Jump to content

Tüm Aktiviteler

Bu akış otomatik güncelleniyor     

  1. Son hafta
  2. Döllenme olayının 4 farklı bakteri kullanılarak petri kabında oluşturulmuş görüntüsü. "Md Zohorul Islam" tarafından oluşturulan bu görüntü Amerikan Mikrobiyoloji Derneği tarafından 2016 yılında düzenlenen Agar Sanatı isimli yarışmada birinci olmuştur. Kullanılan bakteriler: Kırmızı: Staphylococcus aureus Yeşil: Staphylococcus xylosus Beyaz: Staphylococcus hyicus Sarı: Corynebacterium glutamicum
  3. Juncus sp. bitkisinin yaprak enine kesitinin UV ışık altında, floresan mikroskobu ile 200 kat büyütülerek çekilmiş görüntüsü. Cross section of "Juncus sp." leaf under UV light (Fluorescence microscope - 200x)
  4. Müzik Notaları ve Boynuzlu Çöl Engereği, Crotalus cerastes Çöl kumlarının sıcaklığının canlıları kavurabilecek yükseklikte olduğunu hepimiz öngörebiliriz. Bu fotoğraf da bu durumu açıklamak için bizlere muazzam bir ortam yaratıyor. Fotoğrafta gördüğünüz yılan bir Boynuzlu Çöl Engereği, Crotalus cerastes, ancak sizinle bunu paylaşma sebebimiz yalnızca fotoğrafın güzelliği değil. Bu fotoğraf sayesinde bir hayvan davranışını rahatlıkla açıklığa kavuşturabileceğimizden kaynaklanıyor. Bu engereğin ismi ingilizcede "Side-Winder" olarak geçiyor, bu ismi almasının sebebi ise fotoğrafta görünen "Yana Dolama Hareketi" ismi de buradan geliyor (Side-winder = yana dolama). Bu hareketi yapmak anlatmaktan daha kolay ancak nasıl olduğunu gözünüzde canlandırabilmeniz için açıklamak isteriz. İlk olarak yılan çıkış noktasından hareket yönüne doğru eğik durumdadır. Daha sonra başını ve vücudunun ön kısmını kaldırır ve çıkış noktasına doğru vücudunu dalgalandırarak öne doğru hareket eder. Hareketi tamamlayan vücut kısmı zeminden kaldırılır ve yana dolama şeklinde devam eder. Bu şekilde hareket eden yılanlarda, vücudun bir kısmı kısa süreli olarak zemine temas ettiğinden, sıcak çölde kolaylıkla hareket edilebilir. Image Credit: nikhil_b_vatsal
  5. 14 Mart bilim için çok önemli bir gün. 141 yıl önce bugün, ünlü fizikçi Albert Einstein Almanya’da doğdu. Dahası bundan tam iki yıl önce bugün, Dünya bir başka büyük bilim aklını kaybetti, Stephen Hawking’i... Ayrıca 14 Mart, Matematiksel bir sabit olan π, Pi Günü. Tabii ki bunların hepsi yalnızca bir tesadüf ama bilimi ve merakı kutlamak için harika bir gün.
  6. Çakal Yemeği ismiyle de bilinen Hydnora africana, güney afrikaya özgü asalak bir bitkidir. Yani fotosentez yapmak yerine parazitik bir yaşam tarzını benimsemiştir. Köklerini yakınlarındaki başka bitkilere bağlayarak besinini onlardan alır. Ne olduğu görünürde çok iyi anlaşılamadığından dolayı 1700'lerde "yanlışlıkla" mantar olarak tanımlanmıştır. Aslında çiçekli bitkilerdir, bitkileri yerin altında büyür ve şiddetli bir yağış sonrasında bu bitkiler yüzeye çıkar. Bitkileri yüzeye çıktığında tozlaşmaya yardımcı olmasına adına böcekleri çekmek amacıyla leş benzeri çok ağır bir kokuyu etrafına salar. Bu bitkinin meyveleri patatese benzediğinden çakal, oklukirpi ve köstebek gibi beklenilenden farklı canlıları da kendine çekebilir. İsmi de buradan gelmektedir. Image Credit: Ebony Black | Flickr
  7. Vietnam yosun kurbağası, Theloderma corticale, Vietnamın kuzeyinde ve Çin'de görülen, Rhacophoridae ailesinden bir kurbağa türüdür. Tehdit edildiklerinde (daha çok korkutulduklarında) kıvrılıp top şekline bürünürler ve ölü taklidi yaparlar. Yaşam alanları ormanların yokolmasından kaynaklanan bir tehdit içindedir. Ek olarak uluslararası ticarette evcil hayvan olarak görüldüklerinden Hainan'daki Jianfengling Ulusal Doğa Koruma Alanı'nda da koruma altına alınmışlardır. İnsan dışındaki bir diğer doğal düşmanları ise Chytrid Mantarı olarak da bilinen Batrachochytrium dendrobatidis'dir. Bu mantar, amfibilerde görülen bir bulaşıcı hastalık olan Chytridiomycosis'e sebebiyet vermektedir. Image Credit: @davidokidoki
  8. Kuru gölette kendini belli eden bir çift parlak timsah gözü. Bu şekilde çamura bulanmak, timsahlara aşırı ısınmayı önlemesinde yardımcı olabilir. Jens Cullmann'ın "Çamurdaki tehlike" isimli bu fotoğrafı, Alman Doğa Fotoğrafçılığı Derneği'nin bu yılki yarışmasının "Other Animals" kategorisinin galibi oldu. Credit: GNPY 2020, Jens Cullmann, GDT
  9. Şeker yengeci, Hoplophyrs oatesi (Henderson, 1893), pembe mahluk olarak da bilinen şeker yengeçleri pembeden kırmızıya, sarıya ve beyaza kadar değişik renk varyantlarında bulunabilir. Bu renkler, birlikte yaşadıkları Yumuşak mercanlar olarak da bilinen Dendronephthya cinsi ile özdeştir. Bu sayede çevresine uyum sağlayarak kolaylıkla kamufle olabilir. Boyutları 2 santimetreye kadar uzadıkları bilinmekle beraber planktonlarla beslenirler, ağırlıklı olarak hint pasifiğinde görülürler.
  10. Kuzey Amerika’nın iki güzel kuşu tek bir karede! Kim bilir belki de beyaz, kırmızı ve mavinin en sade fotoğrafı budur. Kuşların türlerini merak edenler için; Mavi Alakarga, Cyanocitta cristata (Linnaeus, 1758) ve Kuzey Kardinal Kuşu, Cardinalis cardinalis (Linnaeus, 1758). Photo Credit: Jay Koolpix
  11. Biyolokum

    Misumena vatia (Clerck, 1757)

    Görünmeyen katil! Bir bal arısı, görünüş itibariyle yengeç örümceğinin avı oluyor. Fotoğrafı yakından görmek olayı anlamanıza yardımcı olabilir. Merak edenler için örümceğin türü; Misumena vatia (Clerck, 1757) Photo Credit: weatherx | Reddit
  12. Kendi kendine yetebilmek çok önemli. İşte bir gevşek mutualizm örneği.
  13. Ali Demirsoy, Türkiye’nin yetiştirdiği muhteşem bilim insanlarımızdan biri. Kendisi entomoloji ve entomoloji dalında evrimsel biyoloji uzmanı, ayrıca Hacettepe Üniversitesi’ndeki Biyoloji bölümü okuyan öğrencilerin idol kaynağıdır. Bugüne dek 20 takson tanımlamış ve 12 taksona da adını vermiştir. bkz. Xysticus demirsoyi
  14. Bi dakika! Yoksa muzlar sadece sadece sarı renkli değiller miydi? Hepsi değil... Kuzey Hindistan’ın Assam Eyaletine endemik olan yabani muzlar, Musa velutina, muzlarla özdeşleştirdiğimizin dışında bir renge sahip, bu muzlar tamamıyla pembeler ve yenilebiliyorlar. Ancak yemeden önce güzelce bi temizlemekte fayda var çünkü oldukça tüylü. #muz #pembemuz #musavelutina #cücemuz 📸 David Monniaux
  15. Daha eskiler
  16. Bilim Forum

    Covid19 ve Aşı Çalışmaları

    Aslında normalleşmeden ziyade, insanoğlunun özünde zamana bırakılan her nicelikte olduğu gibi değerini kaybetme var maalesef, insan ölüm olgusuna bile en zoru ve kabul edilemez olan olmasına karşın zamanla nasıl alışıyorsa; ölüm tehlikesine de bir o kadar aşinalık kazanabiliyor..
  17. Geçmiş çağlarda öz yağların kullanımı, ekstraksiyon gibi yöntemlerle elde edilen saf bitkisel kokulu yağlar; yani işin özü alternatif bir çözüm olabilir. Tabi maliyet faktörünü elimine edebilmenin bir yolu olmadığı için alternatif ancak zararlı yöntemler daha yaygın kullanılıyor..
  18. Emir

    Covid19 ve Aşı Çalışmaları

    Hepimiz yavaş yavaş yeni normallere alışırken aşıyla ilgili gelişmeler devam ediyor ve ülkemizde neredeyse aşılama başlamak üzere. Bunları yazarken hiçbirimizin aklına bile gelmeyecek bir sürece de girmiş bulunuyoruz. Gündemimizdeki konular aşıların ne kadar işlevsel olduğu değil de aşı üreticilerinin bize çip takmayacağına vatandaşlarımızı inandırmak. Merakla beklediğimiz ve tünelin ucundaki ışık olarak gördüğümüz aşıyı yaptırmak istemeyen insanlar ve kendilerince haklı sebepleri var. Bu başlığı okurken 2020 yılında küçük bir yolculuk yapmış gibi hissettim kendimi. Farkettim ki artık normal hissediyorum. Heyecan ve panik hallerinden eser yok. Bekliyoruz ve zaman geçiyor sadece. Eğer Bildirim alır veya konuyu bir şekilde yeniden görürseniz sizlerin de değişen hislerini ve aşı hakkındaki yorumlarını merak ediyorum. Teşekkürler.
  19. Emir

    Balık Kılçığı Diyagramı Nedir?

    Programlama ve makine alanındaki herhangi bir projeye başlamadan önce kesinlikle diyagramlardan faydalanırım. Hayali olarak bile çizilecek bir diyagram, çözüme giden yoldaki engelleri hızlı aşmak adına önemli bir detaydır. Bir problem yüzümüze vurmadan önce onu nasıl geçeceğini biliyor olmak kontrolün kimde olduğunu unutmamanı ve azmini yitirmemeni sağlıyor. Paylaşımınız için teşekkürler. Gerçekten teoride mantıklı olduğu kadar pratikte de işlevsel olduğuna eminim.
  20. Emir

    Renklerin Sesi Kelimelerin Kokusu: Sineztezi

    Empati isimli kitapta ( Adam FAWER ) çok güzel anlatılan bir konuydu. Aynı zamanda kokuları renkli algılamak, notaları görebilmek büyüleyici olduğu kadar da yorucu ve zor bir işleme sürecini beraberinde getirecektir muhtemelen. Gerçekten etkileyici ve gizemli bir durum. Teşekkürler paylaşımınız için.
  21. Peki hocam bunun alternatifi nedir? Sizce daha kaliteli ve zararsız(!) bir deodorant kullanmak bir çözüm olabilir mi bu duruma? Bazı insanların kişisel bakım olarak algıladığı tek şey maalesef deodorant ve parfüm kullanımı. Toplumun daha bilinçli bir hale gelmesi için verilen kişisel eğitimlerin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Sizin fikirlerinizi de öğrenebilir miyim bu konuda. Teşekkürler paylaşımınız ve emeğiniz için.
  22. Bu Beynimizin Bir Oyunu Mu? Uykuda Düşme Hissi…Hemen hemen hepimizin yaşadığı o enteresan deneyim… Bir gece önce pek iyi uyumadınız, gününüz çok stresli ve yoğun geçti. Kafanızı toplayıp bu yoğun günü hasarsız şekilde atlatabilmek için bol bol da kahve içtiniz. Akşam oldu, uzandınız o güzelim yatağınıza, kendinize rahat bir pozisyon seçtiniz ve nihayet güzelce uyuyabileceksiniz. Beyniniz yavaşlamaya başladı….Tam uykuya dalacaksınız…Hoooop o da ne? Sarsıcı bir düşme hissiyle aniden uyandınız. Oysa henüz uykuya dalmıştınız… Tıpkı önünüzdeki merdivenin son basamağını fark etmeyip boşluğa adım atmış ya da türbülansa yakalanmış bir uçaktaymışsınız gibi… Korkunç bir his biliyorum çünkü benim de başıma geldi, hem de defalarca…. Bu ilginç deneyim, bilimsel dilde “Hipnogojik Miyoklinik Seğirti” , yani daha anlaşılır kelimelerle “Uyku Sırası İstemsiz Seğirme”. Peki bu hissi kimler yaşıyor? Mayo Klinik tarafından yapılan araştırmalara göre insanların %70’inden fazlası bu hissi uykuya dalıp baş kısımları gevşedikten hemen sonra yaşamaktalar. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ise kişinin günlük yaşam kalitesinin önemini vurgulamakta… Uyku bilimi profesörü Jason Ellis, uyku sırasında aniden düşme hissiyle uyanmamızın; hipnik seğirmeden kaynaklandığını söyler. Hipnik Seğirme vakasının nedeni iki şekilde açıklanıyor. İlk varsayım daha bilimsel ama ikinci varsayım çok tartışma yaratacak bir türden… Uykudayken düşme hissi kaslarımızın istemsiz bir biçimde kasılarak bizi sarsmasıyla gerçekleşir. Bu birinci varsayım. Örneğin hıçkırık da istemsiz bir kas hareketidir. Uyku sırasında vücudumuzun işlevlerinde bazı değişimler olur. Uykuya geçişin birinci evresinde gözler yavaş hareket eder ve kasların etkinliği azalır. Düşme hissi tam bu anda ortaya çıkar. Düşme hissinin uyanıklık ve uyku arasındaki geçişi sırasında kol ve bacak kaslarındaki sinir hücrelerinin, doğru şekilde çalışmamasından kaynaklandığı öne sürülür. Benzer bir görüş ise bu durumun basit bir koruyucu refleks olduğu. Beyin, kas etkinliğindeki azalmayı ve kasların gevşemesini, vücudun gerçekten düştüğü şeklinde algılıyor. Vücudun kendini koruyabilmesi için kaslara, kasılma mesajı gönderiyor. Yani beynimiz bizi korumak isterken bu vahim deneyimi yaşamamıza sebep oluyor. Özellikle tedirginlik, stres hali, aşırı kafein tüketimi ve yatağına yorgun yatan kişilerin bu hissi daha sık yaşadıkları gözlemlenmiştir. Bu hissin sebebi EVRİM olabilir mi? Şimdi gelelim ikinci ve asıl ilginç olan varsayıma…Çok fazla desteklemiyorum ama yine de yazayım. Belki böyle düşünenler de vardır. Evrim… Türümüz Homo Sapiens’in ataları yaklaşık 4 milyon yıl öncesinden itibaren ağaçlar üzerinde yaşamayı bırakarak, ormanlardan çıkmış ve kademeli olarak çayır çimen hayatına geçmiştir. Üstünden çok zaman geçmiş olsa da ağaçlar üzerindeki geçmişi, evrim teorisi açısından bakarsak çok da eskilerde kalmış sayılmaz. Uyku sırası düşme hissi de günümüze kadar korunabilmiş bu genetik miraslardan bir tanesi mi acaba? Ataların çok büyük bir kısmı ağaçlar üzerinde yaşamaktaydı. Ağaçta yaşamanın önemli bir avantajı yerdeki avcılardan uzakta yaşamak olsa da en büyük tehlikesi düşmekti. Bunun sebebi sadece denge kaybı değil. Aynı zamanda aralarındaki kavgalar, bir bireyin diğerini ittirmesi, sert rüzgarlı bir gece primatların ağaçtan düşmesi için yeterli sebepler. Uyuyan bir primatın, düşmeye karşı sürekli alarm halinde olması gerekir. Ancak bu hiç kolay bir iş değildir; zaten uyku halinde, yarı felç olan vücudumuzu beyin sürekli kontrol altında tutmak ister. İşte tam da bu sebepten kritik anlarda beyinde, vücudu uyararak uyanmamızı sağlayan bir sinir devresinin evrimleşmiş olduğu düşünülmektedir.Biz de bu özelliği, atalarımızdan ötürü, günümüzde hipnik seğirme – ani sıçramalar olarak halen taşıyor olabiliriz. Aklınızda olsun; uykuya geçiş kasların gevşemesi, nefes hızının ve vücut sıcaklığının düşmesidir. İşte bu ani düşme hissi, kasların gevşemesi sırasında beynin anlık kontrolü kaybetmesiyle oluşur. Panikleyen ve alarm durumuna geçen beyin, tüm kaslarımızı kasarak düşmenin etkisini azaltır. Uyanınca yeniden çalışmaya başlayan duyularımız sayesinde beynimiz hızla normale döner, siz de uykunuza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz…
  23. Fil hastalığına sebebiyet veren hücreler arasında biriken doku sıvısı, lenf sıvısı ile hemen hemen aynı bileşenlere sahiptir. Lenf sistemi denince halk arasında akla hemen doku sıvısı gelir. Ancak, doku sıvısı ile lenf damarlarında bulunan sıvı hemen hemen benzerdir. Lenfatik sistem damarlarında bulunan bu sıvı, lenf olarak adlandırılmakla birlikte, doku sıvısı ile neredeyse aynı bileşenlere sahiptir. Ancak aynı şey değildir. Doku sıvısında hücreler arası matrikste, bilimsel ismiyle institial sıvıda, hücre ve her hücrenin etrafından geçmekte olan kılcal damarlar arasındaki besin, gaz vs. alışverişinden doğan maddeler bulunur. Nadir de olsa, kan proteinleri de kılcal damarlardan doku sıvısına geçebilir. Kılcal damarlardan daha ince çapa sahip olan lenf damarları doku sıvısında bulunan maddeleri, yani yitirilen sıvı ve proteinleri, difüze eder. Bununla birlikte, boyun bölgesindeki dolaşım sisteminin büyük toplardamarına dökerek tekrar kana kazandırmak gibi bir göreve sahiptir. Bundan başka, lenf, akyuvarları da içerir. Lenf sıvısında ilerleyen maddelerle birlikte lenf düğümü denilen yerler, lenfi süzerek organizmanın bekçileri olan akyuvarlara ev sahipliği yapar. İşte burada, doku sıvısı ve lenf arasındaki küçük farklılıklar gözünüze çarpmıştır. Lenf düğümlerinin savunma hücrelerine ev sahipliği yapması, istilacılara karşı büyük bir adaptasyondur. Lenfatik sistemi içerisindeki bir enfeksiyon karşısında eğer akyuvarlar istila eden konakçılara karşı galip gelemezse, lenf sisteminde biriken parazitler doku sıvısının hücresel alanda birikmesine, lenf damarlarının bu alandaki sıvıları proteinleri difüze edememesine, yani ödeme sebep olacaktır. Ancak bu durum, sadece parazitlerden kaynaklanan bir durum olmamakla birlikte, ameliyat sonrası lenf sisteminin zarar görmesi, kanser dokusunun bölünerek lenf damarlarını tıkaması da lenf damarlarındaki akışı aksatacaktır. İşte bu durumda, lenf sisteminin tıkanan bölgelerinde ağrılı, oldukça şişmiş, şekil bozukluğu ile seyreden son derece ciddi bir durum olan Elefantiyazis (halk arasında Fil hastalığı) meydana gelecektir. Bu hastalık, Latince isimleri Wuchereria bancrofti, Brugia tumori, Brugia malayi olan bir parazit solucanların lenf damarlarını tıkaması ile meydana gelir. Ancak nadir görülen bu hastalık, bu parazitten ziyade, genelde kanser dokusunun kontrolsüz büyümesi veya ameliyat esnasında lenf damarının zarar görmesi ile ortaya çıkar. Elefantiyazis hastalığının etkenlerinden biri olan parazitlerin yaşam döngüsü ile bu hastalığın seyrini daha anlaşılır hale gelecektir. Wuchereria bancrofti Çoğunlukla tropikal bölgelerde görülen bu paraziter hastalık, çeşitli sivrisinek türleri tarafından insana geçmektedir.Bu parazitler, morfolojik olarak yaşam döngülerinde 5 evreye sahiptir. İlk evrede (L1), doğurgan dişi kurtlardan her gün 10 bin kadar larva veya Mikrofilaria (parazitik formların erken aşaması) salınır. Salınan bu mikrofilarialar, sivrisinekler tarafından kan öğünleri sırasında yutulur ve bağırsak duvarına nüfuz eder. Sivrisineğin bağırsak duvarını istila eden parazit formu yavruları, daha sonra geliştiği ve 2 kere deri değiştirip patojen hale geldiği sivrisineğin toraks kaslarına, yani göğüs kaslarına, göç eder. Bu durum 10-14 gün sürer ve mikrofilaria’nın yaşam döngüsünde L3 olarak adlandırılan, larvanın 3. evresine girer. Larva L3 evresinde iken, beslenme boyunca dermisde konakladığı yer ağız kısmına göç eder ve artık aktif bir biçimde beslenme konumuna girer. Tekrar deri değiştirmekle birlikte, L4 evresine giren bu larva artık üreme olgunluğuna ulaşmak için, sivrisineğin ağız kısmından kan yolu ile başka bir canlının lenfatik sisteme göç edecektir. 6-9 ay içerisinde larva, yetişkin bir parazit solucan haline gelecektir. Gelişmiş yetişkin formdaki parazitler, genişleyebilme kabiliyetlerinden dolayı lenf damarlarında fonksiyon bozukluğu meydana getirmekle birlikte, doku sıvısı birikimine de sebebiyet verecektir. Sonuçta oldukça ciddi bir hastalık olan Elefantiyazis (Fil hastalığı) dediğimiz organizmanın bacak, el, ayak, kol, testis torbaları vb. bölgelerdeki lenf damarlarını tıkanmasıyla ağrılı, hareket kabiliyetini sınırlayan muazzam şişkinlikler oluşacaktır. L1-Mikrofilaria L2-ikinci larva evresi L3-üçüncü larva evresi L4-dördüncü larva evresi (nymph) L5-Yetişkin parazit Fil hastalığının tedavisinde parazitleri öldürme amaçlı çeşitli antibiyotikler kullanılır. Ancak, hastalık oldukça güç bir durum teşkil ettiğinden, her tarafa yayılan parazitleri ilaçla yok etmek yerine, ortak çözüm olarak hastalık daha bulaşmadan hastalık etkenlerini kontrol altına alma çalışmaları yapılmaktadır. Biologie tarafından blog bölümünde yayınlanmıştır.
  24. Her gün duyduğunuz seslerin bir şekli olsaydı nasıl olurdu? Ya da günlük yaşantıda giydiğiniz kıyafetlerin bir sesi olsaydı nasıl olurdu acaba? Evren nasıl bir yer olurdu? Ya müziğin rengi, renklerin sesi olsaydı? Sinestezi…Az önce söylediğim betimlemeleri gerçeğe dönüştürüyor. Toplumun neredeyse %20’si tarafından bu duyular tadılabiliyor. Daha önce içinizden birisi herhangi bir sayıya veya harfe cinsiyet veya renk yükledi mi? Örneğin 3 sayısı kadını andırıyor ya da 5 sayısı erkeği andırıyor diye söyledi mi? Tıp bilimine göre sinestezi bir hastalık olarak görülüyor. Peki bu hastalık nedir? Duyuların birlikte algılanması sonucu ortaya çıkıyor (sin : birlikte, estezi : algı). Nasıl yani? Duyular nasıl birlikte algılanabilir ki? Yani daha önce bisiklet pedalının sesi kırmızı mıydı? Ya da 32 sayısı kadın mıydı? Ya da duyduğumuz keman sesi turuncu bir üçgen miydi? Bu bahsetmiş olduğumuz sinestezik kişiler herhangi bir harfi ya da rakamı duyabilir, onları bir renkte görebilir. Herhangi bir rengi ; bir harf ya da rakamla eşleştirebilir. Örneğin aklımıza 5 dediğimizde kahverengi, 2 dediğimizde açık mavi geliyor olabilir. Şimdi size bir soru! Fizik dediğim anda aklınıza ilk ne geliyor? Çoğunuzun aklıma bilim dalı geliyor olsa gerek. Hatta fizik dediğiniz anda benim aklıma ilk Einstein, Hawking gibi isimler geliyor. Fakat Türkiye’de çok az insan tarafından tanınan bir bilim insanı daha var. Onun adı Richard Feynman. Richard Feynman kendi yazmış olduğu kitabında şöyle bir cümle kurmuştur : ”Nedenini bilmiyorum ama harfleri renkli görüyorum. Benim için j‘ler açık kahverengi, n‘ler mavi-mor arası ve x‘ler koyu kahverengi.". Feynman’ın bu ifadesinden kendisinin sinestezik olduğunu çok rahat bir şekilde anlayabiliyoruz. Çok uzun bir süre kişiler için zararı ya da faydası olmayan doğal bir durum olarak gözüktü. Sinestezi Hastalığının Faydaları! Aslına bakarsanız hem bilinçsel hem de fizyolojik olarak bir çok faydası var. Peki bu hastalığın faydaları neler? Yapılan araştırmalar sonucunda sinestezik karakterdeki insanların hafızalarının diğer insanlara nazaran çok daha kuvvetli olduğu ortaya konmuştur. Şimdi bir örnek verelim ;iki arkadaşınızı düşünün. Atıyorum Ahmet’e kırmızı adını verdiniz, Mehmet’ e de turuncu adını verdiniz. Ahmet’e verdiğiniz kırmızı ismi mi daha kolay yoksa Mehmet’e verdiğiniz turuncu ismi mi? Aslında arada bir fark yok. Bunu öylesine örnek vermiştim. Halbuki isim yerine bir rengi hatırlamak, o karakteri o renkle bağdaştırmak çok daha kolay. Yani yarın bir gün ‘İsmini unuttum, adın neydi senin?’ gibi bir durum söz konusu değil… Sinestezik kişilerin imgeleme yetenekleri çok kuvvetli olduğu için bilim, sanat ve teknoloji alanları ile uğraştığını söylemek büyük bir gerçek. Şimdi benim merak ettiğim bir soru var. Sizlerin de merak edeceğini ümit ediyorum. Acaba sinestezik olan insanlar uykuda ve rüyada neler görüyorlar? Aslına bakarsanız bu konu ile ilgili çok fazla araştırma yapılmadı henüz. Ne yazık ki tıpkı rüya olgusu gibi sinestezinin de yalnızca kişilerin deneyimleri olmasından dolayı çok şey bildiğimiz söylenemez. O yüzden sinestezi kuvvetli bir şekilde sırrını korumaya devam ediyor. Peki içinizde sinestezik olan var mı? Yorumlara bekliyorum.
  25. Günlük yaşamımızda, yoğun işlerden geriye kalan en büyük etki ter kokusudur. Direkt olarak vücuda uygulanan bu kokular, kozmetik ürünler arasında oldukça ön plandadır. Peki, Deodorantın Zararları Nelerdir? Meme kanserine etkisi: Uzun yıllar boyunca kullanılan deodorantlar, zamanla kadınlarda çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bunların başında kanser yer alıyor. Meme kanseri, kadınlarda uzun zaman deodorant kullanmanın sebep olduğu etkenlerden biridir. Kısacası, kullanımında aşırıya kaçmamak ve gerekli miktarları aşmamak gerekir. Deri hastalıkları riski: Terli vücuda sıkılan bu ürünler bazı kişilerde çeşitli deri hastalıklarına sebep olabiliyor. Özellikle mantar, deodorant kaynaklı oluşan deri hastalıklarının başında gelmektedir. Bu yüzden terliyken deodorant kullanılmamasında yarar vardır. Kullanılması gerekiyorsa, kıyafetlerin üzerine sıkılmalıdır. Özellikle ciltleri daha hassas olan kişilerin deodorantlardan daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz. Astım hastalarına etkisi: Astım, çağımızın yaygın olarak görülen hastalıklarından biridir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda astım vakalarına sıklıkla karşılaşılabiliyor. Astım hastalarının deodorant kullanmaları oldukça tehlikelidir. Hatta astım hastalarının deodorant sıkılmış olan bir ortamda olmaları, hastaların nefes darlığı çekmelerine ve ani gelişen astım krizlerine yol açabilir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu durum çok daha belirgin etkiler göstermekte ve daha ciddi durumların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Cilt kanserine etkisi: Bu ürünleri sıktıktan sonra güneşe çıkmak önemli cilt problemlerine neden olabilir. Çünkü; deodorant, güneş ışınları ile birleştiği zaman cilt üzerinde çeşitli alerjilere ve kızarıklara yol açıyor. Tüm bu etkenler de cilt kanserine yakalanma ihtimalini artırıyor. Deodorantların zararlı etkileri, sadece bireylerle sınırlı değildir. Dünyamıza, yani doğamıza da ciddi zararları vardır. Deodorantlar, içlerinde bulunan Klor (Cl) nedeniyle ozon tabakasını çözüyorlar. Deodorantların içeriğinde bulunan CFC gazı (Kloroflorokarbon) parçalanmıyor. Karşısına çıkan diğer moleküller ile birleşmeden atmosferde yükselebiliyor. Bozulmadan ozon tabakasına kadar çıkabildiği için de burada ozon moleküllerini parçalıyor. Peki bu CFC nedir? Haydi onu da öğrenelim: Kloroflorokarbon, Halokarbon Gazları sınıfına giren bir gazdır. O halde; daha genel kapsamda öğrenmemizde fayda var. Halokarbon Gazları: Bu gazlar, parfüm sanayindeki spreylerde ve soğutucularda kullanılarak atmosfere salınmaktadır. Atmosferin ozon tabakasındaki O3’ü, oksijene (O2) ve türevlerine dönüştürerek, ozon tabakasının incelmesine sebep olur. Böylece; Güneş’ten gelen ultraviyole ışınlarının (UV) büyük bir kısmını tutan ozon tabakası inceldiğinden, gereğinden daha fazla ultraviyole ışını Dünya’ya gelerek, canlılarda çeşitli zararlara ve yeryüzünde ısınmaya neden olmaktadırlar. Bu gazlar aynı zamanda, atmosfere yansıyan güneş ışınlarını tutarak da küresel ısınmaya neden olan gazlardır. NOT: Küresel ısınmaya neden olan diğer maddeleri ve bu maddelerin salınmasına neden olan diğer sebepleri merak edenler ve daha detaylı bilgi almak isteyenler, bu makaleden okuyabilirler.
  26. Bilgilendirme için teşekkürler, imla ve noktalama düzeltmeleri için metine ufak müdahaleler yaptık, bilginiz olsun :)
  27. ZATÜRRE Tıp litertüründe pnömoni olarak bilinen ve akciğerde doku iltihabına sebep olan Zatürre hastalığına Pnomokok (Streptococcus pneumoniae) adlı bakteri yol açmaktadır. Bu hastalığın etken mikroorganizmaları virüsler, bakteriler ve mantarlar; üst solunum yollarında enfeksiyon meydana getirirler. Ayrıca Rhinovirus, Coronavirus, İnfluenza, Adenovirus gibi mevsimsel soğuk algınlığı ve grip nedeni olan virüsler ile, özellikle çocuklarda bronşiolite sebep olan RSV (respiratuar sinsityal virüs) de zatürre etkeni olabilmektedir. Kış aylarında görülme sıklığı artan Zatürrenin belirtileri ateş, öksürük ve balgam olarak değerlendirilir. Tanı ve tedavide erken teşhisin önemli olduğunu vurgulayan Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve sağlık personelleri belirtilerin gözlemlendiği an bekletilmeden hastaneye teşhis için gidilmesi gerektiğinin altını çizmektedirler. Hastalığa sebep olan bir çok etmen yer alırken en çok gözlemlenen pnomokok bakterisine yönelik aşı çalışmaları mevcuttur. “Ateş, öksürük, balgam aksi ispatlanana kadar zatürredir, doktora gitmeyi gerektirir.” Muayeneden sonra, tanıyı kesinleştirmek ve tedaviye yön verebilmek adına · akciğer filmi, · bilgisayarlı tomografi, · kan tetkikleri, · balgam kültürü gibi tetkikler yapılmaktadır.. Zamanında doğru teşhis edilerek tedaviye başlanan zatürre hastalığına karşı · aşı ile koruma, · antibiyotik desteği, · yoğun bakım ünitelerinde solunum cihazları, araştırılıp, geliştirilmektedir. Toplumda en sık rastlanan bulgular ile karşılaşıldığında ihmal edilmemesi gerekmektedir. İhmal edilirse yüksek mortalite oranları gözlemlenebilir. Hastaneye erken gelmek çok önemlidir. Bireyler hastalık geçmişlerine bağlı olarak belirli risk gruplarında değerlendirilirler: · 65 yaş üstü ve Kronik Rahatsızlıkları Bulunan · Bağışıklık sistemi zayıf bireyler, · Diyabet Hastaları, · Böbrek Yetmezliği, · Kronik Obstrüktif Akciğer Hastaları (KOAH), · Kalp Yetmezliği · Kanser · AIDS · Steroid tedavisi görenler, · Dalak bulunmayan veya fonsiyonunu yitirmiş bireyler Bu sayede birey ayakta, hastaneye yatırılarak veya yoğun bakımda olacak şekilde tedavi şekli belirlenir. Zatürreye neden olan mikroorganizmalar değerlendirilerek en çok gözlemlenen bakteri pnomokok olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma uygun prosedür oluşturularak koruyuc aşı geliştirilmiştir. Bu bağlamda pnomokok bakterisi zatürre dışında kan beyin bariyerini aşarak menenjite neden olmaktadır. Belirtileri grip ve özellikle pandemic gündemimizde adını sıkça duyduğumuz koronavirüse benzemektedir. Bu nedenle bireyler hastaneye geç başvuru yaparak hastalığın ilerlemesine ve tedavide geikmeye neden olmaktadırlar. Enfeksiyon yakın temas ve kalabalık ortamlarda daha kolay yayılmaktadır. Birincil korunma yolu aşıdır. Bu süreçte tedbirli olmak çok önemlidir. Toplumdan ve sigaradan izole bir yaşam seçmek alınabilecek tedbirlerden sayılmaktadır. Ek olarak tanıdık önerilerine göre ilaç kullanımı son derece yanlıştır. Hastalığın ağırlaşmasına, semptomların çoğalmasına, dirençli mikroorganizmaların oluşmasına ve en önemlisi ölüme sebep olabilir. Doğru tanı ve tedavi için hastaneye gitmek gereklidir. GİZEM ONAR | Molecular Biology and Genetics BsC
  1. Daha fazla aktivite göster

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz. Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

Bilim Günlüğü internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Yer Sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

Yer Sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız buradan iletişime geçerek bildirebilirsiniz. 

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.

×
×
  • Yeni Oluştur...