Jump to content

Havva Nur

Bilim Üyesi
  • İçerik sayısı

    6
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

1 Standart Seviye

Havva Nur Hakkında

  • Doğum Günü 15-05-2002

Güncel Profil Ziyaretleri

240 profil görüntüleme
  1. Havva Nur

    Renklerin Sesi Kelimelerin Kokusu: Sineztezi

    Teşekkür ediyorumm.
  2. Bu Beynimizin Bir Oyunu Mu? Uykuda Düşme Hissi…Hemen hemen hepimizin yaşadığı o enteresan deneyim… Bir gece önce pek iyi uyumadınız, gününüz çok stresli ve yoğun geçti. Kafanızı toplayıp bu yoğun günü hasarsız şekilde atlatabilmek için bol bol da kahve içtiniz. Akşam oldu, uzandınız o güzelim yatağınıza, kendinize rahat bir pozisyon seçtiniz ve nihayet güzelce uyuyabileceksiniz. Beyniniz yavaşlamaya başladı….Tam uykuya dalacaksınız…Hoooop o da ne? Sarsıcı bir düşme hissiyle aniden uyandınız. Oysa henüz uykuya dalmıştınız… Tıpkı önünüzdeki merdivenin son basamağını fark etmeyip boşluğa adım atmış ya da türbülansa yakalanmış bir uçaktaymışsınız gibi… Korkunç bir his biliyorum çünkü benim de başıma geldi, hem de defalarca…. Bu ilginç deneyim, bilimsel dilde “Hipnogojik Miyoklinik Seğirti” , yani daha anlaşılır kelimelerle “Uyku Sırası İstemsiz Seğirme”. Peki bu hissi kimler yaşıyor? Mayo Klinik tarafından yapılan araştırmalara göre insanların %70’inden fazlası bu hissi uykuya dalıp baş kısımları gevşedikten hemen sonra yaşamaktalar. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ise kişinin günlük yaşam kalitesinin önemini vurgulamakta… Uyku bilimi profesörü Jason Ellis, uyku sırasında aniden düşme hissiyle uyanmamızın; hipnik seğirmeden kaynaklandığını söyler. Hipnik Seğirme vakasının nedeni iki şekilde açıklanıyor. İlk varsayım daha bilimsel ama ikinci varsayım çok tartışma yaratacak bir türden… Uykudayken düşme hissi kaslarımızın istemsiz bir biçimde kasılarak bizi sarsmasıyla gerçekleşir. Bu birinci varsayım. Örneğin hıçkırık da istemsiz bir kas hareketidir. Uyku sırasında vücudumuzun işlevlerinde bazı değişimler olur. Uykuya geçişin birinci evresinde gözler yavaş hareket eder ve kasların etkinliği azalır. Düşme hissi tam bu anda ortaya çıkar. Düşme hissinin uyanıklık ve uyku arasındaki geçişi sırasında kol ve bacak kaslarındaki sinir hücrelerinin, doğru şekilde çalışmamasından kaynaklandığı öne sürülür. Benzer bir görüş ise bu durumun basit bir koruyucu refleks olduğu. Beyin, kas etkinliğindeki azalmayı ve kasların gevşemesini, vücudun gerçekten düştüğü şeklinde algılıyor. Vücudun kendini koruyabilmesi için kaslara, kasılma mesajı gönderiyor. Yani beynimiz bizi korumak isterken bu vahim deneyimi yaşamamıza sebep oluyor. Özellikle tedirginlik, stres hali, aşırı kafein tüketimi ve yatağına yorgun yatan kişilerin bu hissi daha sık yaşadıkları gözlemlenmiştir. Bu hissin sebebi EVRİM olabilir mi? Şimdi gelelim ikinci ve asıl ilginç olan varsayıma…Çok fazla desteklemiyorum ama yine de yazayım. Belki böyle düşünenler de vardır. Evrim… Türümüz Homo Sapiens’in ataları yaklaşık 4 milyon yıl öncesinden itibaren ağaçlar üzerinde yaşamayı bırakarak, ormanlardan çıkmış ve kademeli olarak çayır çimen hayatına geçmiştir. Üstünden çok zaman geçmiş olsa da ağaçlar üzerindeki geçmişi, evrim teorisi açısından bakarsak çok da eskilerde kalmış sayılmaz. Uyku sırası düşme hissi de günümüze kadar korunabilmiş bu genetik miraslardan bir tanesi mi acaba? Ataların çok büyük bir kısmı ağaçlar üzerinde yaşamaktaydı. Ağaçta yaşamanın önemli bir avantajı yerdeki avcılardan uzakta yaşamak olsa da en büyük tehlikesi düşmekti. Bunun sebebi sadece denge kaybı değil. Aynı zamanda aralarındaki kavgalar, bir bireyin diğerini ittirmesi, sert rüzgarlı bir gece primatların ağaçtan düşmesi için yeterli sebepler. Uyuyan bir primatın, düşmeye karşı sürekli alarm halinde olması gerekir. Ancak bu hiç kolay bir iş değildir; zaten uyku halinde, yarı felç olan vücudumuzu beyin sürekli kontrol altında tutmak ister. İşte tam da bu sebepten kritik anlarda beyinde, vücudu uyararak uyanmamızı sağlayan bir sinir devresinin evrimleşmiş olduğu düşünülmektedir.Biz de bu özelliği, atalarımızdan ötürü, günümüzde hipnik seğirme – ani sıçramalar olarak halen taşıyor olabiliriz. Aklınızda olsun; uykuya geçiş kasların gevşemesi, nefes hızının ve vücut sıcaklığının düşmesidir. İşte bu ani düşme hissi, kasların gevşemesi sırasında beynin anlık kontrolü kaybetmesiyle oluşur. Panikleyen ve alarm durumuna geçen beyin, tüm kaslarımızı kasarak düşmenin etkisini azaltır. Uyanınca yeniden çalışmaya başlayan duyularımız sayesinde beynimiz hızla normale döner, siz de uykunuza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz…
  3. Her gün duyduğunuz seslerin bir şekli olsaydı nasıl olurdu? Ya da günlük yaşantıda giydiğiniz kıyafetlerin bir sesi olsaydı nasıl olurdu acaba? Evren nasıl bir yer olurdu? Ya müziğin rengi, renklerin sesi olsaydı? Sinestezi…Az önce söylediğim betimlemeleri gerçeğe dönüştürüyor. Toplumun neredeyse %20’si tarafından bu duyular tadılabiliyor. Daha önce içinizden birisi herhangi bir sayıya veya harfe cinsiyet veya renk yükledi mi? Örneğin 3 sayısı kadını andırıyor ya da 5 sayısı erkeği andırıyor diye söyledi mi? Tıp bilimine göre sinestezi bir hastalık olarak görülüyor. Peki bu hastalık nedir? Duyuların birlikte algılanması sonucu ortaya çıkıyor (sin : birlikte, estezi : algı). Nasıl yani? Duyular nasıl birlikte algılanabilir ki? Yani daha önce bisiklet pedalının sesi kırmızı mıydı? Ya da 32 sayısı kadın mıydı? Ya da duyduğumuz keman sesi turuncu bir üçgen miydi? Bu bahsetmiş olduğumuz sinestezik kişiler herhangi bir harfi ya da rakamı duyabilir, onları bir renkte görebilir. Herhangi bir rengi ; bir harf ya da rakamla eşleştirebilir. Örneğin aklımıza 5 dediğimizde kahverengi, 2 dediğimizde açık mavi geliyor olabilir. Şimdi size bir soru! Fizik dediğim anda aklınıza ilk ne geliyor? Çoğunuzun aklıma bilim dalı geliyor olsa gerek. Hatta fizik dediğiniz anda benim aklıma ilk Einstein, Hawking gibi isimler geliyor. Fakat Türkiye’de çok az insan tarafından tanınan bir bilim insanı daha var. Onun adı Richard Feynman. Richard Feynman kendi yazmış olduğu kitabında şöyle bir cümle kurmuştur : ”Nedenini bilmiyorum ama harfleri renkli görüyorum. Benim için j‘ler açık kahverengi, n‘ler mavi-mor arası ve x‘ler koyu kahverengi.". Feynman’ın bu ifadesinden kendisinin sinestezik olduğunu çok rahat bir şekilde anlayabiliyoruz. Çok uzun bir süre kişiler için zararı ya da faydası olmayan doğal bir durum olarak gözüktü. Sinestezi Hastalığının Faydaları! Aslına bakarsanız hem bilinçsel hem de fizyolojik olarak bir çok faydası var. Peki bu hastalığın faydaları neler? Yapılan araştırmalar sonucunda sinestezik karakterdeki insanların hafızalarının diğer insanlara nazaran çok daha kuvvetli olduğu ortaya konmuştur. Şimdi bir örnek verelim ;iki arkadaşınızı düşünün. Atıyorum Ahmet’e kırmızı adını verdiniz, Mehmet’ e de turuncu adını verdiniz. Ahmet’e verdiğiniz kırmızı ismi mi daha kolay yoksa Mehmet’e verdiğiniz turuncu ismi mi? Aslında arada bir fark yok. Bunu öylesine örnek vermiştim. Halbuki isim yerine bir rengi hatırlamak, o karakteri o renkle bağdaştırmak çok daha kolay. Yani yarın bir gün ‘İsmini unuttum, adın neydi senin?’ gibi bir durum söz konusu değil… Sinestezik kişilerin imgeleme yetenekleri çok kuvvetli olduğu için bilim, sanat ve teknoloji alanları ile uğraştığını söylemek büyük bir gerçek. Şimdi benim merak ettiğim bir soru var. Sizlerin de merak edeceğini ümit ediyorum. Acaba sinestezik olan insanlar uykuda ve rüyada neler görüyorlar? Aslına bakarsanız bu konu ile ilgili çok fazla araştırma yapılmadı henüz. Ne yazık ki tıpkı rüya olgusu gibi sinestezinin de yalnızca kişilerin deneyimleri olmasından dolayı çok şey bildiğimiz söylenemez. O yüzden sinestezi kuvvetli bir şekilde sırrını korumaya devam ediyor. Peki içinizde sinestezik olan var mı? Yorumlara bekliyorum.

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz. Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

Bilim Günlüğü internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Yer Sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

Yer Sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız buradan iletişime geçerek bildirebilirsiniz. 

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.

×
×
  • Yeni Oluştur...