Jump to content
Havva Nur

Genlerimizi Düşünce İle Kontrol Edebilir Miyiz? Böyle Bir Şey Mümkün Olabilir Mi?

Önerilen İletiler

Genlerimizi Düşünce İle Kontrol Edebilir Miyiz?

İnsanlar protez uzuvlarını, çeşitli bilgisayar programlarını ve hatta uzaktan kumanda edilebilen helikopterleri artık zihinleriyle kontrol edebiliyor. Bütün bunlar beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi sayesinde gerçekleşiyor. Beyin-bilgisayar arayüzü, beyin ile dış bir cihaz arasındaki doğrudan iletişim yolu ve genellikle insanların bilişsel ve duyusal motor fonksiyonlarına yardımcı olmak için kullanılan bir teknolojidir. Bu alandaki araştırmalar duyma, görme gibi duyuları ve hareket yeteneğini kaybetmiş uzuvları tekrar işlevsel hale getirmek üzerine yoğunlaşıyor.

437f3d89-09f5-4f5b-81e8-d52d2f821f19.jpg

Peki beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi hücre içinde gerçekleşen birtakım biyokimyasal olayların kontrolünde de kullanılabilir mi?

Bu gibi yeni buluşlar ya da geniş kitleleri etkileyecek fikirler söz konusu olduğunda, klasik düşünce akımına sıkı sıkıya bağlı ve sınırları zorlayan hayalleri olan büyük düşünürleri küçümseyen birileri mutlaka olacaktır (bu hiç şaşmaz). Bilincimizin bir şekilde kendi gerçekliğimiz üzerinde etkisi olduğu fikri, araştırmalar olabilirliğine işaret etse de, birçok kişi tarafından bu durum “gerçekdışı” ya da “çılgınca” olarak nitelendirmektedir. Bu büyüleyici olasılığı elimizin tersiyle itiyoruz. Bunu yapmak yerine neden bunun mümkün olabileceğini araştırmayalım ki?

İsviçreli biyoloji mühendisleri, insanlara gen ifadesini yani hangi genlerdeki bilgilerin proteine çevrilip ürüne dönüştürüleceğini kontrol etme imkânı verecek cyborg (Sibernetik Organizma) benzeri bir sistem kurdu. Araştırma ekibi beyin-bilgisayar arayüzünü, sentetik yani kurgusal biyoloji ürünü bir implant ile birleştirerek genetik bir mekanizmayı zihinsel faaliyetlerle kontrol edebilmeyi başardı. Bu sayede dünyanın ilk beyin-gen arayüzünü oluşturdular.

Araştırmanın sonuçları Nature Communications (Doğa İletişimi) dergisinde yayımlandı. Araştırma ekibi ilk olarak tipik bir beyin-bilgisayar arayüzü ile işe başladı. Üzerinde elektrot taşıyan bir başlık ile ilgili canlının zihinsel faaliyetleri kaydettiler. Bu faaliyetler neticesinde oluşan beyin sinyalleri başka bir elektronik cihaza iletildi. Kullanılan bu elektronik cihaz, farklı zihinsel faaliyetleri algılıyor ve elektromanyetik alanın gücünü değiştirebiliyordu. Daha sonraki aşamada araştırmacılar, fareye uzaktan kablosuz bir şekilde kontrol edilebilen bir implant yerleştirdi. Bu implant aracılığıyla nakledilmiş insan hücrelerinde protein üretimini başlatmak için elektromanyetik alanı kullandılar. Araştırmada kullanılan implant bir optogenetik (Optogenetik teknoloji ışık ve genetik yardımıyla beyindeki sinir hücrelerinin ve protein sentezinin kontrol edilebilmesi şeklinde ifade ediliyor) teknoloji ürünü idi.

Araştırmacılar insan böbrek hücrelerine bakteri genleri aktardı. Böylece genetiği değiştirilmiş bu hücrelerin ışığa duyarlı protein üretmesi sağlandı. Genetiği değiştirilmiş hücreler üzerlerine ışık tutulduğunda davranışlarını değiştirecek şekilde programlandı. Bu hücreler ışığa maruz kaldığında, bir dizi moleküler tepkime ardından alkalin fosfataz denilen bir proteini (SEAP) üretti. İnsan hücreleri ve LED ışık kaynağı, minicik keseler (implant) içinde fare derisinin altına yerleştirildi. LED lamba kızılötesine yakın aralıkta ışık yayarak genetiği değiştirilmiş hücreleri içeren bu kültür odasını aydınlatıyordu. Kızılötesine yakın ışık, hücreleri aydınlattığı zaman, hücreler istenilen proteini üretmeye başlıyordu. İşte bu, gen anahtarı sisteminin optogenetik kısmıydı.

Elektrot başlık giyen gönüllüler Minecraft oyununa odaklanarak veyahut çeşitli rahatlama ve derin düşünme teknikleriyle zihinlerini dinlendirerek farklı büyüklüklerde elektromanyetik dalgalar üretmiş oldular. Bu dalgalar implant içindeki kızılötesi LED’i etkinleştirerek alkalin fosfataz proteininin üretilmesini teşvik etti. Üretilen protein daha sonra implantın çeperlerinden geçerek farenin kan dolaşımına karıştı. Araştırmaya katılan gönüllüler enteresan bir şekilde zihinsel faaliyetleriyle farelerin derisi altındaki ışığın yanıp sönmesini de kontrol edebildi. Bu da protein üretimini ya başlattı ya da durdurdu. Böylece ilk defa beyin-bilgisayar arayüzü ve optogenetik birlikte kullanılarak genlerin kontrolü sağlanabildi. 

Araştırmacılar sibernetik ve sentetik biyolojinin birleşimi olan ve zihinle kontrol edilebilen bu gen anahtarlarının, insanlarda gen ifadesini kontrol etmede kullanılmak üzere geliştirilebileceği konusunda oldukça umutlu. Örneğin bu sistem kronik baş ağrıları, sırt ağrısı ve epilepsi gibi nörolojik rahatsızlıklarla mücadele etmek için kullanılabilir. Özel beyin sinyalleri belirlendikten sonra, sistem tam ihtiyaç olduğunda tedavi edici mekanizmanın etkin hale gelmesini tetikleyebilir.

Uzmanlar şu anda; genetiği değiştirilmiş hücrelerin, ilaçların, sinirsel sinyalleri taşıyan moleküllerin, doğal ağrı kesicilerin, kanın pıhtılaşmasını önleyen maddelerin ve daha birçok tedavi edici kimyasal maddenin tasarlanan sentetik implantlar sayesinde vücuda nakledilerek tedavi amaçlı kullanabiliyorlar. Ayrıca zihin-genetik arayüzleri, kalp ve beyin pilleri, işitme yardımcıları, göz protezleri, insülin salan mikro pompalar ve biyonik eller ve ayaklar gibi elektronik-mekanik implantlarda da kullanılabiliyor.

Yeni fiziğin vardığı temel sonuçlardan biri, gözlemcinin gerçekliği yarattığını kabul eder. Gözlemciler olarak biz insanlar, kendi gerçekliğimizi yaratmak konusuyla doğrudan ilişkiliyiz.

Fizikçiler, evrenin “zihinsel” bir yapı olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Öncü fizikçilerden Sir James Jeans şöyle demekte: “Bilgi akışı, mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru gidiyor; evren dev bir makineden çok dev bir düşünce gibi görülmeye başlandı.

Zihin artık kazara maddenin alanına giren bir saldırgan gibi görünmüyor, onu daha çok madde alanının yaratıcısı ve yöneticisi olarak selamlamamız gerekiyor. Bunun üstesinden gelelim ve tartışılmaz sonucu kabul edelim.

Evren tinsel-zihinsel ve ruhani.” (R.C. Henry, Johns Hopkins Universitesi Fizik ve Astronomi Profesörü)

Referans

 Yararlanılan Kaynaklar

  • http://www.scientificamerican.com/article/thought-controlled-genes-could-someday-help-us-heal/?WT.mc_id=SA_Facebook
  • http://www.sciencedaily.com/releases/2014/11/141111111317.htm                                                      
  • http://www.nature.com/ncomms/2014/141111/ncomms6392/full/ncomms6392.html
  • http://mentalhealthdaily.com/2014/11/14/human-thoughts-control-genes-with-cybernetic-implants/
  • http://www.nature.com/ncomms/2014/141111/ncomms6392/full/ncomms6392.html
  • http://phys.org/news/2014-11-genes-thoughts.html
  • https://bilimteknik.tubitak.gov.tr/content/dusunceyle-kontrol-edilebilen-genler

 

 

 


Derleyen : Havva Nur ÇAĞLAK

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Sohbete sen de katıl

Dilersen hemen kayıt olabilir ya da hemen bilgilerini girip yorum yapabilirsin Eğer bir hesabın varsa giriş yaparak üyeliğinle yorumlayabilirsin

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Editör içeriğini temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

  • Konular

  • Etiket tabanlı benzer içerikler

    • Yazan: Havva Nur
      Bu Beynimizin Bir Oyunu Mu?
      Uykuda Düşme Hissi…Hemen hemen hepimizin yaşadığı o enteresan deneyim…
      Bir gece önce pek iyi uyumadınız, gününüz çok stresli ve yoğun geçti. Kafanızı toplayıp bu yoğun günü hasarsız şekilde atlatabilmek için bol bol da kahve içtiniz. Akşam oldu, uzandınız o güzelim yatağınıza, kendinize rahat bir pozisyon seçtiniz ve nihayet güzelce uyuyabileceksiniz. Beyniniz yavaşlamaya başladı….Tam uykuya dalacaksınız…Hoooop o da ne? Sarsıcı bir düşme hissiyle aniden uyandınız. Oysa henüz uykuya dalmıştınız…
      Tıpkı önünüzdeki merdivenin son basamağını fark etmeyip boşluğa adım atmış ya da türbülansa yakalanmış bir uçaktaymışsınız gibi… Korkunç bir his biliyorum çünkü benim de başıma geldi, hem de defalarca…. Bu ilginç deneyim, bilimsel dilde “Hipnogojik Miyoklinik Seğirti” , yani daha anlaşılır kelimelerle “Uyku Sırası İstemsiz Seğirme”.

      Peki bu hissi kimler yaşıyor?
      Mayo Klinik tarafından yapılan araştırmalara göre insanların %70’inden fazlası bu hissi uykuya dalıp baş kısımları gevşedikten hemen sonra yaşamaktalar. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ise kişinin günlük yaşam kalitesinin önemini vurgulamakta…
      Uyku bilimi profesörü Jason Ellis, uyku sırasında aniden düşme hissiyle uyanmamızın; hipnik seğirmeden kaynaklandığını söyler.
      Hipnik Seğirme vakasının nedeni iki şekilde açıklanıyor. İlk varsayım daha bilimsel ama ikinci varsayım çok tartışma yaratacak bir türden…
      Uykudayken düşme hissi kaslarımızın istemsiz bir biçimde kasılarak bizi sarsmasıyla gerçekleşir. Bu birinci varsayım. Örneğin hıçkırık da istemsiz bir kas hareketidir.
      Uyku sırasında vücudumuzun işlevlerinde bazı değişimler olur. Uykuya geçişin birinci evresinde gözler yavaş hareket eder ve kasların etkinliği azalır. Düşme hissi tam bu anda ortaya çıkar. Düşme hissinin uyanıklık ve uyku arasındaki geçişi sırasında kol ve bacak kaslarındaki sinir hücrelerinin, doğru şekilde çalışmamasından kaynaklandığı öne sürülür.
      Benzer bir görüş ise bu durumun basit bir koruyucu refleks olduğu. Beyin, kas etkinliğindeki azalmayı ve kasların gevşemesini, vücudun gerçekten düştüğü şeklinde algılıyor. Vücudun kendini koruyabilmesi için kaslara, kasılma mesajı gönderiyor. Yani beynimiz bizi korumak isterken bu vahim deneyimi yaşamamıza sebep oluyor.
      Özellikle tedirginlik, stres hali, aşırı kafein tüketimi ve yatağına yorgun yatan kişilerin bu hissi daha sık yaşadıkları gözlemlenmiştir.

      Bu hissin sebebi EVRİM olabilir mi?
      Şimdi gelelim ikinci ve asıl ilginç olan varsayıma…Çok fazla desteklemiyorum ama yine de yazayım. Belki böyle düşünenler de vardır.
      Evrim…
      Türümüz Homo Sapiens’in ataları yaklaşık 4 milyon yıl öncesinden itibaren ağaçlar üzerinde yaşamayı bırakarak, ormanlardan çıkmış ve kademeli olarak çayır çimen hayatına geçmiştir. Üstünden çok zaman geçmiş olsa da ağaçlar üzerindeki geçmişi, evrim teorisi açısından bakarsak çok da eskilerde kalmış sayılmaz. Uyku sırası düşme hissi de günümüze kadar korunabilmiş bu genetik miraslardan bir tanesi mi acaba?
      Ataların çok büyük bir kısmı ağaçlar üzerinde yaşamaktaydı. Ağaçta yaşamanın önemli bir avantajı yerdeki avcılardan uzakta yaşamak olsa da en büyük tehlikesi düşmekti. Bunun sebebi sadece denge kaybı değil. Aynı zamanda aralarındaki kavgalar, bir bireyin diğerini ittirmesi, sert rüzgarlı bir gece primatların ağaçtan düşmesi için yeterli sebepler.
      Uyuyan bir primatın, düşmeye karşı sürekli alarm halinde olması gerekir. Ancak bu hiç kolay bir iş değildir; zaten uyku halinde, yarı felç olan vücudumuzu beyin sürekli kontrol altında tutmak ister. İşte tam da bu sebepten kritik anlarda beyinde, vücudu uyararak uyanmamızı sağlayan bir sinir devresinin evrimleşmiş olduğu düşünülmektedir.Biz de bu özelliği, atalarımızdan ötürü, günümüzde hipnik seğirme – ani sıçramalar olarak halen taşıyor olabiliriz.
      Aklınızda olsun; uykuya geçiş kasların gevşemesi, nefes hızının ve vücut sıcaklığının düşmesidir. İşte bu ani düşme hissi, kasların gevşemesi sırasında beynin anlık kontrolü kaybetmesiyle oluşur. Panikleyen ve alarm durumuna geçen beyin, tüm kaslarımızı kasarak düşmenin etkisini azaltır. Uyanınca yeniden çalışmaya başlayan duyularımız sayesinde beynimiz hızla normale döner, siz de uykunuza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz…
    • Yazan: Havva Nur
      Her gün duyduğunuz seslerin bir şekli olsaydı nasıl olurdu? Ya da günlük yaşantıda giydiğiniz kıyafetlerin bir sesi olsaydı nasıl olurdu acaba? Evren nasıl bir yer olurdu?
      Ya müziğin rengi, renklerin sesi olsaydı?

      Sinestezi…Az önce söylediğim betimlemeleri gerçeğe dönüştürüyor. Toplumun neredeyse %20’si tarafından bu duyular tadılabiliyor. Daha önce içinizden birisi herhangi bir sayıya veya harfe cinsiyet veya renk yükledi mi? Örneğin 3 sayısı kadını andırıyor ya da 5 sayısı erkeği andırıyor diye söyledi mi? Tıp bilimine göre sinestezi bir hastalık olarak görülüyor.
      Peki bu hastalık nedir? Duyuların birlikte algılanması sonucu ortaya çıkıyor (sin : birlikte, estezi : algı). Nasıl yani? Duyular nasıl birlikte algılanabilir ki? Yani daha önce bisiklet pedalının sesi kırmızı mıydı? Ya da 32 sayısı kadın mıydı? Ya da duyduğumuz keman sesi turuncu bir üçgen miydi? Bu bahsetmiş olduğumuz sinestezik kişiler herhangi bir harfi ya da rakamı duyabilir, onları bir renkte görebilir. Herhangi bir rengi ; bir harf ya da rakamla eşleştirebilir.
      Örneğin aklımıza 5 dediğimizde kahverengi, 2 dediğimizde açık mavi geliyor olabilir. Şimdi size bir soru! Fizik dediğim anda aklınıza ilk ne geliyor? Çoğunuzun aklıma bilim dalı geliyor olsa gerek. Hatta fizik dediğiniz anda benim aklıma ilk Einstein, Hawking gibi isimler geliyor. Fakat Türkiye’de çok az insan tarafından tanınan bir bilim insanı daha var. Onun adı Richard Feynman. Richard Feynman kendi yazmış olduğu kitabında şöyle bir cümle kurmuştur : ”Nedenini bilmiyorum ama harfleri renkli görüyorum. Benim için j‘ler açık kahverengi, n‘ler mavi-mor arası ve x‘ler koyu kahverengi.". Feynman’ın bu ifadesinden kendisinin sinestezik olduğunu çok rahat bir şekilde anlayabiliyoruz. Çok uzun bir süre kişiler için zararı ya da faydası olmayan doğal bir durum olarak gözüktü.
      Sinestezi Hastalığının Faydaları!
      Aslına bakarsanız hem bilinçsel hem de fizyolojik olarak bir çok faydası var. Peki bu hastalığın faydaları neler? Yapılan araştırmalar sonucunda sinestezik karakterdeki insanların hafızalarının diğer insanlara nazaran çok daha kuvvetli olduğu ortaya konmuştur. Şimdi bir örnek verelim ;iki arkadaşınızı düşünün. Atıyorum Ahmet’e kırmızı adını verdiniz, Mehmet’ e de turuncu adını verdiniz. Ahmet’e verdiğiniz kırmızı ismi mi daha kolay yoksa Mehmet’e verdiğiniz turuncu ismi mi? Aslında arada bir fark yok. Bunu öylesine örnek vermiştim. Halbuki isim yerine bir rengi hatırlamak, o karakteri o renkle bağdaştırmak çok daha kolay. Yani yarın bir gün ‘İsmini unuttum, adın neydi senin?’ gibi bir durum söz konusu değil… Sinestezik kişilerin imgeleme yetenekleri çok kuvvetli olduğu için bilim, sanat ve teknoloji alanları ile uğraştığını söylemek büyük bir gerçek.
      Şimdi benim merak ettiğim bir soru var. Sizlerin de merak edeceğini ümit ediyorum. Acaba sinestezik olan insanlar uykuda ve rüyada neler görüyorlar? Aslına bakarsanız  bu konu ile ilgili çok fazla araştırma yapılmadı henüz. Ne yazık ki tıpkı rüya olgusu gibi sinestezinin de yalnızca kişilerin deneyimleri olmasından dolayı çok şey bildiğimiz söylenemez. O yüzden sinestezi kuvvetli bir şekilde sırrını korumaya devam ediyor. Peki içinizde sinestezik olan var mı? Yorumlara bekliyorum.

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz. Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

Bilim Günlüğü internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Yer Sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

Yer Sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız buradan iletişime geçerek bildirebilirsiniz. 

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.

×
×
  • Yeni Oluştur...