Jump to content

Biyolokum

Bilim Üyesi
  • İçerik sayısı

    91
  • Katılım

  • Zafer Günleri

    1

Biyolokum kullanıcısının son zaferi 5 Nisan

Biyolokum en beğenilen içeriğe sahiptir

Topluluk Puanı

1 Standart Seviye

4 Takipçiler

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. Mars görevini pek çok kişi Elon Musk sayesinde orayı dünyamıza benzetmek ve orada yaşamak üzerine algılasa da işin aslı sadece bu değil. Mars denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan, havacılık ve uzay mühendisi Dr Robert Zubrin ‘e göre marsa gitmemizin üç önemli nedeni var. Mars’da gelecek, meydan okuma ve bilimin olması. Credit: NASA Ames Resarch Center Bilim: Mars’da bilim var; çünkü, bir zamanlar sıcak ve ıslak bir gezegendi. Üzerinde bir milyar yıldan uzun bir süre boyunca sıvı su vardı. Dünyamızda ise, milyarlarca yıl önce ilk su kalıntısı bulunduktan 200 milyon yıl sonra ilk canlı kalıntısı bulunuyor. Yaşamımız eğer kimyasal evrimle (su ve gerekli maddelerin varlığında belli bir süre içinde) kendiliğinden başlamışsa, Mars’ta da canlılığın olması gerekir ya da en azından kalıntılarının. Meydan Okuma: Mars’ta meydan okuma var; çünkü, toplumlar da aynı bireyler gibidir: Eğer zorlukların üstesinden gelmeye çalışmazsak, gelişemeyiz. “Human’s going to Mars” programı toplumumuz özellikle de gençler için üretkenliğe itici bir program olacak. Çocuklara ilerde yeni diyarlar keşfedebileceklerini gösterecek ve bu alana gönül vermiş pek çok bilim insanı yetişecek. Bilgi birikimimize büyük bir katkı sağlamış olacağız. Gelecek: Mars’ta gelecek var: çünkü, kendi yaşantımız sürecinde eğer Mars’a bir yerleşim yeri kurabilirsek kendi türümüzün ileride farklı gezegenlere ve galaksilere yerleşmesinin ilk adımı olacak. Mars bizim geçmişimizi anlamamızı, geleceğimizi şekillendirmemizi ve gelişimimizi devam ettirmemizi sağlayacak önemli bir hedef. Bu yüzden bu hedefi gerçekleştirmeli ve Mars’a gitmeliyiz.
  2. Birçok tıbbi bilimci ‘’iyi bir kimyanın’’ olumlu duygular ve sağlık anlamına gelirken, ‘’kötü bir kimyanın’’ ise olumsuz duyguları ve hastalıkları ifade ettiğine dikkat çeker. Duyguların ve sağlığın fizyolojisini çok sayıda unsur etkileyebildiği gibi bizim en çok önemsediğimiz duygu durumumuz olan mutluluğumuzun kimyasını etkileyenler nörotransmitterlerdir. Nörotransmitter, iki sinir hücresi arasındaki boşlukta bağlantıyı sağlayan kimyasal maddedir ve kalp atışları ile kan akışını hızlandırmak en önemli görevlerindendir. Bu maddelerin azalması ya da artması tahmin de edileceği gibi sinir sisteminde karışıklıklara neden olup ruh halimizi etkiler. Nörotransmitterlerin başında ise dopamin, seratonin ve endorfin hormonları gelir. Duygularımızı, zevk ve acılarımızı etkileyen dopamin hormonu eksikliğinde dikkat dağınıklığı, depresyon ve parkinson gibi hastalıklar ortaya çıkarken, fazlalığında da aynı etkiler ortaya çıkar. Mutluluk hormonu olarak bilinen seratonin ise yine duygu durumu, uyku ve iştah üzerinde etkileri vardır. Stres ve kan şekerinin azalması mutluluk hormonumumuzu minimuma indirirken, oksijen ve amin içeren gıdalar bu oranı artırır. Yapılan araştırmalar da depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite ve hiperaktivitenin seratonin düzensizliğinden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Vücuttaki seratonin hormonu seviyesini artıran besin ögeleri; omega-3 yağ asidi, triptofan, magnezyum ve çinkodur. Bu maddelerin bulundukları gıdalara ise; yumurta, badem, tavuk, soya, süt, mandalina, muz, kakao, susam, biftek, un kahvaltılık tahıllar ve tatlılar örnek verilebilir. Endorfin ise; nörotransmitter sınıfına girmese de temelde aynı işlevi gören, dopamin ile seratonin hormanlarının tamamlayıcısı olarak etkiler sağlar. Beyin dokuları tarafından üretilmekle birlikte vücuttaki ağrıyı ve acıyı azaltır. Aynı zamanda vücudun stres, korku ve acı gibi dışarıdan etkilerle karşılaşması esnasında işlevselliği duygulara karşılık vermek üzere kuruludur. Endorfin hormonu salgısının kesintisizliği için düzenli spor yapmak esastır. Gıda açısındansa meyveler bu konuda çok faydalıdır, aralarından en etkilisi ise muz olarak bilinir. Bunun yanında çilek, üzüm, portakal da mutluluk verici meyvelerdir. Endorfin ile mutluluk bağlantısıyla ilgili bilinmesi gereken bilgilerden biri de nikotinle arasında olan ilişkidir. Günümüzde sigara içen insan sayısı günden güne artıyor ve nikotin, endorfin salgısını olumsuz yönde etkileyen unsurlardan biri. Nikotin bağımlılarının endorfin salgısı engellenir ve vücut endorfin kullanması gereken koşullarda nikotini kullanmaya çalışır. Bu şartlar altında da endorfin salgılanmadığı için vücuda nikotin alınmadığında endorfin eksikliğinde yaşanan mutsuzluğun aynısı ortaya çıkar. Vücudun normal seyrine dönebilmesi ve mutluluğu taklitten uzak, gerçek haliyle hissedebilmek için üretim tepkimelerimize nikotin yerine endofini gönderilmemizin gerekliliği ortaya çıkıyor böylece. Yani gerçek mutluluk yaşamak için sigara içmiyor olmak ön koşul…
  3. İnsan neden unutur? Anahtarınızı 10 dakika önce nereye koyduğunuzu unutabilirsiniz ancak 10-15 yıl önce yaptığınız bir şey aniden aklınıza gelebilir. Peki neden? Şüphesiz ki beynimiz vücudumuzun en karmaşık yapılarındandır. Karmaşıklığına rağmen müthiş bir dizaynda çalışan beynin de kusurlarından birisi unutmaktır. Çok iyi bildiğiniz bir şeyin aklınıza gelmemesi, koyduğunuz eşyayı bulamamanız bunların sonuçlarındandır. Unutma eylemi Beynimiz içerisinde üç çeşit hafıza bulunmaktadır. Bunlar “Duyusal hafıza, Kısa süreli hafıza, Uzun süreli hafıza” olarak nitelendirilir. Duyusal hafızaya “Kişi bir nesneyi algılandıktan çok kısa süre sonra kaybolan bilgi/veri” diyebiliriz.Yani dokunma, duyma, tatma gibi beynimize gelen verilerdir . Bu bilgiler ön beyinde tutulur. Eğer alınan bilgi/veri ilgimizi çekerse kısa süreli hafızaya yönlendirilir. Ardından da o bilgi kişi için eğer önemli ise uzun süreli hafızaya gider, yok eğer değilse unutulmaya başlanır ve önemsenmez. Unutmamızın nedeni de gün içinde çok fazla veri geldiği için beynimizin bunların hangisini kısa süreli kısma atacağını bilememesidir. Bilgisayara benzetecek olursak ilk gelen veri duyusal hafızadaki bilgidir. Kısa süreli hafıza bir bekletilme yeridir. Eğer önemliyse de hard-diskimize alırız.Ancak önemli bir nokta vardır ki kaydetme sistemi bilgisayara benzese de hatırlama işleme tamamen farklıdır. Bir örnek verecek olursak gün içerisinde 10 dakika önce araba anahtarını nereye koyduğunuzu unutabilirsiniz ancak 10-15 yıl önce yaptığınız bir şey aniden aklınıza gelebilir. İşte tam burada beynin öğrenme mekanizmasını anlıyoruz. Eğer öğrenilen veya unutmamamız gereken şey duygusal bir etiket bırakırsa beynimiz bunu daha iyi aklımızda tutar ve ilk uykuda onu prova eder ve kaydeder. Kalıcı bilgi için yapılması gerekenler Çoğu kişinin kullandığı tekniklerden birisi de kodlamadır. Öğrenilen bilgiyi bir şeye benzetmek, onla ya yazılışının benzediği şeyle ya da aklınızda çağrıştırdığı cisimle birbirine örtüştürmek sizin yararınıza olacaktır. Öğrendiğiniz bilgiye senaryo uydurmak da yararınıza olabilir. Birden fazla şey öğrendiyseniz bunlarla alakalı hayal gücünüzle bir hikaye oluşturabilir, gerek mizah gerek farklı duygular katarak hatırlamanızı kolaylaştırabilirsiniz.
  4. Bu çalışmanın prosedürleri Kaliforniya Üniversitesi tarafından uygulandı ve çalışmayı daha önce psikolojik meditasyonlarda uygulamaları bulunan Alan Wallace tarafından yönetildi. Bu çalışma psikolojik etmenlerin telomerazla ilişkisini anlamlandıran ilk çalışmadır. Telomerler kromozomun ucunda bulunup kromozomu koruyan parçalardır. Hücreler genç kalabilmek için her bölündüğünde kısalır ayrıca sigara, obezite, stres gibi fiziksel etmenlerde telomer uzunluğunu dolayısıyla hücrelerimizin yaşını kısaltır. Eski çalışmalarda telomerin yaşla birlikte azaldığı belirlense de yeni çalışmalar yaşın yanında fiziksel etmenlerinde telomer uzunluğunu etkilediği belirlendi. Çalışma da ‘farkındalık ve yaşamda ki amaç’ olmak üzere 2 kavram üzerinde duruldu. Katılımcılar budist web sitelerinden toplanmış olup Kuzey Colorado’da ki Shambala Dağ Merkezinde izole bir ortamda inzivaya bırakıldı. Merhamet ve nezaket uygulamaları, nefes egzersizleri, birlik ve beraberliği sağlamak için oy birliği uygulamaları yapıldı. Farkındalık eğitimi bir kişinin konsantrasyonunu arttırdığı ve ana odaklanmasını sağladığı için olumsuz ve negatif düşünceden uzaklaştıracağı ve aynı şekilde meditasyonun yaşamda bir yön duygusunu teşvik etmesi, bu nedenle anlık zevklerden uzaklaşılıp daha özgün bir memnuniyet duygusu oluşturulması beklendi. Çalışma sonucunda kan örnekleri alındı ve artan bir telomeraz aktivitesine rastlandı. Bu çalışmayı destekleyen daha önce ki çalışmalarda ise kardiyovasküler risk taşıyan hastalarda LDL kolestrol seviyesi azalışı telomeraz aktivitesini arttırmıştır. Başka bir çalışma da epinefrin hormonunun(stres hormonu) azalması telomeraz miktarını arttırmıştır. Yine de, kontrol grubuyla inziva grubu aynı yerde deneye tabi tutulsa daha inziva grubunun günlük yaşam stresinden uzaklaştırılıp sadece eğitime tabi tutulması bu araştırmayı pek yeterli kılmıyor. Ayrıca deneye katılan insanların maddi yardım aldığı için deneye olumlu yaklaşabileceği düşünülebilir.
  5. İnsan yaşamını uzatmak işe yarar bir şey midir? İnsan yaşamını uzatmak işe yarar bir şey midir? Modern kimya öncüleri ve simyacılar, insan ömrünü uzatmanın yararlı bir şey olduğunu düşünmüşlerdir. Bu modern kimyacıların ve simyacıların iki ana amaçları vardı: birincisi, kurşun gibi ana metalleri “asil” diye tabir edilen altın ve gümüş gibi metallere dönüştürmek, ikincisi ise sonsuz gençlik veren bir iksir geliştirmek. 20. yüzyılın başlarında, bu iki temel amaç, bilim adamları tarafından gerçekleştirilmesi imkansız bir rüya olarak görüldü. Ancak şimdi, yeniden bu fikir ile sınanmakta ve sonsuz gençliğin sırlarını bulmaya çalışmaktayız. Organizmalar neden büyür ve ölürler? Yaşlanmaya olan ilgi ve genç kalma takıntısı 1978’de telomerlerin keşfiyle alevlenmiştir. Kromozomların bitimindeki nükleotidlerde koruyucu DNA dizileri bulunmuş ve her hücre bölünmesinde bu dizilerin kısaldığı gözlemlenmiştir. Organizmada meydana gelen bu kademeli bozulma, yaşlanmayla sonuçlanmaktadır. Bazı hücreler, telomeraz enzimini kullanarak bu kısalmayı önlemektedir. Kanser hücrelerinin bu enzimi kullanarak ölümsüz olduğu düşünülmüştür. Telomeraz enzimini her zaman aktif tutarak yaşlanmaya karşı durmak/yaşlanmamak fikri yeniden olası görülmeye başlanmıştır. Eğer yaşlanma yavaşlatılabilseydi ya da önlenebilseydi, bu sosyal ve ahlaki sorunlara yol açardı. Ayrıca bir çok soruyu da beraberinde getirirdi: Yaşlanmayı önlemek, tüm dünya tarafından kullanılabilen bir şey olabilir mi? Eğer değilse, bu tedaviden kim yararlanacak? Eğer 600 yıl yaşasak ne olacak? Tedaviyi/ilacı almadan da 600 yıl yaşamak mümkün olabilir mi? Eğer tedaviyi/ilacı almadan genç kalmak ve uzun yaşamak mümkün olmasaydı, bu ilaç kara borsaya düşmez miydi? Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
  6. Hep yaşlanınca nasıl olacağım diye düşündünüz değil mi? Bu daha da fazlası.. Bilimdeki gelişmeler sayesinde insan yaşamı boyunca bir sürü değişiklikler olmuştur. Bunlardan bazıları; yaşam süremiz geçtiğimiz 65 yılda 20 yıl artmış, 150 yıl önceki insanlara oranla boyumuz 10 santim uzamıştır. Peki ya 1.000 yıl sonra neler olabilir? Youtube bilim kanalının Asap Science bölümünde insanların geçmişten geleceğe götürecekleri bilimsel gelişmeleri konu almıştır. 2014 Yılında Japonya’da bulunan araştırmacılar dünyadaki en güçlü bilgisayarlarından biri olduğunu bildikleri K bilgisayarı ile 40 dakikada ancak beynin 1 saniyede verdiği veriyi 705.024 çekirdek işlemci ve 1.4 milyon GB RAM ile işleyebilmişlerdir. Hep yaşlanınca nasıl olacağım diye düşündünüz değil mi? Bu daha da fazlası.. Ancak Araştırmacılar önümüzdeki 1.000 yıl içinde bir insanın yaptıklarını yapabilen konuşan etkileşim halinde olan, dinleyen, hatırlama yetisi olan ve hatta insan beyninin işlem hızına sahip yapay zeka yapabileceklerini söylüyorlar. Hatta insanların robotlarla iç içe bir birlikteliğine bilgisayarların insanlardan fazla gelişmesiyle olanak bulacağını söylüyor. Öte yandan Bilim adamları gelecekte insanların yeteneklerini arttıracak nano robotların üretileceğini yani yeteneklerimizin biyolojik olarak sınırlarının kalmayacağını dile getiriyor. Siz ne düşünüyorsunuz, ne durumda oluruz sizce?
  7. Evet Misofonya. Başkalarının ağız şapırdatma, sakız çiğneme, homurdanma, hatta ve hatta nefes alma sesine bile takılan, bu konuda çılgına dönüyor olabilirsiniz veya en azından çevrenizden birileri bu konuda inanılmaz duyarlıdır, karşılaşmış olmalısınız. Bu çekilmez durumun sinirsel bir etkileşim sonucu garip bir şekilde ortaya çıktığı belirlenmiş görünüyor. Yani suçlusu ne ağız şapırdatan (ki bana göre en büyük suç bu arkadaştadır) ne de konuya duyarlı olan kişinin bireysel seçimleri değildir, duruma duyarlı söz konusu olan bir beyin var ve bazı noktalarda bildiğimiz gibi kendi beynimize hükmedemiyoruz. 2000’li yıllardan beri bir rahatsızlık olarak belirlenen misophonia Türkçe olarak ise misofonya, şahsen kendimin de ciddi sıkıntılar yaşadığım bir durum olarak yine bir platformda gözüme çarptı, projemizde yer verelim istedim. DSM-5 (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) kriterlerinde net bir tanımlaması olmayan bu rahatsızlıkla ilgili olarak ciddi raporlamalar gerçekleşmiştir. Newcastle Üniversitesi araştırmacılarının tespitine göre beynin frontal lobu bu sıkıntıya öncülük etmekte ve ifadesel tepkilerin oluşmasına sebep olmaktadır. İleri okuma için aşağıda belirtmiş olduğum kaynaklara göz atmalısınız der susarım.
  8. Jilet kesikleri daha derin ve kanamalı olmasına rağmen ortalama bir acı bırakır. Ama kağıt kesiği çok daha küçüktür ve bazıları kanamaya bile sebep olmaz. Peki o zaman neden kağıt kesiği daha fazla acı verir? Jilet kesiği, düz bir kesiktir. İlk dakikalarda acı ve kanamaya sebep olsa da bir süre sonra ortada ne acı ne de kanama kalır. Çoğu zaman kesik tabanında enfekte olmaya sebep verecek parçalar bırakmaz. Kağıt kesiğinden daha çok acıtır hemen geçmez öyle vicdanın izi, demiş Aleyna Baba.. Kağıt kesiğinden daha çok acıtır hemen geçmez öyle vicdanın izi, demiş Aleyna Abla.. Ancak kağıt kesiği böyle değildir. Kağıt kesiği daha küçük olsa da daha fazla acı verir. Bunun nedeni ise geride enfeksiyona sebebiyet verecek minik parçalar bırakmasıdır. Kağıt, ağaçtan ve çeşitli kimyasallardan elde edilir. Deriyi kesen kağıt parçası yaranın içine bu kimyasalları ve parçaları artık olarak bırakır. Daha sonra ufak bir yara olan kağıt kesiği kapanır. Ancak içeride kalan parçacıklar ortadan kaldırılana kadar sizleri rahatsız etmeye devam eder. Bu yüzden kağıt kesiği jilet kesiğinden daha fazla acıya sebep olur.
  9. Mutlaka bir piknikte, bir çocukluk anısında veya çimlere uzandığınızda tepenizde saçma bir şekilde anlık yer değiştiren ama havada askıda kalan birkaç sinek dostumuza canlı şahit olmuşsunuzdur. O sinekciklerin aslında bir amacı var, çiftini bekliyor, arıyor, kolluyor ve ortalığı kolaçan ediyor biliyor musunuz? Mutlaka denemelisiniz, böyle bir sahneyle karşılaştığınızda ufak bir taş parçasını sineğin yakınına eğik atış misali gönderdiğinizde hızlı bir hareketle peşinden gidip sonra tekrar ansızın eski bulunduğu konuma gelerek askıda kaldığını göreceksiniz. Bu onun için yanlış alarm niteliği taşır, boşa kurşun sıktığını görünce tekrar eski pozisyonuna geri döner. Mesela bu aylarda havalar ısınıyorken daha sık rastlama ihtimaliniz yüksek, bir çöp, hayvan leşi veya su birikintisi gördüğünüzde mutlaka etrafa bir göz atın, yüksek ihtimalle sevişmeye susamış sineklerden göreceksiniz.
  10. Bir cismin ağırlığı, dünyanın o cisme uyguladığı yerçekimi kuvvetidir. Bu nedenle dünyanın kendi ağırlığından bahsetmek biraz anlamsızdır. Dünyanın ağırlığı bir başka kuvvet tarafından çekildiğinde söz konusu olabilir. Bir cismin kütlesi ile ağırlığı arasındaki fark da buradadır. Dünyada bir kilogram ağırlığında olan bir cisim Ay'da tartıldığında altıda biri kadar gelir ama o cismin kütlesi her iki yerde de aynıdır. Bir cismin kütlesi mesafe ve kütlesi bilinen bir başka cisimle arasındaki çekme gücüne göre hesaplanabilir. Bu şekilde hesaplanan dünyanın kütlesi 5,98 sekstrilyon (yirmi bir sıfır) tondur. İnsan nüfusunun artmasının, yeni bitkilerin oluşmasının bu kütleye etkisi sıfırdır. Yeni canlılar dünyada zaten var olan atom ve moleküllerden yapıldıklarından yoktan var olmazlar (topraktan gelip toprağa gitmek). Dünyanın kütle değişimini etkileyecek iki ana unsur vardır. Uzaydan gelen göktaşları ile atmosferden uzaya kaçan bir takım hafif elementler. Dünyanın kütlesi en sağlıklı olarak Ay'ın yörüngesine göre hesaplanır. Ancak dünyaya gelen ve gidenler toplam kütle içinde Ay'ın yörüngesini etkileme açısından o kadar az yer tutarlar ki en hassas ölçümlerde bile dünya azaldığını mı yoksa arttığını mı söyleyebilmek mümkün olamaz. Araştırmacılar bu konuda ikiye ayrılmış durumdalar. Birinciler dünya yüzeyine her sene 10 bin ila 100 bin ton arası ve toz düştüğünü, bu nedenle her yıl dünyanın kütlesinin yanaşık 50 bin ton arttığını ileri sürüyorlar. Ne var ki dünyamıza seçmiş ömrü boyunca yani 4,5 milyar yıl süresince düşen göktaşı ve toz miktarının toplam 225 trilyon ton olan ağırlığı dünyanın kütlesinin 0,000004'ünü bile geçmiyor. İkinci görüşe göre atmosferimizde gaz molekülleri devamlı hareket halindedirler. 700 kilometre yükseklikten sonra başlayan 'exosphere' tabakasında yoğunluk o kadar düşüktür ki hidrojen ve helyum gibi çok hafif atomlar buradan uzaya kaçabilirler. Hidrojen atomları zaten zaman içinde uzaya kaçmışlardır. Sürekli olarak radyoaktif çürümelerle yeryüzünde üretilen helyum atomları ise atmosferin en üst tabakasından uzaya kaçmaya devam etmektedirler. Bunun yıllık miktarının 1,4 milyon ton olduğu ileri sürülüyor. Bu miktar gelen göktaşı ve toz miktarının yanında o kadar büyüktür ki dünya kütlesinin her yıl l ,4 milyon ton azaldığı söylenebilir. Her iki görüşün doğruluğu da sağlıklı ölçümlerle ispatlanamamıştır. Doğru oldukları kabul edilse bile Güneş ile birlikte 5 milyar yıl sonra ömrünü dolduracağı hesaplanan dünyamızın kütlesinin yanında hiçbir zaman kayda değer bir oran oluşturmayacaklardır.
  11. Geceleri oluşan kramplar genellikle bacağımızda ortaya çıkar. Peki neden? Kramplar aniden ortaya çıkan, acı veren, şiddetli kas kasılmalarıdır. Vücudun herhangi bir bölgesindeki kas dokularında ortaya çıkabilen bu kasılmalar birkaç saniye ile birkaç dakika arasında devam edebilir. Kaslar kasılıp gevşeyerek vücudumuzun hareket etmesini sağlayan dokulardır. Ancak istemsiz olarak kasılıp belli bir süre gevşemediklerinde kramplar oluşur. Kaslardaki yorgunluğun, sinirlerdeki işlev bozukluklarının, kan dolaşımındaki problemlerin ve vücut sıvılarında bulunan bazı kimyasal maddelerin miktarındaki düzensizliklerin kramplara neden olduğu düşünülse de krampların sebebi ve nasıl oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Geceleri oluşan kramplar genellikle bacağımızda ortaya çıkar. Bu tür krampların istemli hareketlerden sorumlu sinir hücrelerinin istemsiz bir şekilde aşırı uyarılmasından kaynaklandığını gösteren çalışmalar var. Bazı bilim insanları uyurken ayakların genel pozisyonunun baldır kaslarının kısalmasına neden olduğunu, bu durumun sinir hücrelerinin uyarılmasının engellenememesine yol açtığını düşünüyor. Diğer bir görüş ise günümüzdeki yaşam tarzı nedeniyle bacak kaslarının daha az kullanılmasının bu durumun nedeni olduğu. Bacak kaslarında ortaya çıkan krampların diğer bir nedeni kas yorgunluğu. Kasların aşırı kullanılmasının sinirlerin hasar görmesine ve sinirlerde işlev bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olduğu düşünülüyor. Genel olarak sıvı kaybının ve vücut sıvılarındaki bazı kimyasal maddelerin (örneğin sodyum, potasyum, magnezyum) miktarındaki azalmanın sinirlerin ve kasların uyarılmasında etkili olduğu bilinir. Ancak gece ortaya çıkan krampların sıvı kaybıyla ve vücut sıvılarındaki bazı maddelerin miktarındaki düzensizlikle ilişkili olduğu düşünülmüyor.
  12. İngiliz yönetiminde olduğu zamanlarda Hindistan’da zehirli kobraların sayılarının artarak ciddi bir sorun haline gelmesi üzerine İngiliz yönetimi her ölü kobraya para verileceği vaadiyle halktan zehirli kobraları yakalamasını ister. önceleri çok iyi gidiyorken bazı cin fikirli Hintlilerin aklına “ormandan kobra yakalayacağız diye uğraşacağımıza çiftlik kuralım kendimiz yetiştirelim” düşüncesi gelir. Nasıl olsa her ölü kobra başına para alıyorlardır. böylece çiftlikte yetiştirilen kobralar teslim edilmeye başlanır ancak gelen kobra sayısının birden artmasından kıllanan İngilizler olayı araştırarak durumu öğrenirler ve para ödülüne son verirler. kobralara para verilmeyeceğini öğrenen çiftlik sahipleri ise bedavaya niye besleyeceğiz bunları diyerek ne kadar kobra varsa salarlar ortalığa ve öyle ki kobra sayısı kampanya öncesinden daha fazla duruma gelir. Amacı dışında kullanılan silahın geri tepmesi durumuna “kobra etkisi” ismi verilir. Bu olaydan sonra bir düşmanla savaşmak için dürüst mücadele yerine aracı kullanılması sonrası olayın daha da çığırından çıkması, kullanılan silahın geri tepmesi durumuna “kobra etkisi” ismi verilir. benzer bir durum Fransız kolonisi olduğu yıllarda Vietnam’da da yaşanır. farelerden bunalan Fransız Hükümeti de fare başına ödül koyar ve ölü fareler yerine “fare kuyruğu getirin yeter” der. işler bir süre iyi gider ama bir bakarlar ki ortalıkta bir sürü kuyruksuz fare dolaşmaktadır. meğersem halk yakaladığı farenin kuyruğunu kestikten sonra üremeye devam etsin diye yine serbest bırakmaktadır.
  13. Saçın kimyasal yapısı aynı olmasına rağmen, bazı insanların saçlarının düz bazılarının ise kıvırcık olmasına sebep olan şey nedir sorusu akla gelebilir. Saçımızın dokusu göz rengimiz gibi genetik olarak belirlenen fiziksel özelliklerimizden. Ancak saçın kimyasal yapısı aynı olmasına rağmen, bazı insanların saçlarının düz bazılarının ise kıvırcık olmasına sebep olan şey nedir sorusu akla gelebilir. Saç büyük oranda ipliksi yapıdaki proteinler olan keratinden oluşur. Saçımızın yanı sıra derimizin ve tırnaklarımızın temel bileşeni olan keratin proteinlerinin farklı türleri vardır. Makro ölçekte moleküller olan keratin proteinlerinin yapı taşı olan ve monomer olarak isimlendirilen molekül birimleri kimyasal bağlarla birlerine bağlanarak uzun ipliksi yapıyı oluşturur. Keratin proteinlerinin yapısındaki sistein amino asitlerinin yapısında kükürt atomları bulunur ve sistein amino asitleri yapısında kükürt bulunan diğer moleküllerle güçlü kimyasal bağlar oluşturabilir. Sistein amino asitlerinin saç telinin farklı bölümlerindeki sistein moleküllerine bağlanması saçın kıvrılmasına neden olur. Saçın kalınlığı ve dokusu saç kökünün şekline ve büyüklüğüne bağlıdır. Örneğin düz saçların kökleri küresel şekildeyken, kıvırcık saçların kökleri ovaldir. Asimetrik ve yassı şekilli saç kökleri saç telinin kıvrılmasına neden olur. Saç kökünün derinin içinde nasıl yönlendiği de saçın dokusunu etkiler. Düz saçların kökleri genellikle derinin altında dikey şekilde yönlenir. Kıvırcık saçların kökleri ise derinin altında kıvrılmış şekilde bulunur. ikincil bir okuma için tercihen: https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/sacin-kivircik-olmasina-sebep-olan-sey-nedir KAYNAK Time VİA Popular Science
  14. Oksijen yettiği sürece herhangi bir kattan düşmesi kedi için fark eden bir olay değildir. Bir çok hayvanın ulaşabileceği maksimum hızdan sonra ölüme yol açması gibi kediler içinde ulaşılabilecek maksimum hız 100 km’dir. 100 km hızın altındaki düşüşler kediler için pekte zor görünmemektedir. Açılan bacakları bir paraşüt edasıyla toprakla buluşur ve küçük sıyrıklarla olaydan kurtulabilir. 30. kattan düştüğü halde zarar görmeyen kedilerin bir çok yerde kanıtları bulunmaktadır. Düştüğü yükseklik oldukça fazla olmasına rağmen küçük sıyrıklar ile ayrıldıkları bu kazadan farklı deneylerde yok değil. 46. kattan atılan bir kedi yine hayatını kaybetmemiştir. Bir deney uğruna uçaktan 244 metre yükseklikten atılan bir kedi yine ölmeden yaşamını devam ettirebilmiştir. Amerika'da yapılan araştırmada ise birbirinden ilginç veriler elde edilmiştir. Yaklaşık 130 kedi düşme vakasını inceleyen yetkililer ortalama 5.5 kattan düşen hayvanların ciddi yaralar aldığını fakat hayatta kalmayı başardıklarını göstermiştir. Fakat 7. kata kadar olan düşmelerde kediler katların yükselmesine paralel olarak yaralanma olayları artmıştır. 7. kattan sonra meydana gelen düşmelerde ise katın yükselişine paralel olarak yaralanmalar azalmıştır. Yani 7. kattan sonra bir kedi ne kadar yüksekten düşerşe düşsün hayatta kalma şansı o kadar artmaktadır. KAYNAK: Wired VİA : WebMD
  15. Kedi dışkısında bulunan ve insanda çeşitli hastalıklara neden olabilen bir parazit, aşırı kedi sevgisi ve aşırı kedi edinme davranışına neden olabiliyor. Toxoplasma gondii adlı canlı, kedilerin sindirim sisteminde yaşayan bir parazit. Araştırma , bunun nasıl olduğunu tam olarak açıklayamasa da bu parazitin, farenin; “kediden kaçınma” davranışını bozduğunu iddia ediyor. Araştırmacılar bunu parazitin kediye ulaşma arzusuna bağlıyor. Çünkü parazit sadece kediler üzerinde gelişip, çoğalabiliyor. Parazit insanlarda da çeşitli hastalıklara neden oluyor. Erken doğum, düşük bunlardan ilk ikisi.. Araştırmacılar, kanıtlaması zor olsa da başka iddialarda da bulunuyor. ‘Aşırı’ kedi severlik ve yetişkinlerde şiddete yönelim.. Bu paraziti almak için kedi okşamanız şart değil. Yıkanmamış sebzeler ya da kedi kumu ile uğraşmak onu almanıza neden olabiliyor. İlginç olan bir başka şey ise Dünya insan nüfusunun 1/3’ünün bu parazit tarafından zaten etkilenmiş durumda olması. Bu toxoplasma paraziti çalışması halen erken safhalarında.. Fakat aynı grup, bu parazitin şizofreniye sebep olduğunu da iddia etti. <Sevimli kedileri bu derece zan altında bırakmadan önce bildirmeliyiz ki; bazı bilim insanları güçlü bir bağışıklık sisteminin bu paraziti hızlıca uzaklaştırdığı görüşündedir..>

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz. Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

Bilim Günlüğü internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır. Yer Sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

Yer Sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız buradan iletişime geçerek bildirebilirsiniz. 

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.

×
×
  • Yeni Oluştur...