-
İçerik sayısı
244 -
Katılım
-
Astronominin babası Galileo kimdir?
Bilimsel Videolar - Ekleyen: Bilim Forum,
Einstein, Darwin ve Galileo...
Hepsinin hikayesi farklı olsa da, ortak noktaları, herkesin onlara deli gözüyle bakmasıdır.
Ufkumuzu aydınlatan bilim insanlarından, bu haftaki konuğumuz Galileo Galilei!
İtalya’da büyük bir gerçeğin peşine düşen ve etrafındaki insanların deli muamelesi yapıp, güç sahiplerinin sansür uygulamasından ve tüm hayatını
bu savını savunma ve kanıtlama ihtiyacından dolayı harcamış olan isme yakından bakıcaz.
Bu Yol onun sonu olacak olsa da gözlemsel astronominin babası gibi bir unvana nasıl ulaştığına birlikte şahit olacağız.
Yıl 1564 İtalya'nın en parlak yıllarında dünyaya gelen astronom fizikçi bunların yanında Mühendislik felsefe ve matematik alanlarında dünyaya sayısız katkısı olan Galileo nun 15 ve 16 Yüzyıl'ı sonradan Rönesans olarak alınacak aydınlanma çağıdır.
Bu zamanda İtalya’da sanat, bilim, felsefe ve mimarlık alanında sayısız kaynak ve bilgi üretilip paylaşılıyordu.
Bu dönem aynı zamanda sosyolojik olarak da İtalya’nın Antik Yunan ile arasındaki kopan bağlarının yeniden tamiri ve yunan kaynaklarından gelen bilgilerin yeniden güncellemesinden kaynaklı bir gelişim çağıydı.
Bilim ve sanat insanlarının çalışmalar yaptığı, deneysel düşüncenin canlandığı ve hümanizmin temellerinin, matbaanın da bulunmasıyla geniş kitlelere kolayca aktarıldığı yıllardı.
Fakat hemen öyle kafanızdan pembe hayaller kurmayın!
Tabii ki insanın olduğu yerde iyilikler de var kötülükler de!
Avrupa kültürü bu dönemde şekillenirken çağdaş, özgürlükçü ve bilimselliğin yanında bir de kilise gibi diktatör ve her şeyin en iyisini ben bilirim diyen bir kurum da vardı!
İnsanların inancını yaşatması ve inandıkları dini doğru öğrenmelerini sağlaması dışında hiç bir işlevi olmamasını beklediğimiz kurum, tam tersine, insanların hayatlarına karışmayı, ne yazıp ne yazamayacakalarına karar verip sansürlüyor,
insanların üstünde egemen ve dokunulmaz bir güç olarak kalmaya çalışıyordu..
Galileo’yu ondan önce yaşamış diğer bilim insanlarından ayırt edebileceğimiz özelliği teorisyen olmamasıdır.
Ya da şans eseri bir takım buluşlara imza atmamıştır.
Gözlemleri, deneyleri ve tüm deney aletlerini kendisinin üretmesi onu üst düzey bir bilim insanı yapmaya yeter de artar.
Normalde Galileo gençlik yıllarında kilise eğitimi alıp rahip olmayı kafasına koymuşsa da babası onu Pisa Üniversitesine Tıp okumaya göndermişti.
Sorunsuz bir eğitimin ardından döneminin yükselişinden faydalanmıştır.
Fakat kendi isteğiyle daha eğlenceli bulduğu matematik ve doğa felsefesi okuması için babasını ikna etmiş ve bölüm değiştirmiştir.
“Matematikte olasılık ve zar oyunları üzerine düşünceler” yazısını yazmasıyla, olasılık bilimine katkısı ile, bilim yaşamı resmen başlamış oldu.
Hızını alamayan isim, termometrenin atası olan termoskopu keşfetmiş ve 1586'da kendi icat ettiği hidrostatik bir denge hakkında bir kitap yazarak bilim dünyasının dikkatini çekmiştir.
Galileo’nun astronomiye olan düşkünlüğü, matematik, geometri ve mühendislik yeteneğiyle oluşturduğu altyapısıyla daha da arttı.
Bu esnada, Hollanda’da 1608 yılında teleskop Hans Lippershey tarafından icat edilmiş olsa da, patent bekleyen bu icadın içeriğine ulaşan Galileo, bu teleskobu daha da geliştirerek kendi araştırmaları kullandı.
Bu teleskop ve yaptığı araştırmalar, ileride “astronomi biliminin babası” olarak anılmasını sağlayacaktı.
Muhtemelen bugün satın alabileceğiniz ucuz amatör bir teleskoptan daha iyi olmamasına rağmen Galileo'nun teleskobu onun inanılmaz keşifler yapmasını sağladı.
Keşifleri öylesine heyecan vericiydi ki bilim dünyasını alt üst etti.
Teleskobunu geceleri gökyüzüne odaklayan Galileo büyük bir şaşkınlığa düştü.
Örneğin samanyolu adı verilen devasa ‘bulutsu’ nun aslında daha önce kimsenin görmediği sayısız yıldızdan meydana geldiğini gördü.
Gözlemlerinden yola çıkarak yıldızların herkesin sandığı gibi sabit olmadıklarını, tam tersine sürekli hareket ettiklerini fark etti.
Hatta bazı yıldızların gökyüzünde meydana getirdikleri şekillerin, yani takım yıldızlarının haritalarını bile çıkarmıştı.
1610 yılında Jüpiter’i yakın takibine aldı. Jüpiter’in etrafında dolaşan ve açıklanamayacak bir şekilde hareket ettiğini düşündüğü objeler gördü.
Bunlar yıllar sonra daha modern teleskoplarla incelenip Jüpiter’in en büyük uyduları olduğu anlaşılacak, Galileo'nun şerefine Galileo uyduları olarak literatüre geçecek ve adları da: Io, Europa, Ganymede ve Callisto konulacaktı.
Galileo güneş lekelerini gözlemleyen ilk Avrupalıydı.
Ondan önce Kepler bilmeden de olsa görmüş fakat bunu güneşe en yakın gezegen olan Merkür sanmıştı.
Galileo, 1613 yılında Güneş’in üzerindeki bulut gibi görünen şeylerin lekeler olduğunu açıklayan çalışmasını yayınlamış ve bu çalışmaya papazlar şiddetle karşı çıkmıştır.
Kilise tarafından yargılanan ve kurul tarafından zorla doğru bildiği düşüncelerini reddetmek zorunda kalan Galileo, inandığı şeylerden vazgeçmese de, böyle yapmak zorunda bırakıldı.
Sonradan yayınladığı “İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar” adlı kitabı tekrar infial yaratmış, Kilise tarafından yargılanmasına sebep olmuş ve mahkeme onu 1633 yılında ömür boyu hapse mahkum etmiştir.
Bu kitapta Kopernik’in düşüncelerine, yani “dünya günde bir kez kendi etrafında, yılda bir kez de güneş etrafında dönüyor” tartışmalarına yer vermiştir.
Fakat bu kilise öğretisine tersti. Bu süreçte çalışmaları ve kitapları yasaklandı, gözleri görme yetisini kaybetmiş durumdaydı. Bilimin sadece kilisenin gücüyle yapıldığını, tüm yeniliklerin, tüm kainatın tek bilgi kaynağının dini kitaplarda olduğu düşüncesine karşı çıkıyordu.
78 yaşında, sanki bu dünyada değilmiş, sanki tüm o astronomi, matematik ve fizik alanında dünyaya büyük şeyler katmamış gibi öldü. Din adamlarının oluşturduğu mahkeme bir bilim insanını yargılıyordu ve doğru olan düşünceyi idam etmekten geri kalmıyordu.
Bu videoyu, 400 yıl evvelinden bunları düşünen, bu şartlarla 400 yıl boyunca bilimle uğraşan ve kendini sadece dünyayı daha aydınlatmak, geliştirmek için uğraşan tüm bilim insanlarına adıyoruz.
-
Bitcoin nedir?
Bilimsel Videolar - Ekleyen: Bilim Forum,
Bugün internette bir alışveriş yaptığınızda, ödemeniz önce bir banka ya da kredi kartı şirketine uğruyor,
fahiş komisyon ve işlem ücretleri kesilip, banka tarafından onaylandıktan sonra satıcıya gönderiliyor.
Yaptığınız ödemelerin muhasebe defteri sadece ve sadece bankanız tarafından tutuluyor
ve her koşulda önceden imzaladığınız onlarca sayfalık sözleşmeler yüzünden bankanıza 100% güvenmek zorunda kalıyorsunuz.
Yanlış bir işleme itiraz ettiğinizde, çözüme ancak haftalar, hatta aylar sonra ulaşıyorsunuz.
Daha kötüsü, yolda paranızın başına bir iş geldiğinde; paranıza erişemiyor ve paranızı kendi hatanız olmamasına rağmen kaybetme tehlikesiyle karşılaşıyorsunuz.
2008 yılında Satoshi Nakamoto ismini kullanan anonim bir programcı, bankalara ya da herhangi bir aracı kişiye ihtiyaç olmadan, kişiden kişiye direkt olarak yollanabilen, güvenli, hızlı ve düşük komisyonlu dijital para fikrini ortaya attı.
Bu fikir şu anki internet ödemelerinin bütün problemlerini çözüyordu ve kısa zaman içerisinde kabul görüp çok şey değiştirecekti...
Bitcoin, bir merkezi olmayan ilk dijital para birimidir. İnternetteki para transferlerini kolaylaştırmak ve şu anki problemlerini çözmek için icat edilmiştir.
Bitcoinler kişiden kişiye doğrudan gönderilir, bu işlem için bir aracı banka ya da şirkete ihtiyaç duymaz, bu da komisyon ve işlem masraflarınızın çok daha az olması demektir.
Ayrıca bitcoin alıp yollamak e-mail atmak kadar kolaydır.
Bitcoin sistemi güvenlidir; aldatılamaz, hacklenemez ve kapatılamaz.
Bitcoin hesabınız bankalar ya da hükümetler tarafından dondurulamaz.
Çünkü bir merkezi yoktur, hatta bitcoin’i icat eden Satoshi Nakamoto’nun gerçekte kim olduğu bile bilinmemektedir.
Bitcoin dünyadaki bütün ülkelerde geçerlidir, para çekim ve gönderim limiti yoktur ve istediğiniz her şeyi bitcoin ile satın alabilirsiniz.
Dünyada Türkiye dahil birçok ülkede dijital para borsaları bulunuyor, bu borsalar üzerinden bitcoin alıp, kendi kontrol ettiğiniz dijital cüzdanlarınıza aktarabilirsiniz.
Bitcoin sadece bir dijital paraysa, nasıl oluyor da kopyalanamıyor?
Çok iyi programcılar ya da hackerlar, bitcoinin kodunu çözüp, binlerce kopya yapıp milyoner olmuyorlar?
Öncelikle bilgisayarınızda bulunan resim, video ya da diğer dosyalar sadece birer veri yumağıdır.
Bu veri yumağını kopyaladığınızda, kopyaladığınız dosyanın birebir aynısını elde etmiş olursunuz.
Bitcoin ise sadece bir veri yumağı değildir.
Bitcoin’in sistemi aslında dev bir muhasebe defteridir, elektronik para olarak kullanılan Bitcoinin kendisi ise bu muhasebe defterinde bir girdidir.
Basitçe bir örnek vermek gerekirse;
Ahmet, Ayşe’ye 1 bitcoin yolladığında “Ahmet, Ayşe’ye 1 Bitcoin yolladı” şeklinde bir mesaj göndermiş oluyor.
Ahmet de, Ayşe de kriptografik bir imza ile bu mesajı imzalayıp kendi muhasebe defterlerine kaydediyorlar
ve bitcoin ağına “bakın biz bu işlemi yaptık” diye yayın yapıyorlar.
Diğer kullanıcılar da onaylarsa, Ahmet’in muhasebe defterinden 1 bitcoin düşülüp, Ayşe’ninkine 1 bitcoin ekleniyor.
Dünya üzerindeki bütün bitcoin kullanıcılarının bütün işlemleri, tıpkı Ayşe ve Ahmet’inki gibi bu devasa muhasebe defterinde tutuluyor.
Şeffaf bir muhasebe defteri olmasına rağmen kimliğiniz gizlidir, hangi cüzdana hangi kullanıcı erişti, IP adresi nedir gibi bilgiler tutulmaz.
Mahremiyetiniz ihlal edilemez.
Bu tek muhasebe defterinden oluşan sistem, bloklara bölünmüştür.
Bitcoin ağı ortalama 10 dakikada bir yeni blok üretir.
Her blok üretildiğinde, son 10 dakika içerisinde yapılmış bütün işlemler o bloğa yazılır ve o blok içinde muhafaza edilir.
Her blokta, o blok içerisindeki işlemlerin yanı sıra, blok ödülü olarak yeni üretilmiş 12.5 bitcoin ve çok zor bir matematik bilmecesi bulunur.
Blokları, zor bir matematik bilmecesi ile kilitlenmiş sanal bir hazine sandığı gibi düşünebiliriz.
Bu bilmeceyi çözebilmek için ise tek yol deneme yanılma yönetimidir..
Bu bilmeceyi çözen ilk kişi ise, bu hazine sandığının içindeki bitcoinlerin de sahibi olur.
Saniyede trilyonlarca tahminde bulunarak gizlenmiş bu sayıyı bulmaya çalışıp, bulmacayı çözmeye çalışan bu kişilere bitcoin madencisi denir.
Madencilerin bir diğer görevi de, blokların içerisindeki işlemlerin doğruluğunu kontrol etmektir.
Milyonlarca madenci, aynı anda aynı bloğun içerisindeki işlemleri onaylarlar ve içerisindeki bilmeceyi çözmeye çalışırlar,
bilmeceyi bir kişi çözüp ödülü alır fakat işlemleri milyonlarca madenci onaylamış olur.
Hile yapmaya çalışanların onayladığı işlemler görmezden gelinir.
Madenciler, bilmeceyi çözdükten sonra, bloğun içerisindeki işlemleri kontrol edip herhangi bir hata yok ise, hemen bir sonraki bloğa geçerler.
Geçmeden önce bir önceki bloğun bilmecesinin çözümünü, tarih ve rastgele bir sayı ile birleştirip, SHA256 imza algoritmasıyla imzalayıp, bir sonraki bloğa eklerler.
Bu da bi sonraki bloktaki bilmece olacaktır.
Bir sonraki blokta, madenciler deneme yanılma yöntemi ile SHA256 ile gizlenmiş bu mesajı çözmeye çalışacaklardır.
SHA256 kriptografik bir imzadır.
Tek yönlüdür ve herhangi bir mesajı 256bit’lik bir yazıya dönüştürür.
Şu şekilde çalışır.
Algoritmanın kendisinin kırılması şu anki teknoloji ile imkansızdır.
Aslında imkansız demek çok doğru olmaz, kırmak sadece deneme yanılma yöntemi ile mümkündür
fakat sadece tek bir harften oluşan bir mesajı bile kırmak binlerce yıl sürecektir.
O kadar güvenlidir ki, dünyadaki bütün web siteleri, güvenlik için bu algoritmayı kullanırlar.
Tarayıcınızda HTTPS kullanan herhangi bir sitenin adresinin yanındaki kilit işaretine tıklayıp güvenlik sertifikasına baktığınızda bu algoritmayı kullandığını göreceksiniz.
Madem bu kadar güvenli, madenciler nasıl oluyor da bu SHA256 algoritmasıyla imzalanmış bilmeceyi çözebiliyor diyeceksiniz.
Basitçe anlatırsak; Bitcoin ağı bu bilmeceyi daha kolay çözülebilmesi için çok çok daha basitleştiriyor.
Bitcoin ağı içerisindeki madencilerin o anki işlemci gücünü hesaplayıp bu bilmeceyi ortalama 10 dakika içerisinde çözülebilecek basitliğe indiriyor.
Otomatik olarak ağın içerisinde çok madenci ve işlemci gücü varsa, bilmece zorlaşıyor, az madenci varsa da basitleşiyor.
Elinde sonunda otomatik olarak bilmeceyi ortalama 10 dakika içerisinde çözülebilecek basitliğe getiriyor.
Bu otomatik olarak ayarlanan zorluk ayarına, “Mining Difficulty” yani “Zorluk Derecesi” deniyor.
Ağdaki bütün işlemci gücünün tamamına ise “Hash Rate” ismi veriliyor.
Madencilerin kazandığı blok ödülleri de yeni üretilmiş bitcoinler olmuş oluyor.
Yeni bitcoin üretmenin başka hiçbir yolu yoktur.
Yani madenciler olmazsa bitcoin sistemi de var olamaz.
Madenciler işlemci güçleri vasıtasıyla bitcoin ağının işlemlerini onaylıyorlar ve daha güvenli hale getiriyorlar.
Ağ üzerinde ne kadar madenci varsa, ağ o kadar güvenli oluyor, çünkü yapılan bitcoin transferleri daha fazla madenci tarafından kontrol edilmiş oluyor.
“Ne kadar iş gücü - o kadar güvenlik ve stabilite” prensibiyle çalışan bu sistemin kendisine ise “Proof of Work (POW)” denir
Bu terimleri de öğrendiğimize göre, sistemin nasıl işlediğine geri dönelim, Nerede kalmıştık?
Bloğun içerisindeki ödülü kazanan madenci, bloğun içindeki işlemleri doğrulamış, bilmecenin çözümünü, tarih ve rastgele bir sayı ile birleştirip, SHA256 imza algoritmasıyla imzalayıp bir sonraki bloğa eklemişti.
Ve bu, bir sonraki bloğun bilmecesi olacaktı.
Yani her yeni blokta, önceki bloğun verisi de buluyor.
Bundan dolayı, 2009’da üretilmiş ilk blok ile bugün üretilen son blok birbirine adeta bir zincir gibi bağlıdır.
Yeni bloklar da bu zincire eklenen yeni halkalar olacaktır.
Demir zincir gibi birbirine bağlanmış bu bloklara “blockchain” yani “blokzincir” ismi verilmiştir.
Hile yapmak isteyen bir kişinin blokzincirdeki önceden onaylanmış bir bloğu değiştirebilmesi için, blok ve sonrasındaki şimdiye kadar üretilmiş bütün blokların bilmecelerini herkesten önce çözüp bunu devam ettirebilmesi gerekir.
Bunu yapabilmenin tek yolu ise, şu an aktif çalışan milyonlarca madencinin işlem gücünden daha fazla işlem gücüne sahip olmaktır.
Teoride mümkündür fakat pratikte imkansızdır.
İcat edildiği 2009 yılından itibaren dünyadaki gelmiş geçmiş bütün bitcoin ödemeleri bu blokzincir içerisinde herkese açık bir şekilde tutulur.
Örneğin; 2010 yılında arkadaşınıza yolladığınız 0.01 bitcoin’in bile önceden nereden geldiği, sonrasında hangi kullanıcılara gittiği ve şu an hangi adreste olduğu bile blockchain üzerinde herkes tarafından görülebilir.
Bu kayıtlar değiştirilemez ve manipüle edilemez.
Sistem bu şekilde çalışıyor, çok fazla teknik konulara girmeden anlatmaya çalıştık.
Peki hemen nasıl kullanmaya başlayabiliriz?
Öncelikle online bir cüzdana ihtiyacınız var: videomuzun açıklama kısmında, güvenli ve en çok tercih edilen bitcoin cüzdanlarının adreslerini bulabilirsiniz.
Bitcoin sisteminde, IOS, Android, Mac ve Windows da dahil olmak üzere neredeyse her işletim sistemi için bir online cüzdan mevcuttur.
Kendinize uygun olan cüzdanı cep telefonunuza veya bilgisayarınıza kurduktan sonra, elinizde bir “public key” ve bir “private key” olacaktır.
Public key, cüzdanınızın blockchain üzerindeki adresidir.
Bitcoin ağı üzerindeki rumuzunuz gibi düşünebilirsiniz.
Genelde public key yerine “bitcoin adresi” olarak adlandırılır.
Birisi size “Bitcoin adresin ne?" diye sorduğunda aslında cüzdanınızın public key’ini kastediyordur.
Kafa karışıklığını önlemek adına biz de bundan sonra “Bitcoin adresi” olarak adlandıracağız.
Bitcoin adresinizi bir kez yarattıktan sonra istediğiniz cihazdan “private key” iniz vasıtasıyla ulaşabilirsiniz.
“Private Key” iniz aslında cüzdanınıza ulaşabilmeniz için gizli bir anahtardır.
Ama kesinlikle kaybetmemeniz ve başkasına söylememeniz gerekiyor, çünkü Private Key’inizi bilen bir kişi aslında sizin bitcoinlerinizin de sahibi olur.
Online olarak saklamanızı da tavsiye etmiyoruz, aslında bir kağıda yazıp güvenli bir kasada tutmanız en güvenli yol olacaktır.
Cüzdanımızı da kurduğumuza göre geriye bitcoin satın almak kalıyor.
Türkiye de dahil dünyanın çeşitli yerlerinde, bir çok bitcoin borsası bulunmaktadır.
Bu borsalarda banka havalesi ya da kredi kartı yöntemiyle kolay bir şekilde bitcoin satın alabilirsiniz.
Borsaları bitcoin satan e-ticaret siteleri gibi düşünebilirsiniz.
En güvenilir ve bizim de kullandığımız borsaların linklerini videomuzun açıklama kısmında bulabilirsiniz.
Bu borsalardan bitcoin aldıktan sonra hemen önemli bir not geçelim; Bitcoin'lerinizi satın aldıktan sonra kendi cüzdanınıza göndermeyi unutmayın.
Borsanın içerisinde de bir bitcoin adresiniz olup, bu adres üzerinden de bitcoin alıp-yollayabilirsiniz, bir çok kullanıcı çok pratik olduğu için bu yöntemi tercih ediyor,
fakat unutmayın ki borsa üzerinden kullandığınız adresin private key’i o borsaya aittir.
Yani borsada tuttuğunuz bitcoinler aslında sizin değildir.
Bitcoinin ana amacı bankaları ve aracı kişileri aradan kaldırıp, kişiden kişiye ödemeler yapabilmektir.
Borsalar da bu durumda aracı kişiler olmuş oluyor.
Borsadan bitcoin satın alıp kendi cüzdanımıza yolladığımıza göre en zor kısmı hallettik, gerisi email yada bir mesajlaşma uygulaması kullanmak kadar basit.
Bitcoin yollamak istediğimiz kişinin bitcoin adresini ve göndereceğimiz tutarı ilgili alanlara yazıyoruz ve gönder tuşuna basıyoruz.
Bu kadar!
Artık dünya üzerinde istediğiniz kişiye ve ülkeye, hiçbir kuruma ve kişiye bağlı olmadan, istediğiniz zaman, istediğiniz miktarda para yollayabilirsiniz.
Bitcoin, kişilerin, kurumların ve hükümetlerin yönetimine ihtiyaç duymayan, enflasyonu olmayan bir para birimidir.
Transferler çok hızlı ve işlem ücretleri düşüktür.
Dakikalar içerisinde dünyanın herhangi bir yerine istediğiniz miktarda bitcoin yollayabilirsiniz.
İnterneti olan her insan bitcoin’e erişebilir ve kendi kendisinin bankası olabilir.
Devletlerin merkez bankaları, karşılığı olmadan, istediği zaman piyasaya para pompalayabilir.
Bu da paranızın giderek değersizleştiği anlamına gelir.
Bitcoin’de ise durum tam tersidir, toplam bitcoin miktarı sınırlıdır, enflasyondan etkilenmez,
para politikası, kaynak kodu içerisinde belirlenmiştir.
Şu an için ortalama her 10 dakikada bir 12.5 bitcoin üretilmektedir ve her 210.000 blokta bir bu rakam yarı yarıya düşmektedir.
Buna “Halving” yani “Yarılanma” denir.
Yani bir sonraki yarılanma olduğunda blok ödülü 6.25 bitcoine düşecektir.
Bir sonraki en yakın yarılanma 14 Mayıs 2020’de olacaktır.
Üretilecek bitcoin sayısı ise programsal olarak sınırlanmıştır, üretilmiş ve üretilecek olan bitcoinlerin toplamı tam tamına 21 milyondur.
Bütün bu avantajlarıyla bitcoin bakalım geleceğin dünya parası olabilecek mi?
Şu anki haliyle bile, dünya üzerindeki bütün ülkelerde istediğiniz her şeyi satın alabilirsiniz.
Fakat teknolojisi henüz dünya nüfusunu kaldırabilecek ve bir dünya parası olabilecek yeterlilikte değil.
Büyük bir devrim olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Bitcoin’in ve blockchain teknolojisinin şu anki halini Internetin ilk yıllarına benzetebiliriz.
O zamanların en iyi tarayıcısı Netscape, en büyük arama motoru Altavista ve en büyük sitesi America Online(AOL)’dı.
Yıllar boyu tahtlarını korumalarına rağmen şimdi tarih oldular.
Bi 20 yıl sonra ise dünya üzerinde tüm ülkelerde geçerli olacak para Amerikan Doları değil, kesinlikle bir kriptopara olacaktır.
Bakalım bu yarışı ilk kriptopara olan bitcoin mi kazanacak, yoksa daha sonra yarışa dahil olan rakiplerinden biri mi?
-
Beyin nasıl çalışır?
Bilimsel Videolar - Ekleyen: Bilim Forum,
İnsanlar ortalama ağırlığı 1300 gram ila 1800 gram arasında olan ve bilgisayarın çalışma prensibine benzeyen bir organla yaşıyor.
Yapmak istediklerimizi, uygun organ ve uzuvlara geri göndererek insanı insan yapan en değerli organımız.
Fakat bu bilgisayarın yapısı hala o kadar karmaşık ki, ağlamamız, gülmemiz ve kendi kendini geliştiren yapısıyla diğer bilgisayarlardan ve canlıların beyinlerinden biraz farklı çalışıyor.
Nasıl mı? Gelin birlikte bakalım…
Kabaca beynimiz NEREDEYSE 2 yumruktan biraz daha büyük, görsel olarak cevize benzer ve 100 milyara yakın nörondan oluşur.
Bu hücreler ve omurilik sayesinde merkezi sinir sistemini kontrol eder.
Çevresel sinir sistemini kontrol eden insan beyni hemen hemen her şeyi bu şekilde kontrol eder.
Kalp atışımızı denetler, nefes almamızı ve sindirim sistemini yönetir, düşünme, mantık ve soyutlama gibi karmaşık zihinsel eylemleri de yine beynimiz yapar.
Beynimizi oluşturan ana yapılar 3 bölümden oluşur.
Bunlardan ilki Beyin sapı, omuriliğin tepesini çevreleyen bölgededir.
Bu bölge nefes alıp vermemizi, tehlike sinyalleri aldığında aktive olmak üzere reflekslerimizi kontrol eden bölgedir.
İlginç isimli Limbik sistemimiz, beyin sapını çevreler ve beynin en duygusal yapısıdır.
Bir diğer görevi ise beynimize kaydettiğimiz hatıraları düzenlemektir.
Bu yüzden kendisi çok aktif çalışır ve hayatımıza etki eden olayları yorumlamamıza, duygusal bağ kurduğumuz hikaye ve kişileri hatırlamamıza sebep olur.
Gelelim bizi asıl özel kılan bölgeye: Neokorteks’e.
Neokorteks beynin düşünce merkezidir.
Görme, işitme, konuşma, üretme, ve düşünceyi yorumlama gibi hayati öneme sahip işlevleri yerine getirir.
Bunları yaparken bir yandan yerine getirdiği bir başka inanılmaz işlev ise, az önce saydığımız konuşma, işitme ve görme gibi eylemlerin hepsini ayrı olarak işlemesi ve hızlı bir biçimde çözüm üretebilmesidir.
Öncelikle beyin tıpkı diğer organlarımız gibi değerleri iyi dengelenmiş, sağlıklı bir kana ihtiyaç duyar.
Oksijen ve glikoz, beynin en çok ihtiyaç duyduğu besin kaynağıdır.
Bunu dört atardamar sayesinde sağlar.
Beyin bu besinini kılcal damarlar sayesinde tüm bölgelere eşit olarak dağıtır.
Ve tüm sistemi sürekli kullanmamız için hazır tutar.
Yani beynimizin yüzde kaçı çalışıyor gibi sıradan bir sorunun cevabını da böylece verelim.
Beyin hiç durmaksızın aralıksız çalışır.
Beynin nasıl çalıştığını anlamak için gelin küçük bir örnek verelim: Beynimizi ayak bastığımız dünyamız olarak düşünün.
Ve bu dünyaya tam 100 milyar insan koyun ki, şu an dünyada sadece 7.7 milyar civarı kişiyiz.
Tüm bu insanların aynı anda ve sürekli internete girip konuştuklarını, paylaştıklarını, videolar gönderdiğini hayal edin?
Bu manyetik ağı da kan akışımız olarak düşünebiliriz.
Trilyonlarca işlemin aynı anda tüm ağı çalıştırmak için sürekli çalıştığını hayal edin. İnanılmaz bir durum değil mi?
Peki bunu ne sağlıyor? Bunu anlatmamız için gelin sizi anne karnında yaşayan minik bir dostumuzun tıpkı hepimizin gibi yaşadığı hikayesini anlatalım.
Beynin oluşumu ve nasıl çalıştığını daha iyi anlamak için; hamileliğin 4. haftasında beynin en hızlı geliştiği zamana gidelim.
Mucizevi çalışkanlığa ve hiç bitmeyen enerjiye sahip nöronlarımızdan bahsedelim.
4.hafta başlangıcında dakikada 500 bin nöron üreten vücudumuz, bu en uzun ömürlü hücreyi bizlere bol bol üretmektedir.
Ama onlar bile tek başlarına bütün bu yükü kaldıramazlar.
Glial'ler kaygan lifler oluşturarak , uzun yollar inşa ederler.
Bu kurulan yollar nöronların harekete geçmesiyle anne karnında bulunan bizleri 6. ayımızda neredeyse tüm gelişimini tamamlamış olarak hazırlar.
Yani beyin, şimdiki bildiğimiz beyin şeklini alır ve yetişkin bir insan olana kadar gelişimini devam ettirir.
Peki beynimiz optimal gelişmişlik düzeyine geldikten sonra etrafımızda olup bitenleri nasıl çözümler?
Videonun başında da belirttiğimiz gibi, bunu çevresel sinir sistemi olarak adlandırdığımız omurilikteki 1 milyar nöron sayesinde yapar.
Bu büyük sistemi incelemeye hücrelerle devam edelim.
Her biri milimetrenin 200'de 1'i boyutundaki mikroskobik hücrelerdir
Bu çok ama çok küçük kahramanlar bir araya gelerek bir sürü işlem yaparlar ve beyin aritmetiğinde nöronlara destek olurlar.
Bu hücrelerin zarları üzerinde kendilerine ulaşan bilgileri almak için antenler bulunur.
Elektriksel uyarı olarak dilimize çevirdiğimiz bu dendritlerin bağlı oldukları ana gövde ve aldıkları bilgiyi yayan akson diye nitelendirdiğimiz vericileri, yani bilgiyi yayan santralleri vardır.
Bu aksonların gözle görülmeyecek hünerleri mevcuttur.
Antenler dendritden aldıkları mesajı akson'a iletirler, akson kanallarında ise bilginin dağıtımını yapacak ve diğer hücreleri harekete geçirecek keselerle yaparlar
Bu keselerin görevi ise elektrik sinyali ile gelen bilgiyi, kimyasal sinyale çevirerek diğer tüm hücreleri bilgilendirmektir.
Bunlara ise Nörotransmitter adı verilir.
Beyin bu denli karmaşık ve hala yapılacak deneylerle açıklanmaya muhtaç gizemli bir organdır.
%75'i sudan meydana gelen bu yapıdaki nöronlar yaklaşık 400km/saat hızla hareket ederek bu yapıyı sürekli açık tutmak için çabalarlar.
İlerleyen yıllarda yapacağımız deney ve araştırmalar eminiz ki bizleri daha çok şaşırtacak bi çok bilinmeyeni açıklayacaklardır.
Şimdilik üzerinden daha çok deney ve çalışma yapılsa da bildiklerimizin hepsi bu.
Bizi yönlendiren, duygularımıza hakim olan beyin, bizi diğer canlılardan farklı kılan yegane organımızdır.
Konunun başında da söylediğimiz gibi, beyninizin yüzde kaçını kullanıyorsunuz gibi sorulara kesinlikle aldırış etmeyin.
Çünkü beyin aynı kaslarımız gibi, yeterli derecede egzersiz ve sağlıklı bilgilerle zamanla kendini geliştirebilen bir organdır.
Bu yüzden Einstein beyninin yüzde kaçını kullanıyormuş gibi soruları bir kenara bırakıp onu eğitin, geliştirin ve gelişin.
-
Güneşimizin 10 yıllık mazisi
Bilimsel Videolar - Ekleyen: Bilim Forum,
Nasa yine en iyi bildiği işi yaparak bizleri heyecanlandırmış görünüyor.
Güneşimizin aktivitesini 10 yıl boyunca kayıt altına alan Nasa çalışanları, 61 dakikalık keyifli bir video ile bizlere şahane bir görsel şölen aktardılar. İlham verici bu görüntüler, Solar Dynamics Observatory (SDO) uzay aracı tarafından 10 yıldan fazla süreyle kaydedildi.
Heyecan verici olan ise, her bir saniyenin, Güneş sistemimizin merkezinde bir güne denk geliyor olmasıdır.
Buyrun birlikte izleyelim!
