır ve hatta fotoğrafı bile Nasa tarafından çekilmiştir. Beyaz delikler kara deliklerin aksine maddeyi dışarı atar bu yüzden de etrafında hep bir madde birikintisi olduğu söylenir. Ayrıca kara delikler ile beyaz deliklerin arasında solucan deliği olduğu ve bu solucan deliğinin birbirine zıt olan bu delikleri birbirine bağladığı söylenir. Ama çoğu insan ve bilim adamları beyaz deliklerin fiziksel açıdan imkânsız olduğunu ve böyle bir şey olamayacağını söyler. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">154</guid><pubDate>Tue, 28 Jul 2020 10:33:40 +0000</pubDate></item><item><title>2+2 her zaman 4 eder mi?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/151/</link><description><![CDATA[
<p>
	2+2 her zaman 4 olur mu? Olmaması durumunda hayatımız değişir mi?
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">151</guid><pubDate>Sun, 26 Jul 2020 20:07:48 +0000</pubDate></item><item><title>Atlar&#x131;n ayakta uyudu&#x11F;u do&#x11F;ru mu?</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/132/</link><description><![CDATA[

<p>
	Genel kanının aksine atlar sadece ayakta uyumazlar, gerektiğinde anatomik yapıları yere uzanabilmelerini sağlayacak şekildedir. Ancak ayakta uyuyan atlar, uyku esnasında yere düşmezler. Çünkü bacak kemikleri kilitlenir ve bu sayede at yere düşmez. İşte bu kemik anatomisi sayesinde tüm atlar gerektiğinde ayakta uyuyabilirler ve yere düşmezler.
</p>

<p>
	Aslında yabani hayatta her zaman gerçekleşmeyen ayakta uyuma özelliği atlarda içgüdüsel bir olaydır. Atlar kendilerini güvende hissetmedikleri zaman ayakta uyumayı tercih ederler, yani sürekli tetikte olurlar.
</p>

<p>
	Bu ayakta uyuma hali sıklıkla evcilleştirilmiş atlarda görülür. Çünkü yabani atlar sürüler halinde yaşar ve uyurken sürüdeki diğer atlara güvenirler. Evcil atlar da zaman geçtikçe bulunduğu ortama alışır ve kendilerini güvende hissederek rahat bir dinlenme pozisyonunda uyumayı tercih edebilirler.
</p>

<p>
	<em><a href="https://wonderopolis.org/wonder/do-horses-sleep-standing-up" ipsnoembed="true" rel="external">https://wonderopolis.org/wonder/do-horses-sleep-standing-up</a></em>
</p>

]]></description><guid isPermaLink="false">132</guid><pubDate>Thu, 23 Jul 2020 14:46:41 +0000</pubDate></item><item><title>&#x130;lgin&#xE7; bir element: Flor</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/123/</link><description><![CDATA[
<p>
	Flor ismini muhtemelen her kimyacının duyduğu ve hatta halojenürler dediğimiz grubun (halojen Latince tuz yapan anlamına gelir) ilk üyesi olmasıyla bu ünü artmıştır. Peki flor’un özel yeri nereden geliyor?
</p>

<p>
	Flor elementi periyodik cetvelin en aktif ametali olmasıyla ün kazanıyor (buna rağmen suda iyonlaşması zayıftır). Bu elementin keşfinin ise ilginç bir hikayesi vardır, o da tabiri yerindeyse ‘katil’ bir element olması. Neden katil diyoruz, çünkü birçok kişinin hayatını kaybetmesine ve yatalak olmasına neden olmuştur. Bunlar başlıklar altında verilirse (konu içerisinde açacağım birçoğunu) can verenlerden İngiliz Thomas ve Knox kardeşler, Niklesse, Belçikalı Louyet.
</p>

<h3>
	George Agricola
</h3>

<p>
	Ağır yaralananlardan bilinenler ise; İsveçli Scheele, Fransız Gay-Lussac, Thenard, İngiliz Humprey Davy bilinen şimdilik bunlar (belki daha fazla vardır bilmiyorum) Modern Alman mineral bilimci George Agricola 1529’da madencilerin kalsiyum florür adında bir minerali madenlerde kullandıklarını ve bununda madenleri eritip onların daha kolay işlenmesine sebep olduklarını yazmıştır. Bu mineralin özelliği kolay erimesi ve madenleri de daha çabuk eritmesinden ileri geliyor (Flor çelikleri eritmede de kullanılır ama bu şuan konumuz dışı). Zaten flor adı da buradan geliyor yanı akan, akmakta olan anlamında fluores’te türetilmiştir. Daha sonrada zaten minerallerin sonuna –ite kelimesi getirilerek adlandırılmışlardır.,
</p>

<h3>
	Henrich Schwanhard
</h3>

<p>
	1670 yılında Henrich Schwanhard adında bir camcı kalsiyum florürü kuvvetli asitlerle etkileştirmiş ve neticede florik asit buharlarını oluşmuş ve bu da gözlüklerinin camına etki etmiştir. Kendisi bunun su buharı olduğunu düşünmüş ama öyle değil tabiî ki, buhar gözlükleri eritmiş ve pürüzler oluşturmuştur. O zamana kadar kimyacılar çok az kimyasalın cama etki ettiklerini biliyorlardı (bunlardan birincisi şimdi bahsettiğimiz florik asit ve diğeri de [bazı kimyacılar bunu bilmeyebilir] sezyumun hidroksitli bileşiği sezyum hidroksittir. Her ikisi de cama etki eder ama buna rağmen florik asitin suda iyonlaşması zayıftır. Bu yüzden florik [ya da diğer adıyla hidroflorik asit] asit zayıf asit olarak kabul edilir). Daha sonra bunu balmumu ile kaplamış (balmumu kaplanan yere bu asit etki etmiyor) ve camlarda özel şekiller elde etmiştir.
</p>

<h3>
	Maggraf
</h3>

<p>
	İmparatorunda desteğini alan bu kişi işlerini iyice yoluna girmiştir fakat bu durumdan kimseye bahsetmeyince florün bulunması zaman almıştır, ta ki 1768 yılına kadar. 1768’de Alman kimyacı Maggraf floritte kükürt bulunmadığını ve bu asidin cam eşyada delikler açabileceğini keşfetmiştir. Buna rağmen florik asidin (ya da keşfedilmişse bile farkında olunmayan flor gazı) keşfedilme onuru İsveç kimyacı Scheele’ye aittir. O da kalsiyum florürü asitlerle birleştirdi ve asitle camı yaktı ama tabi bunları kendinden önce gelenlerden daha dikkatli ve daha titizlikle yaptı. Bu gazın bir asit olduğunu da ileri sürmüştür.
</p>

<h3>
	Scheele ve Lavoisier
</h3>

<p>
	Scheele keşfettiği kimyasalların tadına ve kokusuna bakan birisidir (hidrojen siyanürü ve hidrojen sülfür gazını da yine o keşfetmiştir). Zehirlenmemiş olması mucize ama buna rağmen o da 43 yaşında ölmesi kimyasalların ona bir oyunu olabilir, kim bilir. Diğer yandan Lavoisier’in tanımına göre asitlerde oksijen içerdiği biliniyordu (çünkü o zamana kadar hidrojen içermeyen asitler keşfedilmemişti) ama florik asit, klorik asitte (bunları kısalttım normalde hidrojen geliyor bunların başına) oksijen yoktur (hidrojen sülfür ve hidrojen sülfit gerçi bunlar zayıf asittir ama oksijen içermeyen hidroklorik asit güçlü bir asittir) ve bu durum flor elementinin de bir benzeri olan klor elementi içinde gündeme geldi.
</p>

<h3>
	Davy ve Thomas &amp; Know kardeşler
</h3>

<p>
	Esasında elektroliz yöntemi keşfedildiğinde (1800 yıllarında) klor elementi oksijenden ayrılıyordu bunu flor içinde düşündüler ama durum hiçte öyle değildi. Çünkü izole ettikleri yerde eksi kutupta pozitif iyonlar açığa çıkmasına rağmen pozitif kutupta hiç flor elementi yoktu. Davy bu yöntemi denedi, hatta yaptığı çalışmalarda florik asitte oksijen içermediğini de gösterdi. Fizikçi Ampere’de klor içinde aynı şeyleri söylemiştir. O da floru izole etmeye çalıştı, ne var ki, flor orada ne kadar pahalı platin varsa birbirine katmış ve neticede hiç flor elementi elde edilmemişti. Ama tabi farklı  bileşiklerde bu arada keşfedildi. Neticede Davy’da ellili yaşlarında hayata gözlerini yummuştur. Bunu daha sonra İngiliz Thomas ve Knox kardeşler takip etmiştir. Bu kez deneyi civa üzerinden denediler ne var ki bu da onların sonu oldu. Uzun bir ıstırap verici şekilde onlarda flordan paylarını almışlardır.
</p>

<p>
	Knox kardeşleri izleyen Belçikalı kimyacı P. Louyet’i hidrojen florür tamamen götürmüştü. Louyet’in asistanı olan Fremy bu işe girişmenin morg’a bilet almaya benzediğini ifade etmiş. Davy gibi elektroliz yöntemine geri dönmüştür. O da denedi ama ne var ki o da başarılı olamadı. Sebebi ise eksi kutupta hidrojen pozitif kutupta flor elde etme düşüncesiydi. Ama hidrojen florür susuz elektriği iletmiyordu. Bu kez deneyi eriyik halde denedi ama o da olmadı buna rağmen hidrojen florürü susuz olarak elde eden ilk kişi odur.
</p>

<h3>
	Fremy, Moissan ve Pauling
</h3>

<p>
	Şimdi geldik zafer bölümüne (bundan sonra azda olsa florün özelliklerinden bahsedeceğim). Fremy’in bir öğrenci var, Moissan. Bu savaşı bırakmadı ve başarılı da oldu. O bu kez deneyi fosforla denedi (daha önce o da hocasından gördüğü yöntemleri geliştirdi. Bunlardan biriside susuz hidrojen florürün elektriği iletmediğidir) kısmen şanslıydı ama bu kez de flor fosforu bırakmadı. Neticede fosforun florlü yeni bir bileşiği elde edildi. O da bu kez yine platine döndü (platin asal bir metaldir) ama olayı biraz pahalıya mal oldu. Çünkü flor ne kadar pahalı platin varsa hepsini yok etmişti.
</p>

<p>
	Olayı bu kez yalıtkan olan bir kimyasalla denedi, aklına kalsiyum florür geldi. O da platin –iridyum alaşımlı kimyasal yerine böyle bir yöntem denedi. Kalsiyum florür tıkaç görevi görecek ve platin-iridyum alaşımı gibi sağa sola saldırmayacaktı. Olay gerçekten de Moissan’ın istediği gibi oldu. Tabi birde olayın sıcaklık yönü vardı, eğer öyle olmasaydı Moissan muhtemelen deneyi başarılı geçemeyecekti. O da sıcaklığı -50֯’’ye kadar düşürdü (bilindiği gibi bir kimyasal reaksiyonda sıcaklık düşerse reaksiyon yavaşlar) ve deneyi başarıyla gerçekleşti. Deneyi bir de hocası Fremy’nin yanında yaptı ve 1906 yılında Nobel Ödülüyle ödüllendirildi. Kimyacılar asal gazları (ya da soy gazlar) herhangi bir elementle bileşikle reaksiyona sokamayacaklarına bir zaman inanmışlardı. Ama Amerikalı kimyacı Pauling 1933 yılında bunun böyle olmadığını göstermiş teorik olarak ve öğrencileri de bu durumu deneylerle ispatlamışlardır. Zorda olsa Kripton, Ksenon ve Argon özel koşullarda flor ve oksijenle reaksiyon verebilir.
</p>

<h3>
	Kullanım alanları
</h3>

<p>
	Biraz da florün kullanım alanlarına bakalım. Flor genelde soğutucu olarak dolaplarda (freon gazı olarak) ve nükleer reaktörlerde uranyum 235 izotopunu, 238 izotopundan ayırmak için ve dış macunlarında kullanılır. Ama işte buradaki flor elementel (hatta florü elementel halde bile bulamazsınız. Sebebi çok aktif oluşudur) halde olmadığı için çok fazla zarar vermez. Çünkü bileşiği halindedir o yüzden diş macununda flor var diye kullanmamazlık yapmayalım
</p>

<h3>
	Kaynaklar:
</h3>

<p>
	[1]. Galileo’nun Buyruğu (Der: Edmund Blair Bolles – Çev: Nermin Arık) – (TÜBİTAK Yayınları – 2011)
</p>

<p>
	[2]. Kimya Güzeldir – Ömer Kuleli/Osman Gürel (Pan Bilim Yayınları – 2014)
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">123</guid><pubDate>Tue, 21 Jul 2020 10:55:33 +0000</pubDate></item><item><title>Kuantum &#x130;statistiksel Mekani&#x11F;i -1</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/122/</link><description><![CDATA[
<p>
	Kuantum istatistik; bir çoklu parçacık sistemini oluşturan makroskobik durumdan, mikroskobik duruma geçişte tek tek parçacık gruplarını özellik bakımından değil de –en muhtemel- davranış bakımından inceleyen bir sistemler bütünüdür. Dolayısıyla atom ve atom altı düzeyde sistemlerin incelenmesi ve determinist açıdan değil bir olasılık bakımından merkeze oturur ve bu da özdeş sistemlerin toplam enerjileri bakımından nasıl dağıldıklarını bulmak için kullanılır ve bu durum üç istatistik bakımı açısından önem taşımaktadır, bunlar;
</p>

<p>
	Klasik istatistiksel parçacıklar (Maxwell-Boltzmann istatistiksel parçacıkları); Bunlar makro anlamda bir özdeşlik ve ayırt edilebilirlik olduğundan herhangi bir şekilde klasik anlamda sorun yaratmazlar ve bunlara bir gazın molekülleri bu cins parçacıklara örnektir.
</p>

<h3>
	Bose-Einstein istatistiği
</h3>

<p>
	Bose-Einstein istatistiğine uyan parçacıklar (Bozonlar); Bunlarda özdeşlik bakımından ayırt edilemeyen ve klasik istatistikle açıklanamayan bir durumun sonucudur. Bunların spinleri tam sayı değeridir (0, 1, 2 gibi) ve bunlara α (alfa) parçacıkları, düşük sıcaklıklardaki helyum atomları ve fotonlar örnek verilebilir.
</p>

<p>
	Fermi-Dirac istatistiğine uyan parçacıklar (Fermiyonlar); Bu grup ailesi yine özdeşlik bakımından ayırt edilemez ve klasik anlamda bir karşılığı olmayan kuantumsal bir davranıştır. Bunlarında spinleri kesirli olup (1/2, 5/2) Pauli dışarlama ilkesine uyan durumlardır. Bunlara da elektron, pozitron, müon, proton örnek verilebilir.
</p>

<p>
	<img alt="Bosons-etc.jpg" data-ratio="30.10" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/wp-content/uploads/2018/12/Bosons-etc.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<h3>
	Özdeş Parçacıklar
</h3>

<p>
	Adından da anlaşılacağı gibi, tüm özgün iç özellikleri birbirine benzeyen parçacıklara ‘özdeş parçacıklar’ denir. Kütle, yük, spin vs.) ve sistemin fiziksel özelliklerinin değişmeden yerlerinin değiş-tokuş edilmesine ‘özdeş parçacıklı sistemler’ denir.
</p>

<p>
	Klasik istatistikte –buna zaman zaman Maxwell-Boltzmann istatistiği de denir- örneğin bir sistemi ayırt etmek için parçacıkları tek tek yazmamıza gerek yoktur. Klasik istatistik bu durumu deterministçe açıklar. Oysa kuantum istatistikte durumlar biraz farklıdır. Örneğin bir elektron için ayırt edilme durumu tamamen sıfırdır. Yapmamız gereken tek şey elektronları birbirinden uzaklaştırmak olacaktır. Aksi halde elektronlar bir özdeş sistem içerisinde hareket ederler. Bir fermiyon ailesi için anti simetrik bozonlar içinse simetrik kabul edilir.
</p>

<h3>
	Parçacıklar ya bozon ya da fermiyondur
</h3>

<p>
	Fizikçilere göre parçacıklar ya bozon ya da fermiyondur ama her şey bozon ya da fermiyon olmayabilir. Örneğin bir basket topu, bir bisiklet tekeri ya da kum tanesi, bunlar birer makroskobik sistemin ölçülebilir durumlarıdır. Yani bunlar özdeş değil ayırt edilebilir durumlardır.
</p>

<p>
	Parçacık derken de şunu kastediyoruz; illa da bu elektron veya müon ya da pion bozonu olmayabilir. Bir molekülde olabilir mesela Rubityum-85 atomu (veya izotopu) bu bir bozondur (daha önce bozonların tam sayı değeri aldığını hatırlayın) ve bunları ayırt etmek için bir yöntemimiz var. Fermiyonları sayın ve bir çift oluşuyorsa bozon tek sayı oluşuyorsa o zamanda fermiyondur bu grup.
</p>

<p>
	<img alt="Asymmetricwave2-1024x768.jpg" data-ratio="75.00" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/wp-content/uploads/2018/12/Asymmetricwave2-1024x768.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>

<p>
	Yalnız her atomun ve bileşenin fermiyon olduğuna dikkat edin, -proton, nötron, elektron vs.- dolayısıyla Rubityum-85 atomunun element sayısı 37 dir, Rubityum-85 atomu 37 proton, 48 nötron ve 37 elektrona sahiptir ve toplamda 122 çift fermiyon içerir. Yukarı da söylediğimiz gibi fermiyon çift grubunu bozon olarak ifade eder.
</p>

<p>
	Bu atom temel parçacık olarak ifade edilirse de 255 kuark, 37 elektron da yine 292 fermiyona denk gelir ki bu da yine çift fermiyon durumudur. Tersi bir duruma da örnek vermek gerekirse –yani fermiyon olarak- Uranyum-235,  çekirdeğinde 235 tane nükleon ve 92de elektron bulundurup tek sayılı fermiyon duruma geçiştir.
</p>

<h3>
	Dalga fonksiyonu
</h3>

<p>
	Kuantum mekaniğinde bir parçacık –ya da sistemin- durumu dalga fonksiyonuyla ifade edilir. Klasik mekanikte kütle, hız, elektrik yükü gibi durumlar ölçülebilir durumlardır. Asıl önemli nokta kuantum mekaniği açısından ifadesidir ve gözlenir durumda olmayan sistemler için nedir onu ifade etmek gerekir.
</p>

<p>
	Şöyle ki, dalga fonksiyonunda bir durumun gözlenebilir olması onun (bunu biraz açacağım burada ψ (psi diye okunuyor) ‘nin mutlak karesi alınarak yani ψ² ifade edilir.
</p>

<p>
	Schrödinger denklemini yazdığında bu durumu tek bir parçacık için öngörebildi ve parçacık ancak belli bir yerde bulunma durumuyla ifade edildi. Oysa Alman fizikçi Max Born bu durumu uzayda bir fonksiyon olarak değil tüm uzayda belirli bir durum olarak ifade etmiştir.
</p>

<p>
	Şu an kuantum olasılık dediğimiz bir durumun başlangıcı olmuştur. Mutlak karesi olarak alınması şartını getirir ve bu da klasik ve kuantum mekaniği arasındaki ayrımı açık bir şekilde ifade eder.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">122</guid><pubDate>Tue, 21 Jul 2020 10:54:43 +0000</pubDate></item><item><title>Proton&#x2019;un Manyetik Momenti</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/121/</link><description><![CDATA[
<p>
	Otto Stern ismini muhtemelen duymuşsunuzdur duymayanlar için kendisi ilk kez -ya da ciddi anlamda deneyle ilgilenen kişisi olarak- protonun manyetik momentini ölçmesiyle tanınır. Konuya giriş yapmadan önce birkaç şey eklemek istiyorum izin verirseniz. Niels Bohr atom teorisi bilindiği gibi ilk kuantum atom modelidir. Daha sonra Sommerfeld takip eder ve kuantum koşullanma dışında bu atom modelinin bir geçerliliği yoktur (sebebi ise spin denilen bir iç açısal momentumun varlığıdır).
</p>

<p>
	Bohr tek bir kuantum sayısıyla bütün meseleyi hallederken (çünkü yörüngeler daireseldir burada) Bohr teorisini geliştiren Sommerfeld’te iki kuantum sayısı vardır. Nedeni de yörüngeleri elips şeklinde ifade etmesinden ileri gelir. Burada Sommerfeld elipsin iki çakışan ekseni olduğu için iki kuantum sayısı belirlemiştir (birisi bilindiği gibi ‘n’).
</p>

<p>
	Bohr teorisinden spektrum çizgilerinin açıklanmasında daha elde tutulur veriler vermiştir. Diğer kuantum sayısı da ‘k’dır. Burada Stern Bohr teorisi için ‘eğer bu teori kanıtlanırsa fiziği bırakacağım’ demiştir. Tabi daha sonra fiziği bırakmadığı gibi, birde 1943 yılında Nobel almıştır. Neyse bunlar özel konular biz çalışmalarına bakalım (bu arada aynı şeyleri von Laue’da söylemiştir).
</p>

<p>
	Stern-Gerlach deneyi Sommefeld’in alan kuantumlanması denilen bir olayı açıklamak için kullandığı bir ifadeyi deneyle uygulanmasından ileri gelir. Sommerfeld spektrum çizgilerinin ayrışmasının imkansız olduğunu ifade etmiş, daha sonra Hollanda’lı bilim insanı Peter Zeeman bu olayı kanıtlamıştır.
</p>

<p>
	Nedir bu kanıtlanan olay?
</p>

<p>
	Bir spektrum manyetik alana maruz bırakıldığında çizgiler kırılır. Bu olaya kısaca Zeeman olayı ya da diğer adıyla anormal Zeeman olayı denir. Burada Stern-Gerlach bir deney tasarlarlar, moleküler ışın; bu olay atomların yapısını açığa çıkarmada etkili bir yöntemdir. İçi boş bir silindir içerisine atomlar dağılır. Daha sonra bunlar silindir boyunca ilerler ve en son kaynakta (dedektörle) tespit edilirler. Sterm-Gerlach ise dedektörlerle değilde, manyetik alanda incelerler. Tabi bu teknik diğer bilim insanları tarafından pek ciddiye alınmaz ama yinede Stern deneyinde ısrarlıdır.
</p>

<p>
	Deneyi şu şekilde tasarlar: Bir ısıtıcı (bu bazı kaynaklarda fırın olarak geçer) gümüş atomlarını ısıtır. Gümüş atomlarının bir çekirdeği ve 47 elektronu vardır. En son elektron yani 47. elektronun manyetik momenti ile elektronun spini orantılıdır. Demek oluyor ki ısıtıcıda atomlar rastgele yayılmışlardır ve diğer şekilde -klasik anlamda- bu durum belirli bir yere yönlenmiş olacaktı. Oysa bu durum iki yöne de sapmış durumdadır (yani aşağı ve yukarı olarak) bu klasik fiziğin açıklayamadığı bir durumdur.
</p>

<p>
	Esasında deney bu şekilde gerçekleşmez, en son aşamadır bu. Çünkü protonun manyetik ölçümü demek kütlesi ile bir oranın yıkılması anlamına gelir.
</p>

<p>
	Yerleşik bir düşünce protonun manyetik momenti (bu duruma kısaca nükleer manyeton) ile elektronun manyetik momenti (buna da kısaca elektron manyetonu denir) elektronun manyetik momentinin kütlesi ile tersini verir. Örneğin protonun kütlesi elektronun kütlesi oranı 1/1836’dır buna göre manyetik momentte bununla orantılıdır şeklinde bir düşüncedir.
</p>

<p>
	Ama durum deneysel olarak tam olarak protonun 2,5 katı daha ağır olmasıdır. Şöyle ki protonun kütlesi (atıyorum) 2.10^-18 ise bunu 1836 ile bölün elektronun kütlesini bulacaksınız. Tam tersi yani 2.10^18 elektronun manyetik momenti diğer şekilde 1836’ya bölün ve çıkan sonucu 2,5 ile çarpın bu durum (yani gerçel olarak protonun kütlesi alınarak manyetik moment bulunabilir) protonun manyetik momentini verecektir, bu zorluğun nedeni elektron gibi protonunda bir iç açısal momentuma sahip olmasıdır. Yani spine oysa elektron için bu durum basittir zorluk ise protonun manyetik momentinin küçük olmasından kaynaklanır.
</p>

<p>
	<em>[1]. Prof.Dr.Erol Aygün – Prof.Dr.D.Mehmet Zengin – Kuantum Fiziği (Bilim Yayınları-2009)</em>
</p>

<p>
	<em>[2]. Hidrojen – John. S. Ridgen – ODTÜ Yayınları (2013)</em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">121</guid><pubDate>Tue, 21 Jul 2020 10:53:46 +0000</pubDate></item><item><title>Atomun Vekt&#xF6;r Modeli</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/116/</link><description><![CDATA[
<p>
	Elektronların yörünge ve spin açısal momentleri ve buna bağlı olarak dipol momentleri vektörel bir büyüklüktür. Dolayısıyla bir atoma her enerji seviyesinde bir dipol moment karşılık gelir.
</p>

<p>
	En basit hidrojen atomun da bile sonsuz sayıda kuantum seviyesi olduğuna göre, en az bir o kadar da dipol momenti olacaktır. Buna bağlı olarak atomun vektör modeli yörünge kuantum sayısı L=2 olan bir seviye (2L+1) defa Zeeman yarılmasına (kısaca elektrik alanı uygulandığındaki yarılmalardır) uğrar ve dış alanı içinde yarılma ve yönelmeler oluşur. Bu atomik vektör durumu dolmamış orbital grupları için geçerlidir. Dolayısıyla elektronların açısal momentumlarının toplamının bulunmasına ‘atomun vektör modeli’ denir.
</p>

<p>
	Tam dolu orbital grupları bu duruma katkı sağlamazlar. Tam dolmamış orbital gruplarının elektronlarının orbital, spin ve açısal momentumları sırasıyla L(i), S(i), ve J(i) şeklinde gösterilir. Burada L; atomun orbital açısal momentumunu, S; atomun spin açısal momentumunu ve J; atomun açısal momentumunu göstermektedir. Atomik sistemin tek elektronlu toplam açısal momentumu J=L+S denklemiyle verilir.
</p>

<p>
	Atomun toplam açısal momentumunun bulunmasında ise 2 yol vardır.
</p>

<p>
	Atom numarası z&lt;40 olan elementler için L ve S açısal momentumu korunumludur. Dolayısıyla Z&gt;40 için açısal momentumu ikinci yoldan bulunur. Bunu da ilk kez Amerikalı astronom H.N.Russel ve Amerikalı fizikçi F.A.Saunders tarafından bulunduğundan buna Russel-Saunders ya da L-S çiftleşmesi denir. Atomik spektrum durumlarının açıklanması atomun vektör modelinin ise açıklığa kavuşmasına neden olmaktadır.
</p>

<p>
	Çok elektronlu atomik sistemlerin spektrumlarına ilişkin çizgilerinin incelenmesi elektronların da kendi eksenleri etrafında dönmeleri sonucu oluşan ‘spin açısal momentum’larının da göz önüne alınmaları gerekir. Spin açısal momentumu S olmak üzere S=s h/2π=s.h (Planck çizgi) şeklinde verilir. Eşitlikte ise s kuantum sayısı ya da spin kuantum sayısı olarak bilinir ve bir vektörel büyüklük olup 1/2 şiddetindedir. Çok elektronlu sistemlerde toplam spin vektörü elektronların ayrı ayrı sahip oldukları S vektörlerinin vektörel toplamıyla saptanabilir. Atomik sistemlerde elektron sayısı tek ise s 1/2 tek katlarına, çift ise 1/2’nin çift katlarına eşit olmaktadır.
</p>

<p>
	<em>[1]. Prof.Dr. Mustafa Cebe – Kuantum Kimyası (Dora Basın Yayınevi – 2011)</em>
</p>

<p>
	<em>[2]. Prof.Dr.Erol Aygün – Prof.Dr.D.Mehmet Zengin – Kuantum Fiziği (Bilim Yayınları-2009)</em>
</p>

<p>
	<em>[3]. Prof.Dr.Yüksel Sarıkaya – Fizikokimya (Gazi Kitabevi Yayınları-2011)</em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">116</guid><pubDate>Tue, 21 Jul 2020 07:40:08 +0000</pubDate></item><item><title>Fermiyonlar ve Bozonlar</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/114/</link><description><![CDATA[
<p>
	Madde çok sayıda fermiyon ve bozondan oluşmaktadır.
</p>

<p>
	Maddenin yapıtaşları fermiyonken (proton, elektron gibi), kuvvet taşıyıcıları bozonlardır (gluon, foton gibi). Fermiyonlar, Pauli dışarlama ilkesine uyduğu halde bozonlar bu duruma uymazlar, sebebi ise kuantum sayıları aynı olan durumlara sahiptir.
</p>

<p>
	Pauli dışarlama ilkesi bilindiği gibi bir orbitalde maksimum aynı kuantum durumunda tek elektronun bulunacağını dolayısıyla tüm kuantum sayılarına sahip olamayacağına, en azından birisi farklı olmak şartıyla bulunabilirler.
</p>

<p>
	Fermiyonlar ayrıca sıkıştırılamazlar oysa bozonlar bu durumun ötesindedir, örneğin nötron yıldızları bu proton, elektron çökmeleri, dolayısıyla bozon davranışından kaynaklanır, nötron yıldızları bilindiği gibi çok yoğundurlar,1 kaşık nötron yıldızı dünya üzerinde yaşayan insanların kütlesinden fazladır der Marcus Chown (Marcus Chown – Biraz Kuantumdan Zarar Gelmez) ve nötron yıldızlarının çökmesiyle de kara delikler oluşur. Lazerlerin yine kullanımı bozonların bu davranışına örnektir.
</p>

<p>
	Fermiyonlar bilindiği gibi Fermi-Dirac istatistiğine uyarlar, yani spin durumları l=0, 1, 2 olmak üzere (l+1/2)h (h-bar ya da Planck çizgi olarak da okuyabilirsiniz) ile verilen parçacık istatistikleridir, bozonlar ise Bose-Einstein istatistiğine uyan parçacıklardır ve l=h ile gösterilirler yani spin değerleri fermiyonlar kesirli (1/2, 5/2 vs.).
</p>

<p>
	Bozonlar ise tam sayı değerleridir (0, 1, 2 vs.) Diğer yandan eğer özdeş fermiyonlar topluluğu tek parçacık dalga fonksiyonu cinsinden yazılmak istenirse iki fermiyon aynı dalga fonksiyonunda yazılamaz, fakat bozonlar bu durumun dışındadır. Yani bozonlar tek parçacık durumunda dalga fonksiyonu şeklinde yazılabilir, bu durumda fermiyonlar dalga fonksiyonunun işaretini değiştirebilir dolayısıyla antisimetriktir, Bozonlar ise iç dalga fonksiyonu değişmediği için simetrik kabul edilirler. Bozonlar aynı zamanda süperiletkenlik kavramına da açıklık getirirler.
</p>

<p>
	Kaynaklar:
</p>

<p>
	<em>[1]. Modern Üniversite Fiziği Ders Kitabı</em>
</p>

<p>
	<em>[2]. Çekirdek Fiziğine Giriş – W. N Cottingham/D. A. Greenwood (Çev: İrfan Açıkgöz, Serbülent Yıldırım) – (Literatür Yayıncılık – 2001)</em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">114</guid><pubDate>Mon, 20 Jul 2020 09:04:15 +0000</pubDate></item><item><title>Schr&#xF6;dinger&#x2019;in Dalga Mekani&#x11F;i (Dalga denklemi)</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/113/</link><description><![CDATA[
<p>
	1926 yılında Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger hidrojen için kuantum sonuçlarını açıkladığı bir dizi makale göndermiştir zamanının saygın dergilerinden birine, kendisi aynı zamanda Zürih Üniversitesi’nde profesördür, toplamda konu hakkında 6 önemli makale yazıyor ama ilki konu bakımından özeldir. Bu makalede kendi dalga mekaniğinin bir formülasyonunu vermiştir (diğeri bilindiği gibi Heisenberg’in matris mekaniği formülasyonudur).
</p>

<p>
	Esasında Schrödinger hakkında bilgilerimiz sınırlıdır çünkü o Heisenberg gibi çalışmalarını mektupla diğer fizikçi dostlarıyla paylaşmak yerine, kendi içinde saklamıştır. Diğer bir konuda kısa zaman içerisinde ortaya çıktığı için bu durum, kronolojik olarak bu zamanlamaya sığabilecek konular mevcut değildir ama buna rağmen o da genç fizikçi de Broglie’nin makalesini okumuş ve bu konuda makaleden hayli etkilenmiştir, hatta Einstein’a yazdığı mektuplar bu yönde düşünceler içerir.
</p>

<p>
	Schrödinger’in Broglie hipotezini görelilik çerçevesinde genelleştirmeye çalıştığını biliyoruz fakat deneysel sonuçlar teorik sonuçlardan oldukça uzaktı bu yüzden kendide bu sonucu reddetmişti, eğer spin denilen bir iç özellikten haberi olsaydı muhtemelen -ki kısa bir zaman önce keşfedilmişti spin- teorisi daha yüreklendirici bir durum olarak bilim camiasının karşısına çıkacaktı, buna rağmen görelilik versiyonu üzerine Schrödinger’in hiç makalesi yoktur.
</p>

<p>
	Bir dönem villasında tatil yapan Schrödinger burada bir kadınla olan ilişkisinden sonra kendi kuantum formülasyonu bulduğu dönemdir ve daha sonra kendi formülasyonu Heisenberg’in matris mekaniğinden ayrılsın diye ona da dalga mekaniği dedi.
</p>

<p>
	Schrödinger makalesinin giriş bölümünde varsayımlarını yine hidrojen üzerine kuruyor ve diğer bir yandan Bohr’un tam sayı olarak ifade ettiği kuantum sayılarına gerek kalmadığını söylüyordu. Schrödinger’in formülasyonunda kullandığı matematik esasında fizikçilerinde yakından aşina oldukları kısmi türev denilen eşitlikti ve buradan Bohr’un kuantum geçişlerinde Balmer terimleri elde ediliyor ve bu durum Balmer serileriyle ve frekansıyla aynı olması Schrödinger’in daha sonra tam sayılar fikrinden tamamen vazgeçmesine neden olacaktır.
</p>

<p>
	Diğer yandan fizikçilerde Schrödinger’in makalelerini okuyor ve onlarda konu hakkında çıkarımlarını yapıyordu. Onlardan biride Pauli’dir, Pauli, Pascual Jordan’a ‘bu makale son zamanlarda yazılmış en önemli tezlerden birisidir ve makaleyi dikkatli oku ve anla’ diyordu. Bu kez Pauli negatif değil pozitif yönde Schrödinger’i destekliyordu, aynı durum Einstein içinde geçerliydi. Fakat buna rağmen dalga mekaniğinde dalga olarak ifade edilen neydi, ne dalgalanıyordu, bunların hepsi cevaplanması gereken sorulardı.
</p>

<p>
	Bir su dalgasında tepe ve çukurlar dalgayı meydana getiriyor ve bu durum Schrödinger’in ifadesi ile ψ (psi diye okunuyor) ile sembolize ediliyordu bu durum bir dalga katarı ile aynı durumu ifade ediyordu oysa bu ψ nedir ne değildir bunun herhangi bir cevabı yoktu Schrödinger tarafından. Bu durumu ciddi anlamda sorgulayan ve açıklayan kişi yine Alman fizikçi Max Born olmuştur. Born bunun için ‘yeni bir düşünce biçiminin temellerini oluşturuyor’ şeklinde ifadeler kullanacaktır daha sonra. Bu durum şu şekilde ifade edilebilir. Max Born atomik saçılma deneylerinin çoğusunu James Franck etkisiyle edinmiştir. Burada bir elektron, atomdan ayrıldıktan sonra herhangi bir yöne doğru fırlayabilir. Born burada ψ değerini IψI^2 olarak ifade ediyor ve buradan elektronun saçılma sonucunu ψ ile eşitliyordu. Burada saçılan elektron IψI^2’ye bağlı olarak açısı büyüdükçe, herhangi bir yerde bulunma olasılığı da artıyordu. Hidrojen atomuna uyarlandığında, IψI^2 değeri sayısal olarak elektronun bulunması en olası yer olarak ifade edilir. Burada şu sonuçta çıkıyor; yarıçap olarak ifade edilen yerde elektronun çoğu zamanını geçirdiği yer olarak bulunuyordu. Schrödinger bu oranı 0,529 A (angström) olarak bulmuş bu durum Bohr’un hidrojen atomuyla örtüşmekle kalmaz, hidrojenin büyüklüğünü (yaklaşık 1 A) doğrular ve bu durum Schrödinger teorisi ve Bohr’un yorumuyla uyum içindedir.
</p>

<p>
	Diğer yandan Max Born’un bu yorumu esasında bir olasılıkçı yaklaşımdır da, neden? çünkü ψ fonksiyonu Born için bir olasılık olarak yorumlanmış ve elektronun bulunma durumunu ifade etmiştir. Bir radyoaktif bozunmada örneğin bir nötronun ne zaman bozunacağını bilemeyiz, 1 saat 10 saat veya 10 gün, bu durum tamamen kuantum olasılıkçı bir bakış açısının sonucunda gerçekleşebilir ancak. Buna rağmen Schrödinger bu düşüncelerden oldukça rahatsızlık duyar ve Wien’e durumu anlatır.
</p>

<p>
	Heisenberg ve Schrödinger gösterimleri esasında aynı sistemin farklı bakış açılarıdır, şöyle ki; her ikisi de hidrojen için görünür durumları ifade etmek için denklemler yazmışlardır, fakat buna rağmen Heisenberg’in matris mekaniği kesikli ve parçacık üzerine, Schrödinger’in ise sürekli ve dalga üzerine kuruludur, hangisi doğru derseniz Heisenberg’in matris mekaniğinin fiziksel yorumu daha zordur buna rağmen Schrödinger’in dalga mekaniği bilindik durumlarla ifade edilebilir (diferansiyel işlemler örneğin) buna rağmen matris mekaniği sonradan gelişen bir durumun sonucudur.
</p>

<p>
	Schrödinger buna rağmen Bohr tarafından ortaya atılan kuantum sıçraması olayına sıcak bakmaz, hatta çokça tartışırlar ama yinede Bohr düşüncelerinde ısrar eder. Bu dönem Kopenhag denilen bir ekolün başını çeker Bohr, buna göre, bir durumda birden fazla sistem için -örneğin her iki durumda- iki sistem arasında yayılmış olmalıydı, buna fizik jargonuyla ‘üstüste binme ya da süperpozisyon’ diyoruz. Tabi Schrödinger bu durumu da asla hoşlanmadı ve kabul etmedi.
</p>

<p>
	Son olarakta Schrödinger’in kedisine bakmak yerine olacak sanırım.
</p>

<p>
	Schrödinger Bohr tarafından ortaya atılan teorilere çok fazla sıcak bakmış değildir ve o da şöyle bir teorik deney tasarlar. Bir kedi (teorik) bir radyoaktif zehir, Geiger sayacı (parçalanan atomları saymak için) ve kutu (kutunun içerisi hiçbir şekilde görülmeyecek) kedi kutuya konur, radyoaktif zehirin parçalanması olasılığı %50’dir bu durumda kedi ne durumdadır? Evet kedi hem ölüdür hem de diri, nasıl oluyor bu derseniz, üst üste binmiş her dalga katarı ya da çift yarıktan geçen fotonlar bu deseni oluşturur, siz gözlem yaptığınız anda ise dalga fonksiyonu çöküyor ve sistem tek bir hale dönüşüyor yani durum yerelleşiyor (diğer tabirle evre uyumsuzluğuna uğruyor) ama gözlem yapmazsanız her iki durumda da bulunabiliyor, bunu tek foton dedektörlerinde görebiliyorsunuz foton sanki takip edildiğini anlıyor gibi, bilmiyorum.
</p>

<p>
	Kaynaklar:
</p>

<p>
	<em>[1]. Hidrojen – John S. Ridgen (ODTÜ Yayınları – 2013)</em>
</p>

<p>
	<em>[2]. Erwin Schrödinger ve Kuantum Devrimi – John Gribbin (Alfa Yayınları – 2013)</em>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">113</guid><pubDate>Mon, 20 Jul 2020 08:44:23 +0000</pubDate></item><item><title>Watson ve Crick DNA Modeli</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/112/</link><description><![CDATA[
<p>
	DNA’nın ikili sarmalını açığa çıkarması bakımından önemli olan iki isim ‘Watson ve Crick’in’ Nature’da 25 Nisan 1953’de yayınlamış olduğu makale;
</p>

<p>
	<strong>Nükleik Asitlerin Moleküler Yapısı</strong>
</p>

<p>
	(Dezoksiriboz Nükleik Asit İçin Bir Yapı)
</p>

<p>
	Dezoksiriboz (şimdiki adıyla deoksiriboz) nükleik aist (D.N.A.) tuzu için bir yapı önermek istiyoruz. Bu yapının biyolojik açıdan çok ilgi çekici, alışılmamış özellikleri vardır.
</p>

<p>
	Pauling’in ve Corey tarafından nükleik asit için bir yapı önerilmiştir. Kendileri nezaket gösterip makaleyi yayımlanmasından önce bize ilettiler. Modelleri, fosfatların iplik eksene yakın, bazların dışarıda olduğu, birbirine geçmiş üç zincirden oluşmaktadır. Bize göre bu yapı iki sebeple yetersizdir. 
</p>

<p>
	(1) X ışını diyagramlarını veren maddenin serbest haldeki asit değil tuz olduğunu düşünüyoruz. Asidik hidrojen atomları olmaksızın, özellikle de eksenin yakınındaki eksi yüklü fosfatlar birbirlerini iteceği için, yapıyı hangi kuvvetlerin bir arada tutacağı belli değildir. 
</p>

<p>
	(2) van der Waals uzaklıklarının bir kısmı çok düşük görünmektedir.
</p>

<p>
	Fraser da bir başka üç zincirli yapı önermiştir. Onun modelinde fosfatlar dışarıda, bazlar da içeridedir ve birbirlerine hidrojen bağlarıyla bağlıdır. Bu yapı pek de iyi tanımlanmamıştır, bu sebeple üzerinde yorum yapmayacağız.
</p>

<p>
	Dezoksiriboz nükleik asit tuzu için tamamen farklı bir yapı ileri sürmek istiyoruz. Bu yapıda ikisi de aynı eksenin çevresinde dönen iki sarmal zincir bulunur. Her zamanki kimyasal varsayımları kullandık; yani her bir zincirin β-D- dezoksiribofuranoz kalıntılarını 3, 5 bağlantılarıyla birbirine bağlayan fosfat di-ester gruplarından oluştuğunu varsaydık. İki zincir birbirine iplik eksene dik bir çift ile bağlıdır, ama bazları bağlı değildir. Her iki zincir de soldan sağa dönen sarmallardır, ama çift yüzünden iki zincirdeki atomların sırası birbirine ters yöndedir. Her iki zincir Furberg’in 1. modelini andırıyor; yani bazlar sarmalın iç tarafında, fosfatlar da dış tarafındadır. Şekerin baza kabaca dik olması sebebiyle, şekerin ve yakınındaki atomların konfigürasyonu Furberg’in ‘standart konfigürasyonuna’ benzer. Her bir zincirde her 34 A (angström) uzaklığında, z yönünde bir kalıntı bulunur. Aynı zincir üzerindeki bitişik kalıntılar arasında 36֯’lik bir açı olduğunu, böylece yapının her zincirinde 10 kalıntıda, yani her 34 A uzaklığında kendini tekrar ettiğini varsaydık. Bir fosfor atomunun iplik ekseninden uzaklığı 10 A’dur . Fosfatlar dışarıda olduğu için katyonlar onlara kolayca erişebilir.
</p>

<p>
	<img alt="A-rope-ladder-model-for-the-double-helix" data-ratio="111.11" data-src="https://www.bilimgunlugu.com/wp-content/uploads/2018/12/A-rope-ladder-model-for-the-double-helix.jpg" src="https://www.bilimgunlugu.com/forum/applications/core/interface/js/spacer.png">
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">112</guid><pubDate>Mon, 20 Jul 2020 08:43:29 +0000</pubDate></item><item><title>G&#xFC;ne&#x15F; sistemi, D&#xFC;nya&#x2019;m&#x131;z ve di&#x11F;er gezegenler</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/92/</link><description><![CDATA[
<p>
	Güneş sistemi içerisinde oldukça büyük ve hayat kaynağımız olan Güneş, içinde bulunduğumuz Dünya dahil 8 tane gezegen, yaklaşık onlarca cüce gezegen (ki bunlara Plüton’da dahildir) ve sayısız meteorlardan oluşur. Sistem içerisindeki gezegenlerin ilk üyesi olan Merkür, Güneş’e en yakın olmasına rağmen en sıcak gezegen değildir. Güneş etrafındaki dönüşünü 88 günde tamamlar. Güneş’e uzaklığı 57 milyon km’dir.
</p>

<p>
	İkinci üye olan Venüs sera etkisi sebebiyle en sıcak gezegendir.Atmosferi bulutlarla kaplıdır ve adeta bir cehennemi andırır. Sıcaklığı 480 santigrat dereceye ulaşabilir. Güneş’e uzaklığı 110 milyon km’dir. Venüs’te Dünya’da ki gibi 90 atmosferlik karbondioksit gazı vardır. Ancak Venüs’te bu karbondioksit yer kabuğunda değil atmosferdedir. Venüs yaklaşık Dünya’nın %91’i kütleye sahiptir. Venüs’teki atmosferik basınç Dünyadaki’nin 90 Venüs’ün albedosunun %75 olması ve bize çok yakın olması onu geceleri çok parlak bir şekilde görmemizi sağlar.
</p>

<h3>
	Güzel gezegenimiz Dünya
</h3>

<p>
	Güneş sistemi içerisinde tek yaşam barındıran güzel gezegenimiz Dünya, atmosferinde %71 oranında azot bulundurur. Güneş’e uzaklığı ise ortalama 150 milyon km’dir. Hacmi Güneş’in 1.000.000’da biridir.Yörüngesi diğer gezegenler gibi eliptiktir. Venüs’ten sonra en çok uzay aracı gönderilen Mars, Güneş’e yakınlıkta 4. gezegendir.Kızıl gezegen olarak da bilinir. Güneş sisteminin 24 km yüksekliğiyle en yüksek dağı olan Olympus Mons dağı vardır. Mars’ın bir günü 24 saat 37 dakikadır.Güneş’in yaşam kuşağında yer almasına rağmen yaşama elverişli değildir. Çünkü manyetik alanı oluşturamaz bunun sonucunda ısıyı tutacak bir atmosferi uzun süre koruyamaz. Güneş’e ortalama uzaklığı 228 milyon km’dir.
</p>

<p>
	Jüpiter Güneş’e yakınlık sıralamasında Mars’tan sonra 5. sırada gelir.Gaz devlerinin ilkidir ve Güneş sistemi içerisinde en büyük gezegenidir.Devasa bir manyetik alana ve 67 tane uyduya sahiptir.Satürn kadar belirli olmayan halkaları vardır.Gece vakti Ay ve Venüs’ten sonraki en parlak gökcismidir. Büyük kırmızı leke adlı içine 3 tane Dünya’nın sığabileceği devasa bir fırtınaya sahiptir.Jüpiter’in hemen hemen tamamı hidrojen ve helyumdan oluşmuştur.
</p>

<h3>
	Diğer gezegenler vs Dünya
</h3>

<p>
	Satürn mükemmel halkalarıyla adeta Güneş sistemi incisi gibidir. Güneş’e yakınlıkta 6. sıradadır. Satürn’ün bilinen 62 tane uydusu vardır.Bu uydulardan 53 tanesi resmi olarak isimlendirilmiştir.Satürn’<wbr>ün en büyük uydusu olan Titan bir uydu olmasına rağmen büyüklüğü Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’e eşdeğerdir.Satürn çıplak gözle görülebilen en uzak gezegendir.Jüpiter gibi tamamı hidrojen ve helyumdan oluşmuştur.Güneş çevresindeki bir turu 29.46 Dünya yılıdır.
</wbr></p>

<p>
	Güneş’e yakınlıkta 7. sırada olan Uranüs bünyesinde çok fazla buz,metan ve amonyak bulundurduğu için gaz devinden ziyade bir buz devidir.Uranüs’ün eğikliği çok fazla olduğu için yan yatmış bir top gibidir.Uranüs’ün fotoğraflarda bulutsuz ve pürüzsüz görünmesinin nedeninin aslında aşırı miktarda bulutlu olmasıdır.
</p>

<p>
	Neptün Güneş Sistemi’ndeki 8. ve en son olan gezegendir. Güneş’e uzaklığı ise 30.1 AB (1 astronomik birim 150 milyon km) yani 4,503,443,661 km’dir. Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi gibi mavi inci Neptün’ün de Büyük Kara Lekesi vardır. Bu Büyük Kara Leke’nin içine Dünya sığamasa da Ay sığabilir. Büyük Kırmızı Leke’nin Jüpiter’e oranıyla Büyük Kara Leke’nin Neptün’e oranı aynıdır. Ayrıca Büyük Kara Leke ile Büyük Kırmızı Leke hemen hemen aynı boylamlar üzerinde yer alır ve bu da bizim aklımıza gaz devlerinin atmosferinde bazı karakteristik özelliklerinin benzer olduğu düşüncesini getiriyor. Neptün’ün toplam 14 uydusu vardır.en büyük uydusu Triton’dur.Uydularının toplam kütlesinin %99’unu oluşturur.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">92</guid><pubDate>Sat, 18 Jul 2020 10:03:25 +0000</pubDate></item><item><title>Protein tozu karma&#x15F;as&#x131; ve &#xE7;&#xF6;z&#xFC;m&#xFC;</title><link>https://www.bilimgunlugu.com/forum/topic/85/</link><description><![CDATA[
<p>
	Öncelikle birkaç senedir beslenme ve spor konularıyla ilgileniyor, kendim de vücut geliştirme ve dağcılık sporuyla amatör olarak ilgileniyorum. Bir süre kalori eksikliğim olduğu için düzenli olarak protein tozu da kullandım. Kendi deneyimlerimden ve de öğrendiklerimden yola çıkarak, bu konu hakkında hiçbir şey bilmeyen, öğrenmek isteyen ya da kafasında karışıklık yaşayan insanlara temel bazı bilgileri aktarmak istedim. Bu konular hala araştırılma sürecinde olduğu için herhangi bir bilgiye kesin doğru ya da kesin yanlış diyemiyoruz. O yüzden eğer yeni bir bilgi geldiyse ya da hatalı bir bilgi aktardıysam düzeltilmesini isterim.
</p>

<p>
	Protein tozu nedir, ne değildir, ne yapar ya da ne yapmaz, zararlı mıdır yoksa zararsız mıdır gibi birçok soru yıllardır toplumlar arasında bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın uzantıları tabi ki burada da devam etmektedir. Bazı doktorlar ya da profesörler özellikle protein tozunun zararlı olduğunu sürekli vurgulayarak bu konuda kesin bir hat çizmektedir. Fakat diğer yandan tabi ki büyük bir supplement sektörü ve sporcu kitlesi bu durumun yanlış olduğunu aksine protein tozunun gelişime katkı sağladığı için var olduğunu ve satıldığını vurgulamaktadır. Ancak bu konunun az çok ne olduğunu kavramak adına önce birkaç ‘doğru bilinen yanlışın düzeltilmesi gerekmektedir.
</p>

<p>
	Öncelikle protein tozu bir çeşit supplementtir. Supplement dediğimiz şeyler, türkçe anlamıyla ek besinlerdir. Ek besinin işlevini gösterebilmesi için öncelikle sizin vücudunuza bir miktar besin, yani bir miktar kalori almanız gerekmektedir. Supplementlerin amacı, sizin gelişiminize ya da sağlığınıza belli bir ölçüde fakat daha hızlı şekilde etki sağlamaktır. Yani ek besin olarak sizin günlük eksikliklerinizi kapatmak için kullanılırlar. Eğer siz günlük almanız gereken mikro ve makro kalorinizi besinlerden yeterli olarak karşılayabiliyorsanız, supplementlere pek ihtiyacınız kalmaz. Tabi ki kişinin yapısına, aktivitesine ya da sağlık durumuna göre bu ihtiyaç değişkenlik gösterecektir.
</p>

<p>
	Spor özellikle de bodybuilding, vücudunuza yoğun bir baskı uygular. Bu baskının sonucunda kaslarınızda mikro ölçeklerde hasarlar oluşur. Yani biz spor yaptığımızda vücudumuzu geliştirmez aksine yıpratır ve onu stres altına sokarız. Yıpratmayı gelişime çeviren eylem ise beslenme ve dinlenmedir. Bu gelişim sürecinde en önemli rollerden birine sahip olan şey tabi ki de proteindir. Protein tozuysa sizin gıdalardan aldığınız proteinin, belli birkaç enzim işleminden geçirildikten sonra toz haline getirilmiş şeklidir. Genel olarak peynir altı suyunun ayrıştırılmasıyla oluşturulur; fakat başka besinlerden de üretilmektedir.
</p>

<p>
	Siz günlük almanız gereken protein miktarını gıdalardan aldıysanız ki önceliğiniz gıdalar olmalıdır, o halde protein tozu kullanmanıza gerek kalmaz. Protein tozu diğer ek besinler gibi sizin ufak tefek eksikliklerinize katkı sağlamak adına üretilmiştir. Sadece size bir miktar zaman ve takviye avantajı sağlar. Büyülü bir toz değildir.
</p>

<p>
	Protein tozu yeni çıkmış bir şey değildir. Aksine onlarca yıldır piyasadadır ve onlarca yıldır sporcular tarafından kullanılmaktadır. Protein tozu kas ya da yapay kas yapmaz. Kasınızı şişirmez, hızla büyütmez ya da protein sentezinizi aşırı bir şekilde arttırmaz. Bunlar anabolik steroidlerdir ve genelde yarışmacılar; yani bu işe hayatını adamış ve bu işten para kazanan insanlar tarafından kullanılır, kullanılmak zorundadır. Protein tozu sadece, eğer protein eksikliğiniz varsa aldığınız zaman kas gelişiminize katkı sağlar.
</p>

<p>
	Yediğiniz ya da içtiğiniz bir şeyin yan etki yapması her zaman doğrudan yediğiniz ya da içtiğiniz şey ile alakalı değildir. Örneğin böbreklerinizin zorlanması öncelikle protein tozu içtiğinizden değil, yetersiz su tükettiğinizden, önceden var olan bir sağlık sorununuzdan ya da yüksek proteinli gıdalar tüketmenizden dolayı olabilir ki yine bu durum protein tozuna özel değil, tüm besinler için geçerlidir. Su en önemli yaşam faktörlerimizden biridir. Yeterli su almazsanız zaten sağlık sorunları yaşarsınız, yaşayacaksınızdır. Bunun protein tozuyla ya da herhangi bir gıdayla doğrudan ilgisi yoktur.
</p>

<p>
	Özetlemek gerekirse; protein tozu eğer bir protein eksikliği yaşıyorsanız ve bu eksikliği besinlerden karşılayabilecek bir durumda değilseniz son derece pratik ve işe yarayan bir supplementtir. Bunun dışında kullanılmasının bir gereği yoktur.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">85</guid><pubDate>Sat, 18 Jul 2020 08:25:02 +0000</pubDate></item></channel></rss>
