Jump to content

Nergiz Kaplan

Bilim Üyesi
  • İçerik sayısı

    32
  • Katılım

  • Son ziyaret

  • Zafer Günleri

    1

Nergiz Kaplan kullanıcısının son zaferi 30 Temmuz

Nergiz Kaplan en beğenilen içeriğe sahiptir

Topluluk Puanı

2 Standart Seviye

2 Takipçiler

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. Açıkcası D-SLR gibi makinelerle zaten çok odaklı bir amacınız yok ise uğraşmanıza değmez, hem vaktinize, hem paranıza yazık olur. Ortalıkta bu tarz çok fazla insan dolaşıyor, bir makine bir lens hop aynada kendi fotoğrafını çekip fotoğrafçıyım diyor. Olmaz, saygısızlıktır. Bir de sizin gibi kendini bilen, ihtiyacına göre hareket etmek isteyen dostlarımız var, iyi ki de varlar. Dengeyi sağlayan kanat sizsiniz bu dengesizlik içerisinde çünkü, inanın bana. Dijital bir makineyle, günlük çekimlerinizi gayet keyifli bir şekilde idare edebilirsiniz. Peki alırken nelere dikkat edeceksiniz? Şimdi sizin yerinize girdim MediaMark, Teknosa gibi bir dükkana, raflarda koruma kilitli aletler duruyor, açılabiliyor, çekim yapılabiliyor, 1 metre mesafeden dışarı çıkarılamıyor kilitten dolayı. Görevli arkadaşla muhattap olmadan makineyi açıyorum, otomatik moduna alıyorum ve flash’ı açıyorum. Önce bir yanımdaki arkadaşımı çekiyorum, sonra hareket ederken çekiyorum, el kol oynatırken. Sonra flash’ı kapatıp ortam ışığı ve spotlar ile aynı işlemi tekrarlıyorum. Sonra açıyorum flash’ı tekrar, hemen rafta bulunan etikete odaklamaya çalışıyorum makineyi, farklı uzaklıklardan, yazıları ne kadar yakından/uzaktan netleyebildiğine bakıyorum; ne kadar sürede, ne kadar netleyebiliyor? Çekiyorum fotoğrafları, sonra yanımdaki arkadaşımla beraber LCD ekranından bakıyorum, hangileri net, istediğim gibi, profesyonel detaylara dalmadan, gördüğüm görüntüye, kullanılabilirliğine, işlem yapma hızı, fotoğraflar arasındaki geçiş süresi gibi detaylara da arada göz atıyorum. Çok özel bir amacım yoksa maksimum 4 ya da 5 makineyi deniyorum (ki zaten promosyon, yeni ürün vs derken hep aynı Megapiksel ve özelliklerde aletler ucuzdan pahalıya doğru dizilmiş oluyor genelde) ve hop gözüme kestirdim bile bir tane. Alıyorum çıkıyorum. Netlik, keskinlik, renk yumuşaklığı, tonlama hassasiyeti, diyafram hızı, işlem hacmi, piksel oranı, dpi basma özelliği; ne gerek var, günlük kullanıcam, başımı ağrıtmasın yeter diyorum dönüp gidiyorum.
  2. Muasır medeniyet sözünü; İçinde bulunulan asırda hayatın her alanında sosyal olarak, ekonomik olarak, kültürel olarak , bilimsel olarak en ileri, en gelişmiş gücü ve imkanı yine en fazla olan devlet , millet topluluğu olarak geniş bir bakış açısıyla tanımlayabiliriz. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ; Günümüz teknolojisi ile Uzay çalışmalarının yapıldığı gökyüzünün ötesine, binlerce yıl önce kadim Türk medeniyetinin, kültürünün , yaşayışının göğe bakarak akıl yoluyla şekillendiğini elbette bilmekteydi. Bu sebeple 10. Yıl Nutkunda; diyerek toplumuzun her bir bireyinin bilimde her türlü gelişmeyi yapabilmesi için bizzat sözleri ile teşvik etmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Türkiye Cumhuriyetimizde bilim ve teknoloji de muasır medeniyetler seviyesinde finansal destek sağlamaktan ve temeli için alt yapı ve kurumları tesis etmekten sorumlu bilim koordinasyonu sağlayan devlet teşvik kurumlarımızdır. Bilimsel kurumlarımızın devlet teşviki ile bilimsel çalışmalarda başarı sağlayacağı aşikardır. Eğitim kurumlarında bilimsel araştırma teşviki, bilimsel araştırma yapmak için bilim ile uğraşan her bireyin maddi ve manevi destek almasını sağlayacak düzenin kurulması yine bilimi öncelik edinmiş devlet yönetimi ile mümkün olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletimizin araştırma ve geliştirme olan AR-GE ‘ye yatırım yapması , bilimsel olan her şeye merakın ve azmin uygulayıcısı olan bireylerin, kişisel araştırmalarına da destek olması , bağımsız ve bilimsel araştırma yapan, milli çıkarımız ile uyumlu olan kurumların oluşturulması gerekiyor. Zira yüksek araştırma bütçelerinin milli çıkarlarımız ile uyumlu bağımsız kurumlar tarafından da desteklenmesi gereklidir. Bu bağımsız kurumlarında milli çıkarlarımıza uygun olan kurumlardan oluşturulması önemle dikkat edilecek bir husus. Bilim yaşamımızın her alanında sosyal, ekonomik, kültürel olarak bizi muasır medeniyetler beşiği , merkezi yapacaktır. Bilim güvenliğimizi sağlayacak, uluslararası toplumda söz sahibi yapacak öz güvendir. Bilim cehaletin karşısına dikilecek en etkili güçtür. Bilim etik olarak yapıldığında; saman yolumuzu, gezegenimizi, doğamızı, kişilik haklarımızı da koruyacaktır. Türkiye Cumhuriyet’in geleceğini ve yolunu belirleme de, bilimi rehber edinmiştir. Atatürk’ün bilimsel, akılcı ve gerçekçi bir düşünceyi Türk toplumunun bütün alanlarına egemen kılmak çabası bağımsızlık mücadelesinde muhakkak etkili olan bilimsel kişiliğindendir. Atatürk insan aklına çok değer verirdi. Atatürk’ün kendi ifadesine göre ” Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur”. Bu ifade Atatürk’ün tüm yaşamı boyunca temel hayat görüşü olmuştur. Akılcılığı sonucu batı felsefesini araştırıp incelemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün her toplantıda, halka hitaplarında , mecliste Türk milletini bilime teşvik edici sözlerinin izcisi olmalıyız. Zira Atatürk diyor ki; Evet; ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922; S.D. II ) Mustafa Kemal Atatürk , bilim ve teknolojinin dışa bağlı bağımlılık, esaretin önünde en büyük engel olabileceğini belirtmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu sözü ile muasır, çağdaş toplumun temel kuralına bilim ve teknolojiyi takip ederek ulaşılabileceğini ifade etmiştir. Devletimizin gelişmiş, kalkınmış muasır medeniyetler seviyesinden bile ileri de olması bilişim, bilim ve teknolojideki gelişmeleri üretecek donanım , eğitim ve teşvik sağlaması vazifesidir. Bilişim çağı olan bu çağda, teknoloji çağı olan bu çağda , uzay çalışmaları araştırmaları yapılan bu çağda; geleceğimizin daha rahat, refah içinde, kısa ve zamanında olumlu çözüm alabilmesi için bu şarttır. Zira yaşamın tüm alanlarında bilimsel gelişmelere uygun bir yol izlemek gezegenimize, doğaya, insanlığımıza fayda sağlayarak gelişmemiz için gereklidir. Zira mavi gezegenimizde çok dinamik gelişmeler olmaktadır. Bilim, teknik yanında iletişim alanında da bu gelişmeleri fark etmemek ve bu teknolojik ve bilimsel gelişmeler de çalışmalar, araştırmalar yapmamak, bizi muasır medeniyetlerden uzaklaştırarak , cehalet karanlığında en ufak sorunlarımızı bile çözememe acizliğinde yok oluşa götürecektir. Son olarak Mustafa Kemal Atatürk ‘ün bilime teşvik edici sözleri ile düşünmek bizlerin şuurlarında tesir etmesi temennisiyle; Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 22 Eylül 1924, Samsun. (22 Eylül 1924 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun İstiklal Ticaret Mektebinde öğretmenler tarafından verilen çay ziyafetindeki konuşmasından bir bölüm.) Yazı Blog bölümünde Zeynep Han Dikmen tarafından kaleme alınmıştır.
  3. Karıncalardan biri öldüğünde diğer karıncalar bunu farketmez. Sanki o karınca yaşıyormuş gibi ya da hiç yokmuş gibi yanlarından gelip geçerler. Ta ki üçüncü güne kadar… Üç gün sonra karıncalardan bir tanesi onu yuvanın dışına çıkarır ve onu çöplüğe götürür (Karıncalar ölülerini bir yerde toplarlar). Şimdi siz soracaksınız ki neden üç gün sonra, neden hemen öldüğü an değil? Bunun da bilimsel bir açıklaması var. Bildiğiniz gibi -ya da bilmediğiniz gibi- karıncalar koku ile iletişim kuran hayvanlardır ve birbirlerine salgıladıkları kimyasallarla birbirlerini anlarlar. Ölen karınca üçüncü günden sonra vücudu çürümeye başlar ve bu çürüme sebebiyle de oleik asit salgılar. Diğer karıncalar oleik asidin kokusunu tanıdıkları için “bu karınca ölmüştür” yargısına varırlar ve karıncayı yuvanın dışına çıkarırlar. Hayvan ölmüş olsun veya olmasın, oleik asit salgılayan her şey karıncalar için ölü bir karıncadan ibarettir. Bunu farkeden karınca biyoloğu Edward Wilson da “Ömrümü şu karıncalara verdim, azıcık da eğleneyim.” demiş ve oleik aside bandırılmış kağıt parçalarını karınca yuvalarına atmış. Karıncalar da bu kağıt parçalarını ölü karınca zannedip dışarıya atmışlar. Sonra Wilson’ın aklına başka bir kunduzluk gelmiş ve canlı karıncaların üzerine oleik asit damlatmaya karar vermiş. Asit damlatılan karınca da yuvaya girdiği gibi bir başka karınca oleik asit kokusunu aldığı için “ölmüşsün ama gömenin yok.” diyerek yuvanın dışına atmış. Bu sırada eve oleik asit kokusuyla gelen karınca olanlara hiç itiraz edemiyormuş. Nasıl etsin, adam leş gibi oleik asit kokuyor!
  4. Adli soruşturmalar sırasında bir suçun faillerini belirlemek için kullanılan yöntemlerden biri, parmak izi incelemesi. Bir olay yerinde bir kişiye ait parmak izlerinin bulunması o kişinin daha önce orada bulunduğunu gösterir ve bu durumun sebebi parmak izlerinin kişiye özel olmasıdır. Aynı genetik bilgiyi taşıyan tek yumurta ikizlerinin parmak izleri bile birbirinden farklıdır. İnsanların parmak izlerinin neden birbirinden farklı olduğunu anlamak için parmak izlerinin oluşma sürecine göz atmak gerekir. Bir insanın parmak izleri ana rahmindeyken oluşur. Gebeliğin 10. haftası civarında başlayan süreç 16-17. hafta civarında tamamlanır. Parmak izlerinin şeklini belirleyen, derinin en dış katmanı olan epidermis ile daha içteki katman olan dermis arasındaki etkileşimdir ve bu etkileşimi belirleyen pek çok etken vardır. Örneğin kan basıncı, kandaki oksijen miktarı, hormon seviyeleri, parmaklar ile amniyotik sıvı arasındaki etkileşim ve fetüsün rahim içindeki hareketleri bu etkenlerden bazılarıdır. Haftalar süren bir süreç boyunca tüm bu etkenlerin iki ayrı fetüs için aynı olması olasılık dışı olduğu için insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.
  5. Hepimiz bunu merak ettik değil mi? Öncelikle ”Meme ne işe yarar, görevi nedir?” onunla başlayalım. Meme süt salgılanmasını sağlar.Salgılanan süt ile bebek emzirilir.Buraya kadar her şey tamam. Peki süt nasıl salgılanıyor? Gebelik sona erdiğinde beyindeki Prolaktin hormonu süt bezlerini uyarır ve anneyi süt salgılamaya hazırlar.Kan damarları süt üretmek için gereken maddeleri süt hücrelerine taşır. (Evet, süt hücresi diye bir şey var.) Üretilen süt ile de bebek emzirilir. Ama erkekler süt üretmiyor meme uçları onlarda ne işe yarıyor? Ama erkekler süt üretmiyor? Doğru! O zaman onlarda ne işe yarıyor? Erkeklerin meme ucu hiçbir işe yaramıyor.Herhangi bir görevleri yok. Peki neden varlar? Erkek ve dişilerin yapısı neredeyse aynıdır.İnsan DNA’sında bulunan 23 kromozomun 22’si erkek ve dişilerde tamamen aynıdır.Tek fark 23.kromozomdur ki biz buna cinsiyet kromozomu diyoruz.Herkesin bildiği gibi anneden X kromozomu geliyor.Babanın vereceği kromozom ise cinsiyeti belirliyor. X kromozomu gelirse kız, Y kromozomu geldiğinde ise bebek, erkek oluyor.Bu da tüm insanlarda anne verdiğinden dolayı X kromozomu olduğu anlamına geliyor.Meme ve meme ucu oluşumunu sağlayan da işte bu kromozom oluyor. Embriyonun ilk 6 haftasında Y kromozomu kendini aktive etmiyor.Yalnızca X kromozomu etkili oluyor.(Bu yüzden ilk 1.5 ayda bebeğin cinsiyeti belli değil) Yalnızca X kromozomunun etkili olduğu bu 6 haftalık süreçte meme, meme ucu ve süt bezleri oluşumu oluyor. (Evet, erkeklerin de süt bezleri var!) Daha sonra Y kromozomu aktif hale geliyor ve dişiliğe ait oluşumlar kendini durdurup erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor.Ancak meme ucu çoktan oluşmuş oluyor.İşte bu yüzden erkekler de işlevsiz olmasına rağmen meme ucuna sahip olmuş oluyor. Yani önce hepimiz dişiydik de diyebiliriz. Blog bölümünde Canan Serdar tarafından kaleme alınmıştır.
  6. Tıpkı Bizim Gibiler | Ama +1 Farkla 21 Mart. Bizim için sıradan bir gün belki de. Ama birileri için, farkındalık oluşturma amacıyla faaliyet gösterdikleri bir gün. 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü' dür. Birleşmiş Milletler'in 10 Kasım 2011 kararı ile Dünya Down Sendromlular Günü resmi olarak tanındı. 21 Mart tarihinin seçilmesindeki en önemli neden, Down Sendromlu bireylerde 21′inci kromozomun 3 tane olmasıdır. Down sendromu insanda genetik düzensizlik sonucu, fazladan bir 21. kromozomun bulunmasına durumudur. Yani 2 tane olması gereken 21. kromozomdan, 3 tane bulunması halidir. Down Sendromu genetik bir farklılıktır, sonradan ortaya çıkan bir hastalık değildir. İnsan bedeni hücrelerden oluşur. Her bir hücre, bedenin gelişmesi ve bakımı için gerekli maddelerin üretildiği fabrika gibidir. Ayrıca her bir hücrede genlerin saklandığı bir çekirdek bulunur. Genler, çubuk benzeri yapılar olarak adlandırılan kromozomlar ile gruplandırılır. Genellikle, her bir hücrenin çekirdeği 23 çift kromozom içerir. Bu kromozomların 23 tanesini annemizden 23 tanesini babamızdan kalıtsal miras olarak alırız. 21. kromozom çiftinin fazladan bir kromozoma sahip olması ile down sendromlu insanların hücreleri 47 kromozom içerir. Bu fazlalık down sendromu ile sonuçlanır. Fazladan bir 21. kromozomun olmasının nedenleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu fazlalık kromozom annemizden ya da babamızdan gelebilir. Bir kişinin 24 kromozomlu yumurta veya sperm yapması ile ilgili bir tahmin yolu yoktur. İlerlemiş anne yaşı ile doğrudan bir bağlantısı olduğu bilinse de, bunun nedenleri henüz aydınlatılamamıştır. Bildiğimiz en önemli şey bunun kimsenin suçu olmadığıdır. Down Sendromu bütün ırklarda, sosyal sınıflarda ve ülkelerde meydana gelebilir. Ve en önemlisi de herkesin başına gelebilir. Down sendromu tanısı doğumdan önce veya doğumdan kısa bir süre sonra konulur. Birçok fiziksel özellik bu durumla ilişkilendirilir. Bu özellikler ebeveyni yada tıbbi bir personeli Down Sendromu olabilir şüphesine yönlendirir. Down sendromu tanısına ait bazı özellikler şunlardır: Düşük kas tonusu neden olduğu sarkmalar (hipotoni) Düz yüz profili, basık ve küçük burun Gözlerin aşağı veya yukarı kayması Dili daha büyük gösteren küçük ağız Birinci ve ikinci ayak parmakları arasında büyük boşluk Küçük parmaklı geniş eller ve serçe parmağın içe kıvrılması Avuç içi boyunca tek kırışıklık Doğduğunda ortalamanın altında kilo ve boya sahip olma. Bu özelliklerin birçoğu genel popülasyonda da bulunur. Bu nedenle pozitif bir tanı koyulmadan önce kromozom testi yapılması gereklidir. Doktor kan örneği alır ve kromozom analizi yapar. Kesin sonuç kan testinde belli olur. Down Sendromu hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur. Bu sıradışı insanlar için önlerindeki en büyük engel, zihinsel olarak akranlarından daha yavaş gelişmeleri değil, onların sadece neleri yapamayacağına odaklanmış yanlış bakış açısı ve inançlardır aslında. Down Sendromlu çocukların ihtiyaçları diğer çocukların ihtiyaçlarından farklı değildir. Çevrelerini keşfetmek, oynamak, öğrenmek, gülmek isterler. Down sendromlu çocukların karakterleri, yapıları birbirinden farklıdır. Sadece dış görünüşleri birbirine benzer. Nasıl ki birileri mavi, kahverengi ya da siyah gözlü, sarışın, esmer veya kumral ise Down Sendromlu olmakta onun gibi bir şeydir. Erken müdahale ve eğitim programları, fizyoterapi, dil terapisi, oyun grupları, gibi destekler ve özellikle okul hayatı çok önemlidir. Doğumdan itibaren erken dönemde başlayan uygun eğitim programları ile çeşitli başarılara ulaşabilmekte, kaynaştırma eğitimi alabilmekte, toplum içinde bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar kurabilmektedirler. Son olarak: Onlarda bizden biri. Ama +1 farkla.
  7. Uyku süresi bazen verimsiz zaman olarak kabul edilir. Bu, uykuda harcanan zamanın daha verimli kullanılıp kullanılamayacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Mesela yeni bir dil öğrenmek için kullanılabilir mi? Bugüne kadar uyku araştırması, önceki uyanıklık sırasında oluşan anıların stabilizasyonu ve güçlendirilmesi (konsolidasyon) üzerine odaklanmıştır. Uyku sırasında öğrenme faaliyeti nadiren incelenmiştir. Uykudayken tekrar yapmanın, uyanık bilgi için önemli faydaları var. Uyku sırasındaki tekrar, hala kırılgan olan bellek izlerini güçlendirir ve yeni elde edilen bilgiyi, önceden mevcut bilgi deposuna yerleştirir. Sol resim: Uyku laboratuvarında beynin elektriksel aktivitesi elektroensefalografi (EEG) kullanılarak kaydedilir. Sağ resim: Derin uykuda EEG’de yavaş salınımlı yüksek genlikli dalgalar ortaya çıkar. Bu dalgalar, beyin hücrelerinin oldukça aktif fazlar (kırmızı: “yukarı durumlar”) ve pasif fazlar (mavi: “aşağı durumlar”). Kaynak: Simon Ruch / Marc Züst, Bern Üniversitesi Uyku sırasında tekrar etme, uyanıkken öğrenilen bilgilerin depolanmasını iyileştirirse, ilk öğrenme – yani yeni bilginin ilk işlenmesi – uyku sırasında da uygulanabilir olmalıdır. Potansiyel olarak uyanıklığa kadar devam eden bir hafıza izi ortaya çıkar. Katharina Henke, Psikoloji Enstitüsü’nden Marc Züst ve Simon Ruch ile İsviçre’nin Bern Üniversitesi’nde “Uykuyu Çözme” (Interfaculty Research) İşbirliği Araştırma sorusu bu oldu. Bu araştırmacılar ilk kez, yeni yabancı kelimelerin ve çeviri kelimelerinin bir öğlen uykusunda uyanıklık içinde saklanan belleklerle ilişkilendirilebileceğini gösterdi. Uyanmanın ardından katılımcılar, daha önce uykuda çalınan yabancı kelimeler gösterildiğinde, kelime anlamlarına erişmek için uyku sırasındaki ilişkileri yeniden çağırabilirler. Uyanık ilişkisel öğrenme için gerekli bir beyin yapısı olan hipokampüs de oluşan ilişkilerin geri alınmasını destekliyor. Bu deneyin sonuçları, Güncel Biyoloji dergisindeki açık erişimde yayınlanmaktadır. Beyin hücrelerinin aktif durumları uykuda öğrenme için merkezdir. Katharina Henke araştırma grubu, uyuyan bir kişinin beyin hücrelerinin aktif durumları sırasında “Up-state” denilen yabancı kelimelerle, çeviri kelimeleri arasında yeni bir anlamsal ilişki kurabildiğini söyledi. Derin uyku aşamasına ulaştığımızda, beyin hücrelerimiz aktivitelerini aşamalı olarak koordine eder. Derin uyku sırasında, beyin hücreleri ortak olarak kısa bir süre hareketsizlik durumuna girmeden önce yine kısa bir süre boyunca aktiftirler. Aktif duruma “Yukarı Durum” ve aktif olmayan duruma “Aşağı Durum” denir. İki durum her yarım saniyede bir değişiyor. Yapay bir dilin uykuda çalınan kelimeleri ve Almanca çevirileri arasındaki anlamsal ilişkiler, eğer bir çiftin ikinci kelimesi bir Up-state süresince tekrar tekrar (2, 3 veya 4 kez) oynandıysa şifrelenmiş ve kaydedilmiştir. Marc Beyn, “Beynin ve hipokampüsün – beynin temel hafıza merkezi – dil öğrenme alanlarının, uykuda öğrenilen kelimelerin çağırılması sırasında aktif hale gelmesi ilginçti. Çünkü bu beyin yapıları normalde yeni sözcüklerin uyanık öğrenmesine aracılık ediyor.” diyor. “Bu beyin yapıları, bilinç durumundan bağımsız olarak bellek oluşumuna aracılık ediyor gibi görünüyor – derin uykuda bilinçsiz, uyanıklık sırasında bilinçli.” Hafıza oluşumu bilinç gerektirmez. Pratik alaka düzeyinin yanı sıra, uykuda öğrenme için bu yeni kanıt, mevcut uyku teorilerini ve hafıza teorilerini zorlamaktadır. Fiziksel ortamdan koptuğumuz, kapsüllenmiş bir zihinsel durum olarak tanımlanan uyku kavramı artık geçerli değil. Simon Ruch, “Derin uykuda sofistike öğrenmenin imkansız olduğunu ispatlayabiliriz” diyor. Mevcut sonuçlar, 2010 yılında yayımlanan Katharina Henke’nin (Nature Reviews Neuroscience) hafıza ve bilinç arasındaki ilişkiye dair yeni bir teorik nosyonun altını çiziyor. Katharina Henke, “Gelecek yıllarda yeni bilgilerin edinilmesi için derin uykudan ne kadar ve hangi sonuçlarla yararlanılacağı araştırılacak” dedi.
  8. Karadelik, gökcisimlerinden ayrılmalarını sağlayan en önemli özellikleri etraflarında gerçekleşen bir ufku olmayan oluşumlara denilmektedir. Karadelikler genel görelilik kuramına göre açıklanmaktadır. Diğer bir ifadeyle etrafında küresel bir olay ufku yüzeyi taşıyan, gök cisimlerinden farklı oluşumlara karadelik denilmektedir. Etrafını çevreleyen olay ufkuyla gök cisimlerinden ayrılan karadeliklerin küresel olan olay ufkunun üzerinde ışık hızı ile kurtulma hızı birbirine eşit olup ufkun içinde ise kurtulma hızı ışık hızından büyük olmaktadır. Kütlesi olan ya da olmayan herhangi bir cisim karadeliğe bir kere düşerse bir daha çıkması mümkün olmaz. Çünkü görelilik kuramına göre bu durum bu şekilde açıklanmaktadır. Işık hızını geçemeyen her ne olursa karadelik dışına çıkamaz. karadelikler kendi ışık hızı ile doğrudan gözlemlenemeyen oluşumlar olup, tamamen de hakkında araştırma yapılamaz oluşumlar değildir. Olay ufku karadeliğin kütle, açısal momentum ve elektrik yükü gibi değerlerinin hesaplanmasında fikir vericidir. Aslında oldukça basit bir yapı şeklinde görülen bu nesnelerin enerji yükü 0’dır. Elektriksel yükü 0 olan karadeliğin kütlesi ve açısal momentumu ile büyüklüğü hesaplanabilmektedir. Karadelik bu üç çeşit sayı ile fiziksel özelliklerinin hesaplanması yönünden uzaydaki diğer gökcisimleri olan yıldızlar ve de gezegenler kadar karmaşık değildir. Bu nedenle de bu durum “karadeliklerin saçı yoktur” şeklinde açıklanmaktadır. Kardeliklerin üç farklı sayısal değer üzerinden hesaplanabiliyor olması aslında onların temel parçacıklara benzediğini göstermektedir. Blog bölümünde Mert Aslan tarafından kaleme alınmıştır.
  9. Gerçek sebep sizi şaşırtabilir. İnsanlar neden esrar kullandıkları için hapse giriyorlar veya ceza alıyorlar? Çoğumuz bunun sebebinin, bir kişinin oturup esrarın alkol ve sigaradan daha zararlı olduğunu bilimsel olarak bulması olduğunu varsayar. Fakat esrarın 1930’larda neden yasakladığına dair resmî arşivlerde yapılan araştırmalar, durumun bu olmadığını gösteriyor. Hem de durum kesinlikle böyle değil. 1929 yılında Harry Anslinger adlı bir adam, Washington DC’de Yasaklama Dairesi’nden sorumlu hale getirildi. Fakat alkol yasağı bir felaket haline gelmişti. Çeteler, bütün semtleri devralmıştı. Suçluların kontrol ettiği alkol, çok daha zehirli hale gelmişti. Bu yüzden alkol yasağı sonunda bitti ve Harry Anslinger korkmuştu. Kendini devasa bir hükumet dairesinden sorumlu ve bunun için yapacak hiçbir şeyi olmayan halde bulmuştu. O zamana kadar, esrarın bir sorun olmadığını söylemişti. Bunun insanlara zarar vermediğini ve insanları şiddete yöneltmesinden daha saçma bir safsata bulunmadığını açıklamıştı. Fakat sonra aniden, çalıştığı daire yeni bir amaca ihtiyaç duyduğunda, fikrini değiştirdiğini ilan etti. Eğer esrar içerlerse ne olacağını topluma açıkladı. İlk önce, çılgın bir öfkeye kapılırdınız. Sonra, erotik bir karakterin hayalleri sizi sarmalardı. Ardından, bağlı düşünce gücünü kaybederdiniz. En sonunda kaçınılmaz son noktaya, deliliğe ulaşırdınız. Esrar, insanları vahşi hayvana dönüştürürdü. Harry Anslinger özellikle bir olaya kafayı taktı. Florida’da, Victor Licata adı verilen bir çocuk, bir balta ile ailesini öldürmüştü. Anslinger Amerika’ya açıkladı: “Şeytan otunu” içtiğiniz zaman bu olurdu. Olay ün saldı. Ebeveynler korkmuştu. Harry Anslinger’ın elindeki kanıt neydi? Ortaya çıktığına göre o zaman, bu alanda önde gelen 30 biliminsanına mektup yazarak, esrarın zararlı olup olmadığını ve yasak olup olmaması gerektiğini sormuştu. Yirmi dokuz kişi cevap yazdı ve hayır dedi. Anslinger, evet diyen “bir” bilim insanını seçti ve kendisini dünyaya sundu. Victor Licata’nın baltasına kafayı takmış olan basın, onları alkışladı. Amerika’yı saran bir panik esnasında esrar yasaklandı. ABD, diğer ülkelere de aynısını yapmak zorunda olduklarını söyledi. Çoğu ülke bunun saçma bir fikir olduğunu söyleyip reddetti. Örneğin Meksika, kendi ilaç politikasının doktorlar tarafından yönetilmesine karar verdi. Onların tıbbi tavsiyesi, esrarın bu sorunlara neden olmadığıydı ve bunu yasaklamayı reddettiler. ABD kızdı. Anslinger, hizaya gelmeleri emrini verdi. Meksikalılar dayattı, ta ki sonunda ABD, Meksika’ya tüm yasal ağrı kesici tedariğini kesene kadar. İnsanlar hastanelerde acı içinde ölmeye başladı. Meksika, doktoru işten attı ve kendi uyuşturucu savaşını başlattı. Fakat ana vatanda sorular soruluyordu. Michael Ball adlı önde gelen bir Amerikalı doktor, kafası karışmış halde Harry Anslinger’e mektup yazdı. Tıp öğrencisiyken esrar kullandığını ve bunun kendisini sadece uykulu yaptığını söyledi. Belki esrar küçük bir miktar insanı deli ediyordur, dedi, fakat bunu bulmak için biraz bilimsel çalışma sermayesine ihtiyaç olduğunu söyledi. Anslinger kararlı bir şekilde cevap vererek, esrar şeytanı konusunun artık uzatılamayacağını ve bağımsız bilime, bundan sonra ve asla sermaye sağlamayacağını söyledi. Doktorlar yıllar boyunca kendisinin hatalı olduğunu söylemeye devam etti ve kendisi terslemeye başlayarak onların “tehlikeli bir alanda yürüdüklerini” ve laflarına dikkat etmelerini söyledi. Bugün dünyanın çoğu ülkesi hâlâ, Victor Licata’nın cinayetler serisini takip eden ulus çapındaki panikte Harry Anslinger’ın sunmuş olduğu esrar yasağı ile yaşıyor. Fakat sorun şu ki, yıllar sonra birisi gidip Victor Licata’nın psikiyatrik dosyalarına baktı. Ortaya çıktığına göre, daha önce esrar kullandığına dair hiç kanıt yoktu. Ailesinde birçok akıl hastalığına sahipti. Kendilerine onun bakım evine konulması gerektiği söylenmişti fakat bunu reddetmişlerdi. Psikiyatristleri, onunla bağlantılı olarak hiç esrardan bahsetmemişti. Peki esrar insanları delirtir mi? İngiliz hükümetinin eski ilaç müşavir şefi David Nutt açıklıyor: eğer esrar açık bir şekilde ruhsal denge bozukluğuna yol açıyorsa, o halde bu açık bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır. Esrar kullanımı arttığında, ruhsal denge bozukluğu artacak ve esrar kullanımı azaldığında, ruhsal denge bozukluğu azalacaktır. Peki bu oluyor mu? Birçok ülkeden birçok veriye sahibiz. Ve böyle olmadığı ortaya çıkıyor. Örneğin İngiltere’de esrar kullanımı, 1960’lardan beri yüzde 40 oranında artmıştır. Peki ruhsal denge bozukluğu oranları? Sabit kalmış. Aslında bilimsel kanıtlar, esrarın alkolden güvenli olduğunu öne sürüyor. Alkol her yıl ABD’de 40.000 insanı öldürüyor. Esrar kimseyi öldürmüyor; yine de Willie Nelson, bir arkadaşının kafasına bir esrar balyası düştüğünde öldüğünü söylüyor. Bu yüzden 2006 yılında Colorado’da Mason Tvert adındaki genç bir insan, eyalet valisi John Hickenlooper’a meydan okudu. Hickenlooper, eyalet genelinde alkol satan barlara sahipti ve bu onu zengin yapmıştı. Bu yüzden Mason onu bir düelloya davet etti. Bir sandık içki getirmesini, kendisinin de bir paket ot getireceğini söyledi. Onun her içki içişinde, kendisinin bir ot çekeceğini söyledi. Kimin ilk önce öleceği görülecekti. Mason, kendi eyaletinde esrarı yasallaştırma kampanyasına önderlik etmeye devam etti. Onu destekleyen vatandaşlar da %55 ile bu konuda oy kullandı. Şimdi yetişkinler, ruhsatlı dükkanlarda vergili olarak yasal şekilde esrar alabiliyorlar ve paralar okul inşa etmek için kullanılıyor. Bu düzeni gerçekte 1.5 yıl gördükten sonra, yasallaştırma desteği %69’a yükseldi. Vali Hickenlooper bile bunu sağduyu olarak adlandırmaya başladı. Ve Colorado, henüz ailelerini öldüren insanlarla dolmadı.
  10. Kediler tatlı ancak bir o kadar da acayip yaratıklardır. Bir bakarsınız, hareket eden herhangi bir şeyin üstüne atlayarak evin içinde koştururlar, sonra bir bakarsınız, atacak olduğunuz şu eski pizza kutusunun içine çömeliyorlardır. Fakat bir TED-Ed videosuna göre, kedilerin böylesine ürperti tipler olmasının bilimsel bir sebebi var ve bunun hepsi, onların evrimsel tarihiyle ilgili. Bakın, kediler aynı anda hem yalnız yaşayan yırtıcılar, HEM DE daha büyük etoburların avları olacak şekilde evrimleşmişlerdir ve onların tuhaf alışkanlıkları, bu taktiklerin ikisini de yansıtır. İlk olarak, saldırıyı ele alalım. TED-Ed için bu bölümü oluşturan Ohio State Üniversitesi’nden veteriner ve kedi uzmanı Tony Buffington’a göre, kedilerimizin ataları, küçük avları avlama yeteneklerini keskinleştirmek için milyonlarca yıl harcamış. Gün boyunca onlar, kertenkeleler ve fareler gibi hayvanları düzenli olarak sinsice izler, üzerine atlar, öldürür ve yerlerdi, bu ayrıca günümüz kedilerinin neden her gün bir büyük tabak yerine ufak, düzenli öğünler yemeyi tercih ettiğini açıklıyor (bütün kedi sahiplerinin bildiği üzere, bu yalnızca kusmasını istemek olur). Kedilerin böylesine ürkütücü tipler olmasının bilimsel bir sebebi var ve bunun hepsi, onların evrimsel tarihiyle ilgili görünüyor. Nesilden nesle geçen bu yırtıcılık yetenekleri ayrıca, kedilerin neden evinizin etrafındaki herhangi bir şeyi ve herşeyi tırmalamayı sevdiğini açıklıyor. Hayır, onlar yeni kanepenizden nefret etmiyorlar, onlar sadece pençelerini keskin ve arka tarafları ile bacak kaslarını gergin tutmak istiyorlar, çünkü vahşi doğada, onların atalarını hayatta tutmuş olan şey buydu. Peki ya kitaplığınızın tepesini sevmeleri? Bu, avlanmak için en iyi gözlem noktasıdır. Fakat av içgüdüsü de güçlüdür; işte bu yüzden tüylü şeyiniz, küçük yerlerde saklanmayı sever: çantalar, donlar, kutular, poşetler, yatağın altı. Ayrıca görünüşe göre, salatalıklardan bu yüzden korkuyorlar. Eğer kum kutularını lütfen temiz ve taze tutarsanız, size ayrıca minnettar olacaklardır, çünkü herhangi bir idrar kokusu, büyük korkunç yırtıcıları tam da onların üzerine çekecektir. Teşekkürler. Açık konuşmak gerekirse, meraklı kedi davranışlarının bazılarının ardında bulunan bilimi biliyor olmak, aslında onları daha az acayip veya daha az sevimli yapmıyor. Fakat anlaşılması zor küçük tuhaflarımızın nasıl mücadele ettiğine dair biraz ışık tutuyor ve yıllar boyunca parça pinçik olmuş divan ayaklarını biraz daha fazla anlamamı sağlıyor. Şimdi anladım dostum, hayatta kalmak için pençelerini keskin tutman lazım. Yerleştirmeye kapalı olduğu için sitemizden izletemiyoruz; buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=sI8NsYIyQ2A ukarıdaki videoya bakarak, kedilerin tuhaf davranışları ardındaki evrimsel tarih hakkında daha fazlasını bulabilir ve bilimin henüz açıklayamadığı kedigillerle ilgili bir şeyi öğrenebilirsiniz. Burada spoiler yok, fakat onların mırıltıları tamamen garip. Ve kedilerden nefret eden oradaki herkes, köpeklerin “sadece beni sev!” basitliği ile onların daha kolay canlılar olduğuna kanmayın. Ortaya çıktığına göre aslında kucaklanmaktan nefret ediyorlar ve bütün bu zaman boyunca evcil hayvanlarımıza işkence yapıyormuşuz. Kahretsin, evlerimizi paylaşmak için gerçekten hayvanlar aleminin en büyük bilmecelerinden bazılarını seçmişiz.
  11. Horozun ötmesinin insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi var mı? Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. onlar kendileri için öterler. Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir. Gerek doğan güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor. Sabah güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar. Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynıdır. ‘her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder. Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkım ifade eden iletişim ötüşleridir. Bilim böyle diyor siz istediğinize inanın…
  12. 2015 yılında okyanusun dibinde iri 'Manganez yumruları' bulunmuştur. Bunlar elektrikli otomobil aküleri için gerekli tüm bileşenleri içerirler. Toplam kütleleri 200 milyondan fazla pil üretmeye yetecek kadardır ve bunların değerinin 16 trilyon dolara kadar çıktığı tahmin edilmektedir. Sadece toplamak gerekir. Bunlar, derin deniz madenciliğinin en kolay meyveleri olacak. Yeni kıta keşfetmek kadar değerli.. Deniz madenciliği mavi vatan doktrinimizin yavaş yavaş yer ettiği bu yıllarda önemi daha çok anlaşılacak bir alandır. Maden alanının genel bir görüntüsüne de göz atabilirsiniz.
  13. Nergiz Kaplan

    Covid19 ve Aşı Çalışmaları

    Şu güncellemeyi ekleyelim, dursun kenarda takip önemli..
  14. Amyotrofik lateral skleroz, bir tür motor nöron hastalığıdır. Kas hareketini kontrol eden sinirlerde işlev bozukluğuna yol açan ilerleyici, nörolojik hastalıklar grubunu ifade eder. Bu kas zayıflığına ve vücudun çalışma biçiminde değişikliklere yol açar. Daha sonraki aşamalarda, amyotrofik lateral skleroz (ALS) solunumu kontrol eden sinirleri etkiler ve bu ölümcül olabilir. ALS en sık görülen motor nöron hastalığı (MND) türüdür. Dünya çapında, her 100.000’de 2 ila 5 kişiyi etkilediği düşünülmektedir. Henüz kesin sonuçlar veren tedavisi yoktur, ancak tedavi semptomları hafifletebilir ve yaşam kalitesini iyileştirebilir. ALS NEDİR? Motor nöronlar olarak bilinen istemli kas hareketlerinde kullanılan sinir hücrelerinin hasara uğramasıdır. Bu hasar yüz, kollar ve bacaklar gibi kontrol edebileceğimiz eylemleri etkiler. Motor nöronlar beyinde ve omurilikte bulunur. ALS ilerledikçe, bu hücreler dejenere olur ve ölür. Kaslara mesaj göndermeyi bırakırlar. Beyin artık gönüllü hareketi kontrol edemez ve kaslar zayıflar. ALS, tüm istemli kasları etkiler. Kişi artık kollarını, bacaklarını ve yüz hareketlerini kontrol edemez. Zamanla desteksiz nefes alamama solunum yetmezliğine yol açabilir. ALS’li kişilerin yarısı tanı konulduktan sonra 3 yıl veya daha fazla, bazıları ise daha uzun yaşayabilir. İnsanların yaklaşık %20’si tanıdan sonra 5 yıl veya daha fazla, %10’u 10 yıl veya daha fazla ve %5’i 20 yıl yaşamaktadır. ALS’NİN NEDENLERİ VE ÇEŞİTLERİ ALS’ye neyin yol açtığı tam olarak belli değildir. ALS sporadik veya ailevi olabilir. Sporadik ALS rastgele ortaya çıkar ve vakaların yüzde 90 ila 95’ini oluşturur. Net bir risk faktörü veya nedeni yoktur. Ailesel ALS kalıtsaldır. Vakaların yaklaşık yüzde 5 ila 10’u aileseldir. Araştırmacılar hangi genlerin hastalığı etkilediğini araştırmaktadır. BELİRTİLER VE BULGULAR ALS belirtileri genellikle bir insan 50’li yaşlarının sonunda veya 60’lı yaşların başındayken ortaya çıkar, ancak başka yaşlarda da ortaya çıkabilir. İlerleme bireyler arasında değişir. Erken aşamalarda, işaretler ve semptomlar zar zor fark edilebilir, ancak zayıflık zamanla daha görünür hale gelir. Yaygın semptomlar: -Yürüme dahil günlük aktiviteleri gerçekleştirmede zorluk -Artan sakarlık -Ayaklarda, ellerde, bacaklarda ve ayak bileklerinde zayıflık -Kol, omuz veya dilde kramp -İyi duruşu korumak ve başını tutmakta zorluk -Duygusal kararsızlık olarak bilinen kontrolsüz gülme veya ağlama patlamaları -Bilişsel değişiklikler -Konuşmanın düşmesi ve ses projeksiyonunda zorluk -Ağrı, yorgunluk -Tükürük ve mukus ile ilgili sorunlar -Sonraki aşamalarda ise; nefes alma ve yutma zorluğu. İlerleyici kas güçsüzlüğü, tüm ALS vakalarında ortaya çıkar, ancak bu durumun ilk göstergesi olmayabilir. Erken belirtiler sıklıkla sakarlık, anormal uzuv yorgunluğu, kas krampları ve seğirmeleri ve bulamaçlı konuşmayı içerir. ALS ilerledikçe belirtiler vücudun tüm bölgelerine yayılır. Bazı insanlar karar verme ve hafıza ile ilgili sorunlar yaşayabilir ve sonunda frontotemporal demans adı verilen bir demansa yol açabilir. Duygusal değişkenlik, ruh halindeki dalgalanmalara ve duygusal tepkilere neden olabilir. TEDAVİ VE KORUNMA ALS’nin tedavisi yoktur, bu nedenle tedavi semptomları hafifletmeyi, gereksiz komplikasyonları önlemeyi ve hastalık ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlar. ALS bir dizi fiziksel, zihinsel ve sosyal değişime neden olabilir, bu nedenle uzmanlardan oluşan bir ekibin sıklıkla hastalık semptomlarını kontrol etmeleri, hastaların yaşam kalitelerini iyileştirmelerine ve hayatta kalma sürelerini uzatmalarına yardımcı olur. Riluzol (Rilutek), 1995 yılında Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından ALS tedavisi için onaylandı ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor gibi görünüyor. Vücudun, nöronal zarara bağlı olan bir eksitotoksin olan glutamat düzeylerini azaltarak işleyiş gösteriyor. Mayıs 2017’de, Radicava (Edaravone) ALS tedavisi için onaylandı. Fiziksel fonksiyondaki düşüşü üçte bir oranında yavaşlatabiliyor. Bazı araştırma projeleri, ALS’in farklı yönlerini tedavi etmek için yeni ve mevcut ilaçları kullanmanın yollarını arıyor. Doktorlar ayrıca farklı semptomları tedavi etmek için ilaçlar yazabiliyor. TERAPİ Fizik tedavi ALS’li kişilerin ağrıyı yönetmelerine ve mobilite sorunlarını çözmelerine yardımcı olabilir. Fiziksel bir terapist, aşağıdaki konularda yardım ve bilgi sağlayabilir: -Kardiyovasküler zindeliği ve genel refahı artırmak için düşük etkili egzersizler -Yürüteç ve tekerlekli sandalye gibi hareketlilik yardımcıları -Rampalar gibi hayatı kolaylaştıran cihazlar Mesleki terapi , bir hastanın bağımsızlığını daha uzun süre korumasına yardımcı olabilir: -Hastaların günlük rutinlerini sürdürmelerine yardımcı olacak adaptif ekipman ve yardımcı teknolojiler seçmelerine yardımcı olma -El ve kol zayıflıklarını telafi edecek şekilde eğitme Solunum kasları zayıfladıkça, zaman içerisinde solunum tedavisine ihtiyaç duyulabilir. Solunum cihazları hastanın gece daha iyi nefes almasına yardımcı olabilir. Bazı hastalarda mekanik ventilasyon gerekebilir. Borunun bir ucu solunum sistemine bağlanırken, diğer ucu boyundaki cerrahi olarak oluşturulmuş bir delik veya trakeostomi ile soluk borusuna yerleştirilir. Konuşma terapisi, ALS’nin konuşmasını zorlaştırmaya başladığında faydalıdır. Konuşma terapistleri uyarlanabilir teknikleri öğreterek yardımcı olabilirler. Diğer iletişim yöntemleri arasında yazı ve bilgisayar tabanlı iletişim ekipmanı yer almaktadır. Beslenme desteği önemlidir, çünkü yutma zorluğu yeterli besin almayı zorlaştırabilir. Beslenme uzmanları, yutulması kolay olan besleyici yemekler hazırlamayı önerebilirler. Emme cihazları ve besleme boruları hastalar için yardımcı olabilir. TEŞHİS Tek bir test ALS’yi teşhis edemez, bu nedenle tanı semptomlara ve benzer semptomlara sahip diğer koşulları ekarte etmek için yapılan testlerin sonuçlarına dayanır. ALS tanısında yardımcı olabilecek testler: -Kaslardaki elektrik enerjisini tespit eden elektromiyografi (EMG) -Sinirlerin ne kadar iyi sinyal gönderdiğini test eden sinir iletim çalışması (NCS) Bu testler periferik nöropati veya periferik sinir hasarı ve miyopati veya kas hastalığının ekarte edilmesine yardımcı olabilir . Bir MRI taraması, omurilik tümörü veya boynundaki bel fıtığı gibi semptomlara neden olabilecek diğer sorunları tespit edebilir . Diğer koşulları ekarte etmek için yapılan diğer testler kan ve idrar testlerini ve bir kas biyopsisini içerebilir . ALS ile benzer semptomlar üretebilen tıbbi problemler arasında HIV , Lyme hastalığı , multipl skleroz (MS), çocuk felci virüsü ve West Nil virüsü bulunur . Hem üst hem de alt motor nöronlarında semptomlar varsa, ALS mevcut olabilir. Üst motor nöron belirtileri, kaslarda ve canlı reflekslerde hareketlilik ve sertliğe karşı dirençtir. Düşük motor nöron belirtileri zayıflık, kas atrofisi ve seğirmeyi içerir. ALS HASTALARINDA BESLENME VE BESİN TAKVİYELERİ ALS hastalarında takip edilmesi gereken beslenme düzeninde, tüm toksinleri ve işlenmiş gıdaları hayattan çıkartmak gerekmektedir. Bunun yanında tüm şekerler, yapay tatlandırıcılar, tahıllar, hidrojene yağlar ve koruyucular da kapsam dışı kalıyorlar. Ayrıca serbest radikaller ile savaşacak kaliteli ve destekleyici gıdaları tüketmek önemlidir. -Yüksek antioksidanlı meyveler (Kırmızı-Mor renkli meyveler yaban mersini gibi) tüketmek serbest radikallerin ve süper oksijenin daha az zararlı moleküllere dönüştürülmelerine imkan tanır. – Sebzeler yüksek besin değerlerine sahiptirler ve bunun yanında antioksidan ve mineraller açısından da zengindirler. -Kaliteli protein kaynakları tüketilmelidir. (Organik yumurta, et ve süt ürünleri gibi) -Sağlıklı bitkisel yağları beslenmenize ekleyin. (Sızma zeytin yağı, Hindistan cevizi yağı gibi) – Balık yağında omega-3 ve diğer temel yağ asitleri bol bulunurlar ve bunlar vücuttaki inflamasyonların azaltılmasını sağlarlar. Ayrıca beyin sağlığını iyileştirir ve bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirirler. – E ve C vitaminleri bağışıklık sistemini destekler, bağ dokuları güçlendirir, vücut fonksiyonlarının yürütülmesini sağlarlar. C vitamini aynı zamanda glutamat düzeylerini aşağı çekebilir çünkü eksikliğinde glutamat seviyesinin arttığı görülmüştür. – B vitamininin tüm formları kasları, enerji düzeylerini ve sinir fonksiyonlarını desteklerler. Ayrıca B-12 vitamini kas kaybı hızını da yavaşlatır. – Kalsiyum ve magnezyum düzeylerinizi iyileştirmek, ağır metallerden kurtulmanız için önemlidir çünkü iki mineral birbirini aktive ederek çalışmaktadır. Ayrıca D vitamini almak kalsiyum emilimini arttırır ve bu da kemik kitlesini korumaya yardımcı olurken mitokondri fonksiyonlarını da iyileştirir. – CoQ10 güçlü bir antioksidandır ve mitokondri fonksiyonları için önemlidir. Blog bölümünde Nihal Ezel tarafından kaleme alınmıştır.
  15. Hepimizin merak ettiği ancak bir türlü elimizin klavyeye uzanmadığı araştırma konularından biridir. Hayko Cepkin çok büyük kitleler tarafından sevilen bir sanatçı ancak birçok rahatsızlıkta olduğu gibi bu konuda da milletçe kulaktan dolma bilgilerle birbirimize öğüt niteliğinde yanlış aktarımlar yapıyoruz. “Doğarken olmuş, ters gelmiş, doktor çekince göz kapağı düşmüş” veya “kaza geçişmiş motor kazası, hani metalci falan ya bunlar içkili motorla gezerken çakmış gözü” gibi yorumlara da denk geldim. Lütfen önce bu hastalığımızdan bir kurtulmaya çalışalım. İlk fikir görme zayıflığı anlamına gelen Ambliyopia, aslında tembel göz ifadesinin ta kendisidir. Normal görüşün çocukluğun erken evrelerinde gelişmemesi, strabizm (şaşılık)ve anizometropi (göz merceklerinin kırma gücünün birbirinden farklı olması), yani bir gözün diğerine göre aşırı miyop (uzağı göremeyen) veya aşırı hipermetrop (yakını göremeyen) gibi sebeplerden ortaya çıkan tembellik durumudur. Konu üzerine ikinci uzman görüş ise bir göz kapağı rahatsızlığı, Ptozis. Üst göz kapağı normal şartlarda gözün saydam tabakası (kornea) ve renkli tabakasını (iris) yukarıdan 1-2 mm örtecek şekilde durur. Göz kapağı normal yerinden daha aşağıda duruyor ise bu duruma ptozis (blefaroptozis) denilir. Karar sizin, en azından birkaç arama yapmak için elinizde malzeme mevcut, keki de siz pişirin.

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz.

Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

×
×
  • Yeni Oluştur...