GDO Nedir? GDO'nun Zararları ve Faydaları

Eskiden mısır sindirilmesi zor olan ve sert tanelerden oluşan bir yiyecekti. Ancak günümüzün geleneksel ve gdo gibi modern ıslah teknikleri sayesinde besleyici, sindirilebilir, kaliteli ve verimli hale getirildi.

GDO Nedir? GDO'nun Zararları ve Faydaları
Eskiden mısır sindirilmesi zor olan ve sert tanelerden oluşan bir yiyecekti ancak günümüzün geleneksel ve modern ıslah teknikleri sayesinde besleyici, sindirilebilir, kaliteli ve verimli hale getirildi.

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) halk tarafından doğru algılanmayan ve hakkında yalan yanlış tonlarca haber çıkartılan, medya sakinleri tarafından gereksiz spekülasyonlar yaratılan bir konudur.

Söz konusu ikilemler hemen her dalında vardır ve ne yazık ki açlık, besin eksikliği, çevresel kirlilik, biyoçeşitlilik, tarım ve sağlık gibi temel sorunları kökten çözebilecek olan bir teknolojiye sırt çevirmekten, bilimi ve gelişimi baltalamaktan başka bir şey değildir ve söz ettiğimiz alanda yapılan yatırımların önünü kesmemek ve desteklemek gerekmektedir.

Cümlelerimin anlamını yazının bitime yaklaştığınızda daha iyi anlayacak ve sizlerde GDO'ya daha sıcak bakacaksınız. Bu yazıyı okurken GDO ve Genetiği değiştirilmiş tohumlar hakkında popüler haber sitelerinde okuduğunuz bilgileri bir kenara bırakın ve gelin hep beraber objektif bir değerlendirmede bulunalım.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara karşı ön yargının büyük bir kısmı medya oluşumları tarafından ortaya atıldığı bir gerçektir. Gazeteler bu tür ciddi konularda daha fazla okunma ve tık almak, popülerliklerini artırmak için olayları fütursuzca çarpıtmayı seçer.

Eğer ülkenin herhangi bir yerinde GDO hakkında bir başarı sağlanacak olsa ertesi gün gazetelerinin köşe yazarları tarafından bu olayı baltalamak için bilimsel dilden çok uzak yazılarını yayınlamaları pek mümkündür. Sadece bu da değil; kendini çevreci olarak tanıtan çoğu kurum ve daha farklı kuruluşların GDO hakkında söyledikleri bilinçsiz ön yargılardan ileri gitmemektedir.

Hal böyle olunca halk da bu konuya büyük tepki göstererek popülerlik kazanmaya, oy toplamaya çalışan hükümetlere, gen teknolojilerinde ilerleme sağlamaya çalışan akademik çalışmaların veya özel şirketlerin önünü kesmesine neden oluyor.

Hükümetler bu alana yapılan yatırımlara desteği ve parasal yardımı kesmesinin yanında yeni yasalar çıkartıp bilimden gelenin önünün kapanmasına da neden oluyor.

Örneğin bugün AB (Avrupa Birliği) sınırları içinde hazırlanan GD tohumların kullanılmasına yönelik hazırlanmış politikaların bir çoğu kamuoyu isteklerine göre şekil almıştır.

Elbette halk ne tüketmek istediğine kendi karar verir ancak halk doğru bir şekilde bilgilendirilmezse bu alanda sağlanacak demokrasi kuru bir demokrasiden ileriye gitmeyecektir.

Ülkemiz için durum pek daha vahimdir.

Diyabet hastaları için üretilen diyabet ilacı genetiği değiştirilmiş bakteriler sayesinde sağlanmaktadır. Türkiye'de hiçbir insülin hastası veya hükümet bu ilaçlar GDO ile sağlanıyor, biz bunları kullanmayalım demez ve diyemezler. Ancak iş tarım ve gıda üretimine geldiğinde olaylar daha farklı şekil almaya başlıyor. Bu sizce de çok trajikomik değil midir?

Diğer yandan hükümetimiz GD bitkilerin ve tohumların yetiştirilmesinde, tarımsal arazilerde kullanılmasında kişilere ağır yaptırımlar getiriyor. Ancak ülkeye besi hayvanlarının beslenmesi için GDO'lu yemlerin ithal edilmesine pekala izin veriyor.

Burada yaptığım mevcut hükümeti eleştirmek değil, bu tip sorunlar sadece ülkemizde de değil, tüm Dünya'da mevcut durumda. Ancak AB veya ABD'nin bu alanda almış olduğu kararların daha tutarlı olduğunu da belirtmek isterim.

Eskiden mısır sindirilmesi zor olan ve sert tanelerden oluşan bir yiyecekti ancak günümüzün geleneksel ve modern ıslah teknikleri sayesinde besleyici, sindirilebilir, kaliteli ve verimli hale getirildi.

Eskiden mısır sindirilmesi zor olan ve sert tanelerden oluşan bir yiyecekti ancak günümüzün geleneksel ve modern ıslah teknikleri sayesinde besleyici, sindirilebilir, kaliteli ve verimli hale getirildi.

GDO'da geleneksel ıslahtan çok farklı değildir. Ayrıca 1700'lere kadar havucun turuncu renkte olmadığını biliyor muydunuz? Bkz: Atalık Tohumlar

GDO hakkında halk yeterince bilinçlendirilmelidir. Bu da eğitimle beraber kazanılması gereken bir özveriliktir. Ülkemizde evrim dahil çoğu konu tıpkı GDO gibi ötekileştirilmektedir.

GDO'nun birer şeytan olduğunu, insanları ve doğayı katledecek, biyoçeşitliliği öldürecek bir ucube olarak gösteren, tek işleri bu olan kuruluşlar bile mevcuttur. Ancak GDO yapmış olduğumuz yapay seleksiyon tekniklerinden veya Mendel kanunlarından çok daha farklı bir şey değildir.

Hal böyle olmamalıdır. Sözü daha fazla uzatmadan GDO'nun yararlarına ve zararlarına yavaştan geçiş yapmaya başlayalım.

https://www.bilimgunlugu.com/atalik-tohum-nedir/

GDO Nedir?

GDO veya Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, Rekombinat DNA Teknolojisini ve altında yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Daha basit tanımıyla doğada gen alışverişi bulunmayan türler arasında bizlere fayda sağlayacak genlerin başka türlere aktarılmasını içermektedir.

Gen teknolojileri sayesinde Nicotiana benthamiana bitkisine denizde bulunan mikroorganizmaların biyolüminesans özelliği taşıyan genlerini aktararak geceleri ışık yaymaları sağlanmıştır.

Bitkiler yeteri kadar ışık yaymadığı için elbette kullanımı yaygınlaşmış olmadı ancak bilimsel gelişme adına pek çok sorunun cevabını bizlere verdi.

Bangladeş'de bulunan patlıcan tarlaları sürekli zararlı böcekler tarafından tahrip ediliyor, çiftçiler büyük zarar yaşıyordu. Patlıcanlara, Bacillus thuringiensis bakterisinden alınan bir gen aktarılarak zararlılara karşı direnci arttırıldı. Bu gen patlıcanlara, böcekler patlıcanları ısırdığında sindirim sistemlerini parçalayan bir protein kazandırılmasına neden oldu.

Şimdi sizlerden ''biyoçeşitlilik maaf oluyor'' veya ''böceği zehirleyen bizlere ne yapmaz gibi'' sorunsalların aklınızda havai fişekler gibi uçuştuğunu biliyorum ancak aceleci olmayın ve sakince okumaya devam edin.

Gen Aktarımı Nasıl Yapılır?

Bir canlıdan diğer canlıya genetik aktarım yapmak bir dizi işlemleri içermektedir. Örneğin ünsilin, diyabet hastaları için mükemmel bir ilaçtır ve bence farmakoloji alanında 20. asrın en büyük buluşudur.

İnsülin üretimi ilk zamanlar sığır ve domuz gibi canlıların pankreanslarından elde ediliyordu ancak son 10 yıldır insan genleri, bakteri DNA'larına aktarılarak yarı sentetik bir halde üretimi gerçekleştirilmeye başlanmıştır. İnsülin üretimini anlamak genetiği değiştirilmiş organizmaları anlamayı kolaylaştıracaktır.

Yapay ünsilin geliştirmek için öncelikle insan kromozomunda gereken alan belirlenir ve ardından insan kromozomundan belirli enzimler aracılığıyla gen çıkartılır.

Ardından bakteri hücresinden kullanacak olduğumuz plazmidleri ayırırız. Plazmidler kromozomlardan ayrı olan ve kendini eşleyebilen DNA'lardır.  Plazmidlerin DNA'sı belirli enzimlerle kesilerek açılır.

  • İnsülin geni plazmitlere eklenir ve plazmidler bu noktada DNA'yı bir organizmadan diğerine aktardığımız vektördür.
  • DNA'nın genleri tanıması veya gen tabancası gibi bir dolu teknik olay mevcuttur ancak bunlara girmeyeceğim. Nihayetinde elde ettiğimiz bakteriler genetik olarak değiştirilmiş canlılardır.
  • Artık her bakteri insülin üretmenin bir parçasıdır ve bu bakteriler kültüre alındığı takdirde çok fazla insülin proteini üretebilmektedir.

Buradaki teknikler tek bir bakteri hücresini değiştirmeye yöneliktir. Bitki ve hayvanlar gibi daha büyük organizmalarını değiştirmek için ise canlı eşey hücreleri (sperm ve yumurta) kullanılmaktadır.

GDO ve GD Tohumlar İnsanlar İçin Zararlı mıdır?

GDO'nun böceklerin sindirim sistemini parçaladığını öğrendiniz. Peki insanlar için zararlı mıdır? Cevap tabii ki hayır. Bugüne kadar yapılmış hiçbir akademik araştırma GDO'nun insanlar üzerinde bir zararı olduğu sonucuna ulaşmamıştır. Ancak şunu da belirtmek gerek uzun süreli bir zararı olup olmadığı da bilinmemektedir.

Çünkü genetiği değiştirilmiş gıdaların hayatlarımıza girişinin 30 yılı ya var ya yok.

Eğer genetiği değiştirilmiş gıdaların insanlar üzerinde 100-200 yıl sonra bir yan etkisi olacaksa bunu zaman gösterecektir. Ancak endişelenmenize gerek yok bilim camiası şu anlık genetiği değiştirilmiş gıdaların insan sağlığı üzerinde zararlı bir etkisi olmadığı kararında. Bu sebeple GDO insanlar için zararlıdır tartışması yapmakta çok yersizdir.

Yazının sonundaki kaynakta Dünya Sağlık Örgütünün açıklamalarında da göreceğiniz üzere ''Şu anda piyasada bulunan GDO'lu ürünlerin insanlar için sorun teşkil etmesi olası değildir''.

Böceği Öldürüyorsa İnsanlarda Zarara veya Zehirlenmeye Neden Olmaz mı?

Aşağıya linkini bırakacağım videoda da göreceğiniz üzere bunu çikolata-köpek veya kahve-böcek ilişkisine benzetebilirsiniz. Günümüzde çikolatanın ve kahvenin insanlar üzerinde birçok olumlu etkisi vardır ve bu gıdalar bizleri öldürmemektedir. Diğer yandan kahveler böcekleri öldürdüğü gibi, küçük bir parça çikolata da köpekleri öldürebilmektedir.

Onlar için zehir ve toksik olan maddeler bizler için aynı özelliği taşımamaktadır. Doğayı iyi anlamakta fayda vardır, bu gün elmaların çekirdeğinde siyanür olduğunu biliyoruz.

Yeşillenmiş patetesin de yine canlılar için zehir etkisi olan solanin içerdiğini. Bunlarda zehirdir ve bu gıdaları tüketirken tereddüte düşmüyoruz.

Kaçımız elma yerken çekirdeklerini yutmamaya ölecekmişcesine dikkat ediyoruz?

Peki GDO Böcek Popülasyonunu ve Biyoçeşitliliği Olumsuz Etkilemez mi?

Genetiği değiştirilmiş bitkilerin en büyük faydasını bu noktada görüyoruz.

Evet ürün için zarar oluşturan zararlı böcek çoğunluğunu etkileyecektir. Ancak hepsi bu olacaktır.

Biz bunu tonlarca insektisite (Böcek ilacı) para ödeyerek zaten yapıyoruz. Bu noktada sistemik, yarı sistemik ve sistemik olmayan insektisitler mevcuttur.

Örneğin sistemik insektisitler bitki öz suyuna karışarak böceğin içine girer. Afitlerin mücadelesinde sistemik insektisitler oldukça yaygındır. Bu tür insektisitler sadece zararlı böceği hedef alır fakat hepsi bununla sınırlı değildir.

Yararlı böceklerin veya hiç zarara neden olmayan böceklerin ölümüne de başka tür insektisitler ile sebep olmaktayız. Ayrıca insektisitlere harcayacağımız tonca para da cabası.

Tabii sadece bu da değil, kullandığımız pestisitler bitkide ve toprakta kalıntıya sebep olur, su kaynaklarımızı kirletir ve havaya karışır.

Dahası yediğimiz besinlerde bile pestisit kalıntıları mevcut. Bu sebeple üreticiler hızla İTU (İyi Tarım Uyguları) ve Organik Tarım Uygulamalarına geçmektedir. Bu noktada işimize en çok yarayacak olan hastalık ve zararlılara dirençli türler elde etmektedir.

Her çiftçi veya üretici zararlılardan tamamen kurtulmaya çalışır ancak siz pestisitte kullansanız, zararlı böceklere karşı dirençli genetiği değiştirilmiş bitkilerde kullansanız zararlı böcek popülasyonunu tamamen bitiremezsiniz. Çünkü siz ne kadar gelişmiş teknik kullanıyor olsanızda böcekler üzerindeki seçilim baskısı da artmış olur.

Daha dayanıksız zararlı böcekler ölür ancak yönteme veya o etken maddeye karşı dayanıklı veya bağışıklı olan böcekler yaşamaya devam eder ve çoğalırlar. Bu sebeple zararlılarla mücadelede her zaman yeni bitki çeşitleri ve yöntemler geliştirmek zorundayız.

Buradan şu sonuca ulaşırız; pestisit kullanımını, üretim maliyetini, çevre kirliliğini azaltmak ve biyoçeşitliliği korumak için GDO çok işimize yaramaktadır. Bu kuşku götürmez bir gerçekliktir.

https://www.bilimgunlugu.com/biyoteknoloji-neden-onemlidir/

Gen Teknolojileri İle Kısırlaştırılmış Tohum Üretimi

Yazının en önemli kısımlarından birisi de burası ve dikkatli okumanızı öneririm. Gen teknolojileri ile kısır tohum yapma denemeleri olmuştur ancak bunlar hiçbir zaman rağbet görmemiştir. Bu tohumlar terminatör tohum olarak da bilinmemektedir ve çiftçiler tohum üretici firmalara bağlı kalmaktan haklı olarak korkmaktadır.

Fakat tarımın gelişimine bakarsak geliştirilen her bir teknik ve yöntem gelişime yönelik olmuştur.

Gıdaların raf ömrü uzamıştır, ürünlere erişim kolaylaşmıştır, üretim maliyetleri azalmış ve tüketici daha ucuza daha kaliteli ürünlere ulaşmaya başlamıştır. Buradan yola çıkarsak birkaç tohum firmasının tüm Dünya'yı etkisi altına alamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eğer geri dönüp 1945'in tekniklerini ve tohum çeşitlerini kullanıyor olsaydık bugün gıda fiyatları çok çok daha fazla olur ve belki de bir çoğumuz aç kalırdık.

Elbette ben kısır tohumlar üretilmesini desteklemiyorum ancak bugün tarımsal anlamda yaptığımız tam olarak budur. Sertifikalı bir buğday tohumu maksimum beş yıl kendini koruyabilmektedir. Yani her ektiğinizde elde ettiğiniz tohumları maksimum 5 yıl ekebilirsiniz.

Sonraki oluşacak tohumlar önceki ekilenlerin verim ve kalitesine sahip olmayacaktır. Bu yüzden çiftçiler yine sertifikalı tohum almak durumunda kalacaktır.

Diğer yandan hibrit tohumu düşünün. Hibrit tohum için genelde kısır olduğu anlatılır fakat bu tamamen yanlıştır.

Hibrit tohum üretim sürecini  kısaca anlatacak olursak; örneğin 100 tane mısır bitkisini alır muhafaza ettiğimiz bir ortamda 7 yıl boyunca birbirine dölleriz.

7 yılın sonunda elde ettiğimiz mısırlar, bodur, meyve vermeyen mısırlar haline dönüşür. Bu noktada dışarıdan getirdiğimiz farklı bir mısırla dölleyerek gen havuzunu küçülttüğümüz mısırlarda melez azmanlığını ortaya çıkarırız. Bu işin neticesinde hastalık ve zararlılara dayanıklı, olağan dışı iklimsel durumlarda verim ve kaliteyi düşürmeyen güçlü F1 döllere ulaşmış oluruz.

Mısırlardan yüksek verim ve kalite elde edersiniz ancak tohumlarından, yani bir sonraki jenerasyondan alacağınız mısırlar F1'deki gibi verim ve kaliteye sahip olmayacaktır. Çünkü genler dağılmış  olur. Üretici de ertesi yıl gider ve yeni hibrit mısırlar alır.

Sonuçta üreticinin çok daha verim ve kalitesi düşük mısırlar mı ekmesi daha mantıklı, yoksa tek kullanımda müthiş verim ve kaliteye sahip dayanıklı mısırları satın alması mı? Ben olaya bu açıdan bakıyorum.

Elbette her yıl kendi tohumumuzu kendimiz elde etmeyi ben de isterim ancak bu şu anda bile mümkün değil, genetiği değiştirilmiş gıdalar kısır etkiye sahip olsa bile bir şeyi değiştirmeyecektir.

https://www.bilimgunlugu.com/ardillik-veya-suksesyon-nedir/

Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler Herbisit Kullanımını Artırır mı?

Herbisit kullanımının insanlar için kısa vadede müthiş yararları vardır. Örneğin herbisitler sayesinde yabancı otları geleneksel yöntemler ile temizlemek zorunda kalmaz ve eklem ağrılarıyla baş etmek durumunda kalmayız.

Diğer yandan herbisitler bizlere zaman kazandırır ve iş gücünü azaltarak paramızın büyük bir kısmının cebimizde kalmasını sağlar. Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi herbisitler bu kadar toz pembe değildir.

Bir tutam toprakta milyonlarca bakteri, fungus ve diğer mikroorganizmalar vardır, toprağı var eden bu canlılardır. Herbisitler nedeniyle topraktaki bu canlıları öldürerek toprağı toprak yapan faktörleri ortadan kaldırırız. Ayrıca pestisitlerin çevreye etkileri hakkındaki yazımı şuraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Buradan yola çıkacak olursak herbisitleri kullanmak yerine her zaman daha iyi teknik ve yöntemlere ihtiyacımız vardır. Diğer yandan bir gazete küpüründe genetiği değiştirilmiş bitkilerin herbisitlere dayanıklı oldukları için herbisit kullanımını arttırdığını ve Amerika'da bulunan çiftçilerin daha fazla herbisit kullandığını okudum, sonuç olarak süper dayanıklı bitkiler oluşuyormuş.

Aslında bakarsanız bu sorun zararlı böceklere karşı kullandığımız insektisitler başta olmak üzere diğer pestisit türlerinde de görülmektedir. Ve fazla herbisit kullanımı yabancı otlar üzerinde seçilim baskını çok daha fazla arttıracağı için süper dayanıklı türlerin ortaya çıkması da muhtemeldir.

Ancak burada suçlu neden genetiği değiştirilmiş bitkiler oluyor?

Bu noktada yapılması gereken çiftçileri bilinçlendirmektir ve dahası çiftçilerin herbisit kullanımını kontrol altında tutmaktır. Eğer başka bir teknik geliştirilmiş olacak olsa yine aynı tip sorunlar baş gösterebilir.

Özellikle Türkiye'nin pek çok tarımsal alanda çiftçiler pestisitleri ve gübreleri gelişi güzel kullanmaktadır. Tamamen yanlıştır. Genetiği değiştirilmiş bitkiler sebebiyle herbisit kullanımı artıyorsa buna neden olan en son faktör GDO'dur.

Sonuç ve Öneriler

GDO'nun sayısız faydaları mevcuttur ve ortaya çıkarılmamış olan onlarca faydası da olabilir. Bu alanda daha fazla yatırım ve araştırma yapıldığı takdirde aklımızdaki şüpheler tamamen ortadan kalkmış olacaktır. Dediğimiz gibi GDO hakkında en büyük muamma, insan sağlığına zararı konusunda elimizde bir bilgi bulunmayışıdır, bunun temel sebebi maksimum son 30 yıldır hayatımızda olan bir teknoloji ürünü olmasından kaynaklıdır. Ancak Dünya Sağlık Örgütününde belirttiği gibi şu an piyasada bulunan genetiği değiştirilmiş ürünler insanlar için zararlı değildir.

Diğer yandan GDO hakkında biyolojik kirliliğe sebep olacağı söylentileri de mevcuttur. Örneğin genetiğini değiştirdiğimiz bir mısır, tozlaşmaya neden olarak diğer mısırlara da daha önce var olmayan bir genin aktarılmasını sağlayabilir. Ancak araştırıcılar tarafından bu gibi sonuçlar çok daha iyi ölçüldüğünden bir sorun yaratmayacaktır.

Yukarıda da anlattığımız gibi bu gün kullanmış olduğumuz hiçbir meyve veya sebze kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Tüm bunlar ıslah çalışmalarının bir sonucudur ve kontrollü döllenmeyi içermektedir. Bu noktada atalık tohumlar hakkında yazmış olduğum şu yazıyı okuyabilirsiniz.

GDO, daha iyi bir çevre için şarttır. Çünkü GDO ile sadece hedeflediğimiz zararlı böceklerle mücadele edebiliriz. Bu sayede bitkiler ve tarımsal alanlarımız için yararlı böcekler hayatta kalmayı başarıyla sürdürebilir. Pestisit kullanımını azaltacağı için bu durum insan sağlığına da  faydalıdır. Araştırmaya göre Türkiye’nin ihraç ettiği 47 üründe klorpirifos bulunmuştur. Klorpirifos bir zehirdir ve pestisit kalıntısıdır. Zehir bileşenlerini yemeyi belki bir gün GDO ile sonlandırabiliriz.

Dünya'da müthiş bir açlık vardır. 2016 verilerine göre Dünya'da yeterli beslenemeyen insan sayısı 750 milyonun üzerindedir. Elimizdeki tarımsal teknikler ve bitkiler tüm dünyanın beslenme ihtiyacını yeteri kadar karşılayamamaktadır. 2030-2050 yıllarına baktığımızda ise veriler insan nüfusunun çok daha fazla artacağını göstermektedir.

Bizlere lazım olan bitkilerin potansiyelini artıracak, tarımsal maliyetleri düşürecek ve insanların daha ucuza beslenmesini sağlayacak teknikler geliştirmektir. Aynı şekilde gıdaların raf ömrünün uzatılması gibi diğer etmenler de vardır. Tüm bunlar için GDO büyük bir potansiyel olabilmektedir.

Özellikle ülkemizde gelecek yıllarda müthiş bir kuraklık yaşanacağı söyleniyor ve geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'nin yeraltı kaynak suları çok azalmış durumdadır ve risk içermektedir.

Gelecekte tuzluluğa, kuraklığa karşı dayanıklı, ürün verebilen bitki türleri geliştirmek zorundayız. Bu sebeple gen değiştirme tekniklerine her zaman ihtiyacımız bulunmaktadır. GDO'yu anlamak, yatırım yapmak ve araştırmak zorundayız. Bununla açlığın önüne geçebilir, doğaya, canlılara ve ekosisteme pozitif katkı sağlayabiliriz.