Bilim Günlüğü
Yeni nesil veliler ve davranışları

Okullar açıldı, peki yirmi birinci yüzyıl velisi ne durumda?

Yirmi birinci yüzyıl velisi olarak nasıl iyi ve eğitimli çocuklar yetiştirebiliriz? Öncelikle Türkiye’de veli kavramının nasıl algılandığına bir bakalım..

Teknolojik Gelişmeler ve yirmi birinci yüzyıl velisi ile ilgili son durum nedir?

Tarihte bir ilk yaşanıyor. Tarih boyunca ilk defa çocuklar belli konularda büyüklerinden fazla şey biliyorlar.

Tarih sürecinde şimdiye dek, hep küçükler büyüklerinden öğrene geldiler. Nerde; Nasıl ateş yakacaklarını, nasıl avlanacaklarını daha sonraları nasıl buğday yetiştireceklerini, nasıl ata binip kılıç kullanacaklarını; Toplumun genel kuralları olan örf ve adetleri öğrendiler büyüklerinden. 20. yüzyıl ise akıl almaz teknolojik gelişmelerin sonucunda farklı bir çehre ile çıktı karşımıza ama yine de değişen fazla bir şey olmadı yine nesilden nesile aktarım vardı, Artık; erkekler arabayı nasıl kullanacaklarını hayata atılırken nelere dikkat etmeleri gerektiğini, askerlik ile ilgili tavsiyeleri, kızlar ise nezaket kurallarını ev işlerini öğrendiler ana babalarından.

Yeni nesil veliler ve davranışları
Yeni nesil veliler ve davranışları

21. yüzyıla 10 kala her şey birden değişmeye başladı. Teknoloji o kadar hızlı ve baş döndürücü bir şekilde gelişmeye başladı ki büyükler buna yetişemedi. Tabiatı gereği doğuştan meraklı olan nesillere ise bu baş döndürücü gelişmeler çok ilginç geldi ve onu yakından takip ettiler. Cep telefonları, bilgisayarlar, mp3 ler, DVD ler ve daha neler neler… 80 ve 90 doğumlu nesiller artık zamane çocukları olarak adlandırılıyor ve ne kadar çok şey bilip yapabilecekleri velileri tarafından kestirilemiyordu.

Evet tarihte bir ilk yaşanıyordu; zamane çocukları belli konularda ebeveynlerini geçmişti ve çocuk belli konularda ana babalarından daha çok şey bildiği için artık farklı konularda da anne babasına danışmama eğilimi gösteriyorlardı. Bilgisayar, cep telefonu, İnternet onun hayatına girmişti ve bir başkasına ihtiyaç bırakmıyordu .
Anne babalar arasındaki en popüler türkü de “bu çocuğu anlamıyorum” türküsü olmuştu. Zaten çocuklar da “şu büyükleri anlamak mümkün değil, kimse beni anlamıyor” cümlelerini sıkça telaffuz eder olmuşlardı.

Hal böyle iken bu çocukları yetiştirmek de gittikçe zorlaştı. Eskiden anne babalar çocuklarını geleceğe yönelik rahatlıkla yönlendirebiliyorlarken bu zaman içinde değişti. Çocuklar öyle meslekler telaffuz ediyorlardı ki çoğu veliler bu mesleklerin değil ne işe yaradıklarını bilmek, bir çoğunun adlarını bile ilk kez duyuyorlardı.

Yeni nesil öğrenciler
Yeni nesil öğrenciler

21. yüzyıl işte böyle bir çehre ile karşımıza çıktı. Çocuklarımıza teknolojik gelişmeler konusunda yetişemeyeceğimize göre neler yapmalıyız. 21. yüzyıla nasıl iyi ve eğitimli çocuklar yetiştirebiliriz?
Öncelikle Türkiye’de veli kavramının nasıl algılandığına bir bakalım;

Türkiye’de veli kavramı, öğretmenlere veli toplantılarını neden daha sık yapmıyorsunuz diye sorduğunuzda en az %90’ından şu yanıtı alırsınız. “Senede bir defa yapıyoruz adam ona bile gelmiyor, daha sık yapsam ne işe yarar ki?”

Böyle bir savunmanın haklı olduğu yönler olabilir ancak olaya sanıyorum bir de veli penceresinden bakmak gerekiyor.

Madalyonun diğer yönünü çevirip aynı soruyu veli nazarından şöyle sorsak; “Okulun yaptığı toplantılara neden katılmıyorsunuz?” desek sanırım velinin ilk tepkisi “Toplantı mı varmış, ne zaman? Yahu böyle şeylerden bizi hiç haberdar etmiyorlar.” Diyebilecekleri gibi sanırım bir kısmı da “Toplantıya neden gideyim ki” ile başlayan şu tür savunma içerikli cümleler kurarlar;

  • Zaten bizim oğlanın durumu kötü, ne değişecek?
  • Zaten toplantının hiçbir faydasını görmedik ki.
  • Zaten toplantıya ya para istemek ya da “niye toplantılara gelmiyorsunuz” azarını atmak için çağırıyorlar.
  • Ben sekiz sene okudum babam bir okula başlarken geldi o kadar.

Yaşamımızın bir çok alanına sirayet etmiş “Sorumluluğu başkasına atma” hastalığının neticeleri işte böyle oluyor. Nedense toplum olarak bizler böyleyiz. Öğretmen suçu veliye veli ise öğretmene öğrenci ise duruma göre ya öğretmene ya da veliye atabiliyor. Kendi sorumluluklarımızı üstlenmiyoruz. Nedir bu bizdeki suçlu arama merakı?

Öğretmen, çocuğun ailesi nasıl olursa olsun “Benim öğrencim” deyip sahiplenmeli ve kendi sorumluluklarını yerine getirmeli. Veli toplantısını hangi sıklıkta yapması gerekiyorsa yapmalı. Gelen veli sayısı 3-5 i geçmese bile onlara doyurucu bilgi verdiğinde diğer velilerin de yapacağı bir sonraki toplantıya gelme olasılığının daha fazla olacağını unutmamalıdır.

Veli “Benim çocuğum” deyip sahip çıkmalı ve “Okula gidiyor işte orada maaş alan öğretmeni var o ilgilensin” düşüncesinden kurtulmalıdır. “Zaten bizim oğlanın durumu kötü, ne değişecek?” derseniz o zaman çocuğunuzda gerçekten hiçbir değişiklik yok. Unutmayın çocuğunuzdan herkes ümidini kesebilir ama siz anne baba olarak asla ümidinizi kesmemelisiniz.

“Ben sekiz sene okudum babam bi okula başlarken geldi o kadar.” Gibi bir –savunma yapan veliye şu sorulmalı. “Babanız veya annenizin sekiz yıl boyunca okula gelmediğini söylüyorsunuz peki gelmesini istemez miydiniz?”

Kötü veli yoktur ancak çocuğunun gereksinmelerine yetersiz kalan ya da ona yanlış davranan veli vardır. Yani iyi ya da kötü veli yoktur, belli davranışları doğru ya da yanlış olan veli vardır.

Aşağıdaki tabloya bakarak sizler de hangi konularda doğru hangi konularda yanlış bir tutum içinde olduğunuzu anlayabilirsiniz.

Doğru Veli - Yanlış Veli Tablosu
Doğru Veli – Yanlış Veli Tablosu

 

Başarılı Öğrencinin Velisi Çocuğuna Nasıl Davranmalıdır?

Bizde karne hediyesi diye bir alışkanlık var. İyi niyetlerle ortaya çıkmış ancak kullanma şekli nedeniyle zaman içinde olumlu değil olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Meşhur bir hikaye vardır. Adamın bir oğluna sen adam olamazsın demiş. Aradan yıllar geçmiş adamın oğlu o yörenin kaymakamı olmuş ve babasını makamına çağırtmış. “Bana adam olamazsın demiştin, bak gördün mü ben buraların kaymakamı oldum.” Deyince adam gülümsemiş ve oğluna dönerek “Ben sana Kaymakam olamazsın demedim ki. Ben sana adam olamazsın dedim. Adam olsaydın babanı ayağına getirtmez elimi öpmeye evime gelirdin” demiş.

Çocuğumuz okuyup bir yerlere gelebilir. Ancak hayırsız olduktan sonra ne kıymeti var değil mi? Çocuğumuzun gelişiminde notları karneyi bu kadar öne çıkarmanın manası var mı sizce? İstediği kadar notları iyi olsun davranışlarını düzeltmedikten sonra okusa ne faydası var? Yunus ’un değimiyle “Sen kendini bilmezsin bu nice okumaktır.” Çocuğumuzun gelişiminde karne önemli değildir demiyorum. Benim üstünde durmaya çalıştığım karneden ve notlardan daha önemlisi çocuğumuzun karakter gelişimi. Karneye hediye alıyoruz da güzel davranışlarını niye yeterince taktir etmiyoruz? Çocukla karşılaşan bir büyüğü çocuğa nasılsın demiyor derslerin nasıl diye soruyor. Yani dersleri o kadar önemli ki kendisinin nasıl olduğunun önüne geçebiliyor.

Karne tabi ki taktir edilmeli ancak karneden daha fazla çocuğun çalışma davranışı taktir görmeli. Çocuğunuz bir sınava hazırlanmadan girip de 5 aldığında “Vay be aslan oğlum çalışmadan bile 5 alıyor” derseniz o çocuğun çalışmama ihtimalini arttırmış olursunuz. Çocuk şöyle düşünür. “evet ben çalışmadan bile 5 alabiliyorum . kimler çalışır? Kafası çalışmayanla. Halbuki ben zekiyim niye çalışayım ki? Çocuğumuzun sınavlardan beş almasını önemseyin ancak ondan daha fazla çalışma davranışını yani çalışıp çalışmadığını önemseyin. Karneyi bekleyip ona hediye almak yerine yoğun ve düzenli çalıştığı bir sınav haftasının ardından “Sınavlara bu kadar düzenli çalışman çok hoşuma gitti gel seninle şu çok istediğin uzaktan kumandalı arabayı alalım” diyebiliriz.

Beklenen şey ödül olma vasfını yitirir. Ödül beklenmedik zamanda olumlu davranışların sonucu olarak verildiğinde işe yarayacaktır. Aksi halde çocuk elini cebine koyup “Karneme hepsi beş geliyor bana ne alacaksınız” türünden ukalalık gösterileri yapabilir.

Başarısız Öğrencinin Velisi Çocuğuna Nasıl Davranmalıdır?

Büyükçe bir havuz kalın ancak diğer tarafı net gösteren bir cam ile ortadan ikiye bölünür. Havuzun bir tarafına köpek balıkları diğer tarafına ise köpek balıklarının yiyebileceği büyüklükte başka balıklar konur. Köpek balıkları diğer taraftaki balıkları yiyebilmek için defalarca cama çarpar ve kırmaya çalışırlar. Uzun denemelerin sonunda artık denemeden vazgeçtikleri gözlenir. Aradaki cam balıkların hissedemeyeceği şekilde yavaşça kaldırılır. Bilim adamları gözlemlerine devam ederler. Köpek balıklarından hiçbiri daha önce cam olan yere doğru yönelip geçip geçemeyeceklerini test etmezler. Ta ki uzun bir süre sonra tesadüfen biri geçene kadar. İşte bilim adamları bu duruma öğrenilmiş çaresizlik adını vermişler.

Çocuklarımız da defalarca deneyip başarısız oldukları konularda belli bir zaman sonra öğrenilmiş çaresizlik geliştirirler ve deneyip başarısız olmayı göze almaktansa hiç denememeyi tercih eder duruma geliyorlar.

Çocuklarımızın öğrenilmiş çaresizlik geliştirmemeleri için anne babaya ve öğretmenlere büyük görev düşüyor. Öğretmenler sınıf içindeki dengeleri iyi ayarlamalı sınıf içinde herkese bildiği düzeyde cevaplayabileceği sorular sormalıdır. Öğretmen öğrencisine hiçbir zaman onu köşeye sıkıştırmak için soru sormamalı. En kötü öğrenciye bile onun bileceği sorular sorduğunuzda derse kazandırmış olursunuz.

Anne baba çocuğuna “ne kadar beceriksizsin” derken bir daha düşünmeli, ona boyunu aşan başaramayacağı baştan belli olan görevler verirken bunu aklının süzgecinden bir kez daha geçirmelidir. Başarabileceği küçük adımlarla hareket edilirse sonundaki büyük işi de başaracaktır. Ancak çocuğa direk olarak boyundan büyük hedefi gösterirseniz, başaramamalara sonucunda öğrenilmiş çaresizlik geliştirecektir.

Her çocuğun zekasının farklı yönleri daha güçlü olabilir. Bizim toplumumuzda genellikle sayısal zekası önde olan çocuklar zeki kabul edilirler. Sözel zekası ön planda olan ise kendini gösterme şansı bulamaz. Karnede ilk bakılan notların başında matematik gelir. Baba matematiğe bakar ve kızına dönüp der ki;

“Bu ne böyle matematiğin 3 Fen bilgisi 2 gelmiş”

Çocuk mahcup bir ifade ile “ Ama baba baksana Türkçe, Sosyal bilgiler vs. hepsi beş”

Baba “Bak bide cevap veriyor” diyerek çocuğu azarlar. Çocuğu anlamayan baba babalık vazifesini yaptığını düşünür. Çünkü ona göre çocuğa bağırıp azarlamakla o vazifesini yapmış oldu. Belki o çocuk büyük bir yazar olacaktı belki o çocuk sosyolog veya psikolog olacaktı ama babası sırf sayısal alanla ilgilendiği için çocuğunun bu yöndeki yeteneğini göremedi ve çocuğun öğrenilmiş çaresizlik geliştirmesine neden oldu.

SONUÇ OLARAK…

Anne ve baba için iyi bir çocuk yetiştirmenin ilk basamağı; çocuğun davranışlarından, çevreden ve okuldan önce kendilerinin birinci derecede sorumlu olduklarının bilincine varmalarıdır. Bu bilinçte olmayan anne baba çocuk eğitimi konusunda ne kendini geliştirir ne de çocuğunun gereksinmelerine duyarlı olur.

Nasıl iyi veli olunur? Diye sorulduğunda bunu keskin hatlarla çizmek pek kolay değildir. Yazıda da belirttiğimiz gibi iyi veli ya da kötü veli yoktur. Sadece belli davranışları doğru ya da belli davranışları yanlış olan veliler vardır.

Her bir anne baba çocuğunu güzel yerlerde görmek ister. Bunun için çabalar durur. Doğru davranışlarımızın sayısını arttırabilir yanlışları azaltabilirsek iyi veli olma yolunda önemli bir mesafe kat etmiş olacağız.

Hakan METAN
Psikolojik Danışmanı
GB arşivinden..