Jump to content

Cenk Önsoy

Bilim Üyesi
  • İçerik sayısı

    47
  • Katılım

Topluluk Puanı

0 Standart Seviye

1 Takipçi

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. Geçmiş çağlarda öz yağların kullanımı, ekstraksiyon gibi yöntemlerle elde edilen saf bitkisel kokulu yağlar; yani işin özü alternatif bir çözüm olabilir. Tabi maliyet faktörünü elimine edebilmenin bir yolu olmadığı için alternatif ancak zararlı yöntemler daha yaygın kullanılıyor..
  2. Bilgilendirme için teşekkürler, imla ve noktalama düzeltmeleri için metine ufak müdahaleler yaptık, bilginiz olsun :)
  3. Beyin hücreleri yaşam boyunca daima bir kayıt işlemi içerisinde ve öğrenme isteğindedir. Bunlar bazen önemsiz olsa bile beynimiz bunları kaydeder . Peki o öğrenilen, kaydedilen şeyler beynimizden nasıl olur da uçar gider? Sinaps Nedir? Sinaps, nöronların (sinir hücrelerinin) diğer nöronlara ya da kas, salgı bezleri gibi nöron olmayan hücrelere mesaj iletilmesini sağlayan özelleşmiş bağlantı noktaları olarak nitelendirilir.Ayrıca sinapslara sinirsel dürtünün bir nörondan diğerine geçtiği nokta da diyebiliriz. Yani sinapsları bir şeye benzetecek olursak, onlar kafamızın içindeki küçük kavşaklar olabilirler. Sinaptik budama nedir? Sinaptik budama, beyinde erken çocukluk ile yetişkinlik arasında gerçekleşen doğal bir süreçtir. Doğanın sinir sistemleri oluşturmak için kullandığı büyük stratejilerden ; nöronlar, aksonlar ve sinapslar gibi sinirsel elementlerin fazla üretilmesi ve ardından fazlalıkların yok edilmesidir. Bu sistem olmasaydı biyolojik olarak oldukça maliyeti fazla olan hücrelerimiz arası haberleşme mekanizması gereği olmayan birçok bağlantı içinde hayatımız boyunca çalıştırmak zorunda kalacaktık ve neticeye baktığımız zaman zihinsel verimimiz bugün olduğu kadar yüksek ve iyi olmayacaktı. Sinaptik budama ne zaman gerçekleşir? Sinapsların miktarı ve yoğunluğu ,erken yaşlarda hızla artar.Sinaptik budama zamanlaması beyin bölgesine göre değişir. Bazı sinaptik budama gelişimde çok erken başlar, zaman zaman geç olabilir ancak en hızlı budama yapılan dönem kabaca 2 ila 16 yaşları arasındadır. Dönemlere göre sinaptik budama Erken embriyonik evre [2 Yıl] Embriyoda beyin gelişimi, gebe kaldıktan sadece birkaç hafta sonra başlar. Hamileliğin yedinci ayında fetüs kendi beyin dalgalarını yaymaya başlar. Bu süre zarfında beyin tarafından yeni nöronlar ve sinapslar çok yüksek oranda oluşur.Yaşamın ilk yılında, bir bebeğin beynindeki sinapsların sayısı on kattan fazla artar. 2 veya 3 yaşındayken, bir bebekte nöron başına yaklaşık 15.000 sinaps bulunur .Beynin (vizyondan sorumlu kısım) görsel korteksinde, sinaps üretimi yaklaşık 8 aylıkken doruğa ulaşır. Bebeklik döneminde, beyin oldukça büyük miktarda büyüme yaşar. Erken beyin gelişimi sırasında nöronlar arasında sinaps oluşumu patlaması vardır. Buna “sinaptogenez” denir. Sinaptogenez’in bu hızlı dönemi; öğrenme, hafıza oluşumu gibi hayati bir rol oynar. Yaklaşık 2-3 yaşlarında, sinapsların sayısı en yüksek seviyeye çıkar. Fakat çok kısa bir zaman sonra bu sinaptik büyüme periyodundan, beyin artık ihtiyaç duymadığı sinapsları çıkarmaya başlar. Gençlik Çağı [Ergenlik Dönemi] Sinaptik budama ergenlik döneminde devam eder, ancak eskisi kadar hızlı değildir. Toplam sinaps sayısı dengelenmeye başlar.Araştırmacılar bir zamanlar beynin erken ergenlik dönemine kadar sadece sinapoz budadığını düşünürken, son gelişmeler geç ergenlik döneminde ikinci bir budama dönemi keşfetti. Erken yetişkinlik Yeni araştırmalara göre, sinaptik budama aslında yetişkinliğin erken dönemlerinde devam etmekte ve 20’li yılların sonlarında bir süre durmaktadır.İlginç bir şekilde, bu süre zarfında budama çoğunlukla beynin karar verme süreçlerinde, kişilik gelişiminde ve eleştirel düşüncede yoğun olarak yer alan beyin prefontal korteksinde gerçekleşir. Peki neye göre budar? Bu gizem daha yeni yeni çözülüyor. Araştırmacıların dediğine göre, daha az kullanılan sinaptik bağlantılar, “C1q” adını taşıyan bir protein tarafından belirleniyor. Mikroglial hücreleri de bu belirlenen sinapsı tespit ettiklerinde, bu proteini bağlayıp, o sinapsı yok ediyorlar ya da buduyorlar. Beyin bir sinaps oluşturduğunda, güçlendirilebilir veya zayıflatılabilir. Bu, sinapsın ne sıklıkla kullanıldığına bağlıdır. Başka bir deyişle, süreç “onu kullan ya da kaybet” ilkesini izler: Daha aktif olan sinapslar güçlendirilir ve daha az aktif olan sinapslar zayıflar ve sonuçta budanır. Bu süre zarfında alakasız sinapsların çıkarılması işlemi, sinaptik budama olarak adlandırılır. Bunun için her ne yaparsanız yapın, ne öğrenirseniz öğrenin özellikle tekrarlayın. Zaten biliyoruz ki bir alanda ya da işte ne kadar fazla denersek ve tekrarlarsak, o işte o kadar gelişiriz. Bunun sayesinde “Pratik mükemmelleştirir.” sözünü gayet iyi bir şekilde anlar ve ne derece doğru olduğunu görürüz. Blog bölümünde M. Furkan Öksüz tarafından kaleme alınmıştır.
  4. Stephen King’in efsaneleşmesini sağlayacak olan kıvılcımı yakan kişi bir kadındı. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş arayışına çıkan Stephen, yerleşkesine yakın bir yer olan Hampden‘da İngilizce öğretmenliği yapmaya başlamıştı. Gündüzleri kasabadaki çocukları eğitirken geceleri de eşi Bayan Tabitha ile vakit geçiriyordu, pek tabii zihninden kağıt parçalarına dökülmek için can atan öykülere kısa da olsa ayıracak vakti vardı. İngilizce öğretmenliği Stephen için bir sorundu, çünkü yazmak için ayırması gereken vaktinin hep kısa olması kendisini huzursuz ediyordu. Okulda önceden yaşanılan bir olay hakkında kafasında oluşan fikir Stephen‘in Carrie‘yi kaleme almasına sebep oldu. Hikayenin ilk taslağının üç sayfasını hazırladı fakat okuduktan sonra tiksinmişti ve parçalara ayırıp çöpe attı. Bunun dört sebebini ”Yazma Sanatı” adlı kitabında açıklayan Stephen King şöyle anlatıyor: Ertesi günün akşamı okuldan eve döndüğünde; kendisini ellerinde tuttuğu, sigara külleriyle kirlenmiş, rengi parça parça grileşmiş, kırış kırış şekilde birleştirilmiş kağıt parçalarıyla bekleyen kişi Bayan Tabitha’ydı. Kendisinin tiksinerek yırttığı sayfaları Bayan Tabitha tek tek birleştirip okumuş ve hikayenin geri kalanını öğrenmek istediğini söylemişti. Stephen King‘in liseli kızlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum diye yakarmasına karşılık Bayan Tabitha, tebessümle King‘in gözlerine bakarak ona yardım edebileceğini söylemişti. Stephen King ve Tabitha King Bayan Tabitha‘nın ısrarı sonucunda yazmaya devam ettiği romanı “Carrie” 5 Nisan 1974 yılında yaklaşık 30.000 kopya olarak basıldı. 43 yaşında olan bu eserin son film uyarlaması ise 2013 yılındaydı ve dünya çapında $84 Milyon dolar hasılata ulaştı. Romanlarını kurgularken izlediği yol 2013 Yılında UMAS LOWELL‘da konferansa katılan Stephen King meslektaşı ve yakın bir arkadaşı olan John Irving‘in şu sözüne atıfta bulunuyor : “Bir kitabı yazmaya başladığımda, ilk önce o kitabın son cümlesini yazarım.” Umas Lowell konferansından bir kare. Ardından bunun kendisi için eğlenceyi tamamen mahvetmek anlamına geldiğini söylüyor. Kendi izlediği yolu ise şu şekilde anlatıyor: “Ben küçük fikirlerle başlıyorum, farklı yerlerden gelen küçük fikirler. Bazen kalıyorlar ve o fikirlerle farklı şeyler yapıyorsun. Bazen de uçup gidiyorlar. Ama asıl düşünce şu; bir fikirle yola çıkıp onunla başlangıç yapıyorsunuz, fikirlerinizin karakterlerdeki etkilerini gördüğünüzde ise yeni şeyler keşfederek bundan zevk almaya başlıyorsunuz.” Bildiğiniz üzere Stephen King romanlarını kaleme alırken aynı zamanda hikayenin gidişatını düşünüyor, heyecanını ve yazarkenki şevkini kaybetmemek için kendi kurguladığı hikayesine kapılar açıyor ve her birinden olmasa da bazılarından gelen davetleri değerlendirerek devam ediyor yolculuğuna, böylelikle akıcı olmanın kilit noktasını buluyor. Bangor Daily News‘a verdiği röportajda Korku Ağı romanını yazarken işlerin nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor: “O hikayeye başladığımda kendi kendime Dracula’daki gibi iyilerin kazanmasını düşlemedim. İyi adamlar kaybedecek, sonunda da herkes vampire dönüşecekti. Ancak böyle olmadı. Çünkü kitapla birlikte ilerliyorsunuz ve bu hikayeyi gitmek istemediğim daha karanlık yerlere götürdü. Hikaye büyük ve güçlü bir makineye dönüşebilir ve bunu fark edemezsiniz.” Kurgu hakkındaki en sevdiği tanım ise ABD’li Roman Yazarı Dr.Thomas Williams‘a aittir. “Williams roman yazmayı boş, karanlık bir ovada kamp ateşi yakmaya benzetir. Karakterlerse karanlığın içinden ellerinde odun yığınlarıyla teker teker çıkarlar ve bu odunları ateşe atarlar, ateş sönmeden önce kendilerini çok şanslı hissederler. Tüm karakterler ateşin etrafında ısınmak için dikilirler.” Kendisi için de roman yazmanın böyle bir şey olduğunu dile getiriyor. “Bu denli efsaneleşmesinin sebebi gerçekten sadece hikaye ile beraber gidip o anki fikirlerini yazıya dökmesi mi? Bu tamamen saçmalık.” Diyecek olanlarınız vardır elbette. Eğer bana soracak olursanız, kesinlikle buna katılmayacağımdan emin olabilirsiniz. Gariptir ki aynı şeyleri hissediyorum, şu şekilde açıklayayım: İnteraktif bir filmin içine atılmışsınız gibi düşünün, yaşayacağınız şeylerin tamamı filmi izleyen kişinin seçimleriyle gerçekleşecek. Bu sizi korkudan öldürebilir, heyecandan tir tir titretebilir. Fakat filmi izleyen ve seçimleri yapan kişinin tek düşüncesi sonraki adımda ne olacağıdır. Hikaye ile beraber yazmak işte tam olarak böyle bir şey, karakterlerinize kaleminizin ucundan sayfanıza düşen mürekkep ile can veriyorsunuz ve sonunun nereye gideceğini siz bile kestiremiyorsunuz. Kullanmış olduğu ve önerdiği teknikler 1. Gerçeği Anlat : Stephen King‘e göre gerçek hayatta yaşadığımız olaylardan alınan parçaların yazıya dökülmesi okuyucuyu etkilemek için yeterli olacaktır. (Carrie, Hayvan Mezarlığı, Kujo… gibi bir çok romanı yaşadığı olaylar üzerinden yazılan romanlardır.) 2. Kısa cümleler işe yararken uzun cümlelere ihtiyacımız var mı?: Tabiri caizse dallandırıp budaklandırmak. Gereksiz yerlerde fazla kelimeler israf ederek kurduğumuz cümleler. Stephen King bu konu için, ”Ev hayvanınıza akşam kıyafetleri giydirmek gibi’‘ benzetmesini yakıştırıyor. 3. Tek cümlelik paragraflar kurun: Stephen King kurgunun amacının dil bilgisi doğruluğundan ziyade okuyucunun hoşuna gideceği bir hikaye sunmak olduğunu düşünüyor, bu da akıcı olmayı beraberinde getiriyor. King‘e göre tek cümlelik paragraf kurmak yazmaktan çok konuşmaya benziyor ve bunun iyi bir şey olduğunu söylüyor. “Yazmak baştan çıkarıcıdır, iyi konuşmak ise baştan çıkarmanın bir parçasıdır. Eğer öyle değilse neden birçok çift akşam yemeğinden sonra soluğu yatakta alıyor?.” Sanırım bu soruya cevap veremeyeceğiz Bay King teşekkürler… 4. İdeal okuyucularınız için yaz: İdeal okuyucularınız için kalemi elinize alın: Bu noktada Stephen King bir şeylerini yazarken ideal okuyucularını düşündüğünü söylüyor, “Bu bölümü okuduğunda ne düşünecek?” diye merak ettiğini söylüyor. Kendi ideal okuyucusu Bayan Tabitha imiş… 5. Çok çok ve çok oku: Stephen King‘in söylemine göre yazacak bir şeyiniz yoksa hiçbir şey okumuyorsunuzdur. Kendisi uzun bekleme odalarında, tiyatro lobilerinde, sıkış tepiş sıra kuyruklarında kitap okuduğunu anlatıyor. 6. Her seferinde tek kelime yaz: Bir röportajında sunucu Stephen King‘e nasıl yazdığını sormuş. Cevabı ise “Her seferinde bir kelime.” olan Stephen King‘in şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalışıp uzun süre cevapsız kalan bu sunucuyu anlatırken Bay King, şaka yapmadığını söylüyor. 7. Her gün yaz: Stephen King‘in bu önerisini dikkate almak gerekli diye düşünüyorum, kendisi gerçek anlamda yazma bağımlısı bir kişilik. Her sabah birkaç saat yazı yazdığını söylüyor. Bu bir atletin uzun bir maratona hazırlanması gibi bir şey. Kendinizi sürekli denemezseniz her yazınız yarıda kalacaktır demeye getiriyor olabilir. Kısaca gelişimini izle ve yazmadan durma. 8. Eğlenmek için yaz: Kendisi sıkılarak, heyecan duymayarak yazdığımız hiçbir şeyin sevileceği kanaatinde değil ve son derece haklı eğer ki bir Tabitha‘nız yoksa… (Hatırlarsanız ”Carrie” içine sinmeyen tiksinip yırttığı bir hikayeye sahipti) Stephen King’in başarılı olmak için 5 kuralı 1. HER GÜN PRATİK YAP 2. Deneyim, en iyi öğretmendir. 3.Profesyonel bir yazar olmak istiyorsanız, yazdıklarınızla ilgili geri dönüş yapan bir iş bulun. 4. Her zaman başka bir alternatif için de çalışın. 5. Okumaktan vazgeçme: “Eğer okumak için vaktim yok diyorsan, yazmak için de vaktin yoktur.” –Stephen King. BONUS: REDDEDİLMEKTEN KORKMA (Stanley Kubrick, The Shining isimli kitabının filme uyarlanması için yazılan senaryoyu reddetmiştir.) İşte Stephen King’in nasıl efsaneleştiği verdiği cevapların arkasında saklı… “Bence dünyanın en aşağılık yaratığı, kadınları döven bir erkektir,” ”O”, sayfa 240. AHMET ŞAHİN AYTUN tarafından blog bölümünde kaleme alınmıştır.
  5. Karbon salınım sorunu aniden bitse, her şey normale döner mi dersiniz? Ne şekilde olursa olsun, şu an karbondioksit yaymayı durdurmak mümkün değil. Yenilenebilir enerji kaynaklarında gerçekleşen önemli ilerlemelere rağmen, toplam enerji talebi artıyor ve karbondioksit yayımları yükseliyor. Bir iklim ve uzay bilimleri profesörü olarak, öğrencilerime 4°C daha sıcak olan bir dünya için plan yapmaları gerektiğini öğretiyorum. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2011 yılında yayınladığı bir rapor, eğer mevcut güzergahımızdan ayrılmazsak, o zaman 6°C daha sıcak olan bir Dünya’ya bakıyor olacağımızı belirtiyor. Paris Anlaşması’ndan sonra aslında şu anda bile yörünge aynı. Karbon salımlarında önce bir tepe noktası, ardından da darboğaz görmeden, yeni bir güzergahta olduğumuzu söylemek zor. Zaten görmekte olduğumuz yaklaşık 1°C’lik ısınma ile birlikte, gözlenen değişimler şimdiden rahatsız edici durumda.
  6. Şüphesiz hepimiz koalaları sevimlilikleri, tembellikleri ve ağaçlara sarılı yaşamları ile tanıyoruz. Hatta son zamanlarda viral olan, arkadaşları onu ağaçtan attığı için ağlayan koala videosunu da es geçmeyelim. Koalaların yaşam alanları Avusturalya ormanlarıdır. Maalesef ki insanları çok sevmiyorlar ve yaşam alanlarından oldukça memnunlar. Yani onları evcilleştirmek çok zor. Onları yaşam alanından ayırıp hayvanat bahçesine almaksa, koalalara sadece acı veriyor. Önceden Avusturalya’ya yerleşen insanlar yumuşak tüylü kürkü için onları avlıyordu. Oldukça tembel ve hareketsiz olmaları nedeniyle de avlanmaları çok kolay oluyordu. Bu durumda insanları sevmemeleri gayet tabii. Koalalar tıpkı kangurulargibi keseli hayvanlardır. Onlarla ilgili diğer ilginç bilgi ise hamilelik süreçleri. Çok kısa bir hamilelik geçiren koalalar, yalnızca 35 gün yavrularını karnında taşıyorlar. 3- 5 cm doğan yavrular annelerinin keselerine giriyor ve burada büyüyüp gelişmeye devam ediyor. Kese hayatları ise 6 ay sürüyor. Fakat bitmiyor, bu defa da annelerinin sırtında yaşamaya devam ediyorlar. 2- 3 yıl kadar da annelerinin sırtında büyüyp hayatı öğrenmeye çalışıyor yavru koalalar. Anne koalalar ise yavrusuna bakarken bile uykusundan ödün vermiyor. Yaklaşık günde 18 saat uyuyan koalalar uykusundan asla vazgeçmiyor. KOlalar yalnızca okaliptüs yaprakları yerler. Birçok hayvan gibi insanlar için de son derece zehirli olan bu yaprakları sindiren özel bakteriler bulunmakta. Evrimsel süreçte bu bakteriler ile koalalar mutualist bir ilişki içindedirler. Yaşam alanları ise elbette okaliptüs ağaçları. Oldukça tembel oldukları için tüm hayatları bu ağaçta geçiyor. Su içmeye bile vakit ayırmıyorlar. Zaten su aramak istese bile en fazla kat edebileceklerii mesafe 3- 5 metre. Çünkü günde yalnızca 4 dakika kadar hareket edebilecek enerjiye sahipler. Ağaçtan damlayan suları içiyor, hatta bazen hiç su içmiyorlar. Peki koalalar neden bu kadar çok uyuyor (günde 18-22 saat) ve çok az hareket ediyorlar? Bunun sebebiyse okaliptüs yaprakları! Tek yedikleri besin olan okaliptüs yaprakları onlara gerekli enerjiyi sağlayamıyor ve vücutları hep uyku istiyor. Ayrıca ormanda yaşamaları, bol oksijen de uykuya bir sebebiyet tabi. Fakat en büyük sebep yeterli beslenmemeleri. Peki bu sevimli mi sevimli canlılar saldırganlar mı? Maalesef ki evet. O tatlı görüntüleri yanıltıcı. Grubun kendi içerisindeki kavgalar oldukça sakin geçiyor fakat köpekler ve insanlar konusunda biraz agresif olabildikleri biliniyor. Avustralya’da 2014 Aralık dolaylarında bir kadın, köpekleri ile birlikte koaladan kurtulmaya çalışırken, kendisini ısırdığını ifade etmiş (!). Kadının bacağını ısıran koala hiç de kolay bırakmamış. Kadın çırpınışlar sonucu koalanın dişlerinden kurtulabilmiş. ERİCA CARNEA tarafından blog bölümünde kaleme alınmıştır.
  7. Sivilce İzleri Ve Daha Fazlası İçin Çay Ağacı Yağı Çay ağacı yağı, cildindeki sivilce görünümü ile savaşan insanlar için etkili bir doğal tedavi yöntemidir. Sivilce zamanla kötüleşebilir ve çirkin izlere neden olabilir. Bakterilerden kaynaklanıyorsa, vücudunuzun diğer bölümlerine hızla yayılabilir. Sivilce genellikle yüz, boyun, kafa derisi, üst göğüs bölgesi ve omuzlarda görülür, ancak vücudun diğer bölgelerinde de görülebilir. Küçük sivilce birkaç gün içinde iyileşirken, büyük bir sivilcenin iyileşmesi iki hafta kadar sürebilir. Birçok insan sivilceleri kaşır ve bu da cilt üzerinde kalıcı şekil bozukluklarına sebep olabilir. Birçok genç sivilceleri kaşımaları nedeniyle yanaklarında çukurlar açmıştır. Sivilce çoğunlukla gençleri etkilese de, birçok yetişkin bu cilt bakımı problemini 40’lı yaşlarında da yaşamaktadır. Bir yetişkinin istediği son şey, bir iş görüşmesine veya randevuya giderken yüzünde bir sivilce olmasıdır. Sivilce tedavisi için dermatolog reçeteleri pahalı olabilir ve genellikle kısa bir süre için reçete edilir. Ne yazık ki sivilce herhangi bir zamanda tekrarlayabilir. Çay ağacı yağı, sivilceye karşı süregelen savaşta kullanmak için en iyi ve en güvenli cilt bakımlarından biridir. Kötü bir enfeksiyon ortadan kalktıktan sonra, daha fazla tekrarlamasını önlemek için çay ağacı yağını düzenli olarak kullanabilirsiniz. Sivilce ana nedenleri nelerdir? Birkaç farklı cilt sorunu çirkin, kırmızı, iltihaplı sivilcelerin oluşumuna sebep olabilir. Derinin yüzeyi küçük gözeneklerle doludur. Bu gözenekler yağ, ölü cilt ve bakteri ile tıkanabilir. Bu bakteri Propionibacterium acnes olarak adlandırılır ve yağlı cildi ağırlaştırabilir. Derideki her gözenek yağ bezlerini de barındıran bir kıl folikülüne açılır. Yağ bezi, saç derisini ve cildi korumak üzere serum veya yağ salgılamakla görevlidir. Bu gözenekler tıkandığında sivilceye neden olabilir. Enfeksiyon ne kadar kötü olursa sivilce o kadar büyür. Gözeneklerin temizlenmesi çok zor olduğu için, yüzünü günde birkaç kez yıkayan kişi bile sivilceyle ilgili bir sorun yaşayabilir. Çay Ağacı Yağı Nedir? Çay ağacı yağı, Melaleuca alternifolia bitkisinden doğal olarak elde edilir. Bu bitki, Avustralya’nın Yeni Güney Galler bölgesinde oldukça yaygındır. Tazelik ve canlılık hissi veren bir kokuya sahiptir ve genellikle soluk sarı veya renksiz bir yağdır. Melaleuca alternifolia yaprak ekstraktının soğuk preslenmesiyle saf bir uçucu yağ olarak elde edilir. Çay ağacı yağı % 100 saf, rafine edilmemiş olmalı ve kimyasal maddeler içermemelidir. Çay Ağacı Yağı Kullanırken Dikkat Edilecek Noktalar Çay ağacı yağı, esansiyel bir yağ olarak oldukça konsantre bir formdadır. Doğrudan uygulandığında cildi tahriş edebilir. Bazı insanlar leke üzerine küçük bir damla yağ damlatırken cilt reaksiyonu yaşamazken, bazıları alerjik reaksiyon, kızarıklık, yanma gibi şikayetler yaşayabilir. Güvenli kullanım için su veya başka bir taşıyıcı yağ ile seyreltme işlemi yapılması uygun olacaktır. Sivilce için Çay Ağacı Yağı Nasıl Seyreltilir? Çay ağacı yağı tek başına uygulamada yağlı bir his bıraktığı için çoğu insan ciltlerine doğrudan uygulamak istemez. Bu durumda yüz temizleyici olarak; saf suya birkaç damla damlatarak seyreltebilir ve bir makyaj pamuğu yardımı ile cildinize uygulayabilirsiniz. Sivilce Bakımı Toniği için Malzemeler Kendi çay ağacı yağı cilt temizleme toniğinizi yapmak için bu malzemeleri kullanın, miktarları dikkatlice ölçün ve karıştırın. 1/4 su bardağı saf su. 3-4 damla çay ağacı yağı. 1/4 bardak elma sirkesi. Küçük sprey şişesi Çay ağacı yağı toniğinizi hazırlamak için bu dört adımı uygulayın. Üç malzemeyi de sprey şişesine dökün. Püskürtme başlığını yerleştirin. Kapağını kapatın. Hafifçe çalkalayın. Şimdi kullanıma hazır. Sivilce Bakımı Toniği Cilde Nasıl Uygulanır? Toniği makyaj pamuğu üzerine püskürtün. Yüzünüzü bu makyaj pamuğu ile hafifçe silin. Gözlerinizin çevresine, burun deliklerinize veya kulak içlerine temasından kaçının. Sivilcenizin olduğu diğer yerlerde de kullabilirsiniz. Saç derinizin arkasında veya vücudunuzun diğer kısmında sivilce varsa, toniği doğrudan püskürtebilirsiniz. Fakat yüzünüze püskürtmeyin. Sivilcelerden kurtulmak için çay ağacı yağı ile yüz bakım peelingi Ev yapımı yüz peelingleri, sivilce eğilimli cildiniz için etkili bir destek sağlayabilir. Gözenekler sivilce nedenlerinden biri olduğundan, gözenekleri açık tutar, cildinizde derinlemesine temizlik sağlayabilir. Çay ağacı yağı aynı zamanda sivilceye neden olan bakterileri de öldürür, içeriğindeki yağ özleri ile cildi yatıştırır. Yüz Bakım Peelingi için Malzemeler Kendi yüz peelinginizi yapmak için bu malzemeleri bir kapta toplayın. Bu karışım saklanamaz, bu nedenle uygulamadan birkaç dakika önce karıştırırarak kullanmalısınız. Uygulama için en doğru zaman uyku öncesidir, çünkü cildinize gece nemini sağlayabilen iki farklı tip yağ içerir. 10 damla çay ağacı yağı. 1/8 su bardağı zeytinyağı. 1/4 su bardağı şeker. Küçük bir kase ve kaşık. Yüz Bakım Peelingi Hazırlama Yöntemi Çay ağacı yağı peelingi, sivilceli cilt ile savaşmak ve cildinizde leke oluşmasını önlemek için bu adımları takip edin. Tüm malzemeleri birlikte kaseye alın. Aşırı karışmayın, şekeri kullanmadan önce erimemeli. Isıtmayın veya buzdolabına koymayın. Yüz Bakım Peelingi Nasıl Kullanılır? Yüz bakım peeling karışımınızı hazırladıktan hemen sonra şu adımları uygulayın. Yüzünüzü ılık suyla durulayın ve nemli bırakın. Parmaklarınızı kullanarak, karışımı yüzünüze sürünerek ovalayın. Gözünüzün etrafına, burun deliklerinizin yanına sürmeyin ve saç çizgisinden kaçının. Yüzünüzün her tarafında, dairesel hareketlerle hafifçe masaj yapın. Yüz masajınıza konfor seviyesine bağlı olarak iki ila beş dakika devam edin. Tüm şeker gidene kadar yüzünüzü ılık suyla yıkayın. Yüzünüzde sivilce oluşumunu engellemek açısından biraz yağlı kalmasında sakınca yoktur. Yüzünüzü hafifçe kurulayın. Ek nemlendiricilere gerek yoktur. İyi uykular. Haftada bir gece çay ağacı yağlı peeling işlemini tekrarlayabilirsiniz. Çay Ağacı Yağı’nın Diğer Kullanım Alanları Nelerdir? Çay ağacı yağı, kuru cilt tipine sahip kişilerde cildi nemlendirmeye destek olur. Dirsekler, dizler ve ayak tabanlarının etrafındaki kuruyan deri için temel cilt nemlendiricisi olarak kullanılabilir. Çay ağacı yağı, kırılmış saç uçlarını nemlendirerek saçların sağlıklı kalmasına yardımcı olur ve kabarmasını engeller. Tatlı badem yağı gibi bir taşıyıcı yağla karıştırıp yüz nemlendiricisi olarak kullanılabilir. Ayak nasırlarını yumuşatmak için kullanılabilir. Deri enfeksiyonlarının tedavisine yardımcı olabilir. Siğiller, su çiçeği veya uçuk gibi viral cilt enfeksiyonlarının iyileşmesine yardımcı olabilir. Çay ağacı yağı kokusu, soğuk algınlığı sırasında tıkanıklıkların sinüslerinin temizlenmesine yardımcı olabilir. Ayak tırnağı mantarları ve kepek gibi mantar enfeksiyonlarının temizlenmesine yardımcı olabilir. Ekzema ve sedef hastalığının tedavisine yardımcı olabilir. Çay ağacı yağı böcek ısırıkları ve güneş yanığında iyileşmeyi hızlandırabilir. Çay ağacı yağı su ile karıştırılabilir ve bir gargara olarak kullanılabilir. Güzellik bakımınızın pek çok farklı yerinde çay ağacı yağı kullanabilirsiniz. Cilt problemlerinizi iyileştirmede hem etkili hem de düşük maliyetli olacaktır. Blog bölümünde Nihal Ezel tarafından kaleme alınmıştır.
  8. “Evlenme çağına gelmiş kızları işaretlerler” tabirine kadar giden bir rivayet zinciridir, tüm bilinmeyen gizemli olaylarda olduğu gibi kılıfı hemen hazırlanmıştır. Ancak siz siz olun, rivayetlere göre hareket etmeyin, biraz sorgulayıcı olmakta fayda görüyoruz. Tinea nigra, derinin üst katmanlarına saldıran bir enfeksiyondur. Hortaea weneckii isimli mantar türü tarafından gerçekleştirilir. Halk arasında uyurken kına yakılmış, cinler periler işaretlemiş gibi efsane “efsaneler” dolaşıyor olsa da, Phaeoannellomyces werneckii, Exophiala werneckii, ve Cladosporium werneckii isimleriyle farklı vakalarda yer almış bu arkadaşlarımız derinizin üstünde renklenme yaratarak biz buradayız diyebiliyorlar. Bu deri renklenmesi ve enfeksiyon için direk mantar türüyle temas gereklidir. Yani sizde bu durum var ise, farkında olmadan mutlaka bir temas gerçekleşmiş ve istemeden konak durumuna düşmüşsünüz demektir. Ancak lezyonlardan bahsetmiyoruz, buradaki ince çizgiyi kaçırmayın; mantarın kendisiyle temas olması gereklidir. Yani bir el sıkışarak “temas ettim, kınalandım” tribine girmenize gerek yoktur; bu hamle durumun bulaşmasını yüksek ihtimalle sağlamayacaktır. Deri lezyonları mantarın yerleşmesiyle birlikte ortalama 2-7 hafta içerisinde görülmeye başlar. Genelde 20 yaş altı bayanlarda sıklıkla görülen bir enfeksiyondur.
  9. Ailenizle, paslı çivilere karşı dikkatli olmanız gerektiği söylenen bir konuşma elbet yaşamışsınızdır. Bu tavsiye kesinlikle iyi bir yerden geliyor. Fakat aynı zamanda yanlış sayılabilir. Bu, tetanozun ebeveynlerin söylediği kadar kötü olmadığını iddia etmek değildir. Kuzey Amerika’da Cleveland Clinic, vakaların yüzde 10’unun ölümcül olduğunu tahmin ediyor. Yetersiz veya erişilemeyen tıbbi bakımı olan ülkelerde, sayının çok daha yüksek olduğuna inanılmaktadır. Hayatta kalmak bile parasını alıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Oregon’da aşılanmamış 6 yaşındaki bir çocuğun alnındaki bir kesikten sonra tetanoz kasılmış. Bakteri küçük vücudu içinde birkaç gün kuluçkada kaldı, sonra aniden korkunç çene sıkma ve kas spazmları, kalp atış hızı, kan basıncı ve vücut ısısı düzensizliklerinde ortaya çıktı. Sadece hastanede 57 gün yaşadı ve tıbbi faturalarda 800.000 doları geçti. Ancak ne kadar paslı çivi uyarılarını dinlesek bile, hastalığın daha çok pas olarak bilinen kimyasal bileşik olan demir oksitle ilgisi yoktur. Daha ziyade, tetanoz kir, toz ve dışkı olan ortamlarda bulunan (yani her yerde) Clostridium tetani bakterisinin bir ürünüdür. Vücudunuza delinme yaraları yoluyla girebilir. Evet, ayrıca yüzeysel kesikler, böcek ısırmaları, cerrahi işlemler ve cildinizdeki diğer herhangi bir yırtılma yoluyla da girebilir. Paslı bir çiviye basmanızla veya bahçenizdeki toprakla uğraşırsanız da gelebilir. Bu yüzden aşı zamanını takip etmek çok önemlidir: Sadece avucunuzla paslı bir zincir bağlantısını açarken değil, her on yılda bir bu aşıya ihtiyacınız var. Klasik bir tetanoz hasarını beklemek, teorik olarak tetanoz yaralanması olabileceği zaman işe yaramaz. Bakteriler vücudunuza girerse ve aşılarınız konusunda güncel değilseniz, küçük işgalciler hızla çarpmaya başlar. CDC’ye göre üç ila 21 gün süren bu inkübasyon süresi semptomsuz geçiyor. Ancak bakteriler sizin içinizde ölmeye başladığında, sinir sistemine saldıran bir nörotoksin oluştururlar. Spesifik olarak, kas kasılmalarını düzenleyen kimyasal GABA’yı inhibe eder. Sonuç, yüzünüzdeki kilit çenesinden sırtınızdaki kontrol edilemeyen ark spazmlarına kadar, sürekli kıvrık ayak parmaklarına kadar vücutta bir gerginlik halidir. Paslı çivilerin tetanozla nasıl bu kadar yakından ilişkili olduğu net değildir. Demir oksit temel olarak insan vücuduna zararsızdır; Milyonlarca insan, sağlık üzerinde bir etkisi olmayan paslı demir borularla taşınan suyu içiyor. Esther Inglis-Arkell’in i09 sitesinde savunduğu gibi, tetanoza neden olan Clostridium tetani bakterilerinin üremediği anaerobik ortamla bir ilgisi vardır. Demir oksitlendiği zaman, atmosferik oksijen tüketerek bakterilerin üremesi için düşük oksijenli bir ortam oluşturur. Pas tetanoza neden olmamakla birlikte, ikisinin simbiyotik (ve sembolik) bir ilişkisi olabilir. Demir oksit temel olarak insan vücuduna zararsızdır; Milyonlarca insan, sağlık üzerinde bir etkisi olmayan paslı demir borularla taşınan suyu içiyor. Binlerce yıl boyunca, tetanoz insanı sarstı. Eski Yunan doktoru Hipokrat, çalışmalarında hastalıktan bahsetti. Ancak 1884’te araştırmacılar hastalığın nasıl işlediğini keşfetti ve sadece 40 yıl sonra, bilim adamları bir aşı geliştirdi. Bugün, her 10 yılda bir aşı olmak, görünüşe göre bir mutfak bıçağından, bebek bezi değişiminden veya paslanmış bir çiviyle basmaktan, tetanozu önlemede yüzde 100 etkilidir. En iyi kısım ne mi? Aşı olman için çok geç değil! Aşılarınızın güncel olduğundan emin olun.
  10. Gün içerisinde işlerimizde telefon artık vazgeçilemez oldu. Yatarken bile, hemen yanımızda yatağımızın baş ucunda bulunduruyoruz . Maalesef, bu sağlımıza çok zararlı olsa da, ben bugün başka bir soruna değineceğim. Telefon artık çok yaygınlaştığı için, şarjın hemen bitmesi, hiç dayanmaması bir sorun haline geldi , Powerbank markasıyla hepimizin hayatında yer alan yedek batarya uygulamalarıyla geçici çözüm bulunmasına rağmen, araştırmacılar kesin çözüm için araştırmalar gerçekleştiriyordu ve Washington Üniversitesinden bu sorunu bir çözüm taslağı geldi. Gücünü batarya yerine radyo sinyalleri ve ışıktan alıyor, çünkü sadece 3,5 microwatt enerji ile çalışıyor. İlk denemelerde 50 fit uzaklıktaki biriyle iletişim kurmayı başarıldı ve ilk Skype görüşmesi gerçekleştirildi. Bu oluşturulan prototipte öncelikli amaç şarjsız telefonu bulmak olduğu için, görüntü olarak daha, iyi bir seviyede değil. Öncelikle görsel görüntü için üstüne çalışılıyor. Ne zaman satışa çıkacağını söylemek şu an için çok erken, fakat tam olarak tamamlandıktan sonra gerçekten bir devrim niteliğinde yenilik olacağı düşünülüyor.
  11. Cenk Önsoy

    Anunnakiler Gerçek midir?

    Konu dışı: İmla ve cümle düzenine, en azından bir kaç standart noktalama işareti kullanarak lütfen biraz daha özen gösterelim mi :)
  12. Cenk Önsoy

    Hayvanlar ile ilgili ilginç bilgiler

    Bu tarz "muhteşem" derleme bilgiler için güvenilirlik açısından birkaç kaynak ekleyip de bilginin nereden geldiğini belirtmemizde fayda var; en hızlı koşan vahşi hayvan hipopotam değil evet; ancak neden çita diye sorulduğunda, veriyi teyit edebilmeliyiz ;)
  13. Cenk Önsoy

    Dinsel bağnazlık ile bilim neden bağdaşmaz?

    Çok daha fazla ortak noktası olduğunu düşünüyorum, güzel yazı ancak geliştirilebilir.
  14. Küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliği sebebiyle günümüzde severek tüketilen birçok yiyeceği önümüzdeki yıllarda bulamayabiliriz. İşte iklim değişikliğinin önüne geçmek için elimizden geleni yapmazsak, yakın gelecekte mahrum kalacağımız o besinlerden bazıları.. Çikolata Çikolatanın ham maddesi olan kakaonun toplam üretiminin yüzde 70’i Afrika’da gerçekleşiyor. Sıcaklıkların giderek artması, Afrika’da yetiştirilen kakao ağaçlarının verimini düşürüp yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Dünyanın en büyük çikolata üreticisinin geçen yıl yaptığı açıklamaya göre önümüzdeki senelerde dünyada çikolata olmayacak. Bal Arılar iklim değişikliğinden en fazla etkilenen türlerin başında geliyor. Günümüzde bile ulaşması çok zor olan doğal bal, yakın zaman içinde vedalaşmak zorunda kalacağımız besinlerden biri olarak gösteriliyor. Buğday ve Pirinç Bu iki tahıl, dünyanın neredeyse tamamının beslenmesini sağlıyor. Ancak hava sıcaklıklarındaki dalgalanmalar ve yağışların öngörülemezliği nedeniyle bu ürünlerin üretildiği bölgeler hızla değişiyor. 2050’de buğday ve pirinç talebinin yüzde 33 artacağını da düşünürsek, gelecek nesiller açlıkla mücadele etmek zorunda kalabilir. Kahve Güney Amerika’da yetiştirilen kahve ağaçlarının da iklim değişikliğinden oldukça etkileneceği öngörülüyor. Bu nedenle en çok tercih edilen, en kaliteli kahve cinsi olarak bilinen arabika kahvelerinin üretim sıkıntısına gireceği, ham maddenin giderek azalmasıyla kahve tüketiminin bir lükse dönüşeceği düşünülüyor. Öte yandan artan hava sıcaklıkları da tozlaşmada büyük önemi olan arıları daha serin bölgelere göçe zorlayacağından kahve iki türlü tehdit altında. Charles Luciano, kaynak
  15. Genel kanının aksine atlar sadece ayakta uyumazlar, gerektiğinde anatomik yapıları yere uzanabilmelerini sağlayacak şekildedir. Ancak ayakta uyuyan atlar, uyku esnasında yere düşmezler. Çünkü bacak kemikleri kilitlenir ve bu sayede at yere düşmez. İşte bu kemik anatomisi sayesinde tüm atlar gerektiğinde ayakta uyuyabilirler ve yere düşmezler. Aslında yabani hayatta her zaman gerçekleşmeyen ayakta uyuma özelliği atlarda içgüdüsel bir olaydır. Atlar kendilerini güvende hissetmedikleri zaman ayakta uyumayı tercih ederler, yani sürekli tetikte olurlar. Bu ayakta uyuma hali sıklıkla evcilleştirilmiş atlarda görülür. Çünkü yabani atlar sürüler halinde yaşar ve uyurken sürüdeki diğer atlara güvenirler. Evcil atlar da zaman geçtikçe bulunduğu ortama alışır ve kendilerini güvende hissederek rahat bir dinlenme pozisyonunda uyumayı tercih edebilirler. https://wonderopolis.org/wonder/do-horses-sleep-standing-up

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz. Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

Bilim Günlüğü internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Yer Sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

Yer Sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız buradan iletişime geçerek bildirebilirsiniz. 

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.

×
×
  • Yeni Oluştur...