Yüksek Sesle Konuşanlar Daha Çok Hastalık Yayıyor

Öksürme ve hapşırma havaya büyük, çok sayıda mikroskobik parçacık verir ve her ikisi de patojenler taşıyabilir.

Yüksek Sesle Konuşanlar Daha Çok Hastalık Yayıyor
Yüksek Sesle Konuşanlar Daha Çok Hastalık Yayıyor

Grip mevsiminin zirvesinde, birçok kişi çevresindeki öksüren kişilere veya çalışan kişiler iş arkadaşlarına, öğretmenler öğrencilere karşı dikkatli olur.

Çoğu insan hapşırırken veya öksürürken ağzını örtmeyi bilir, ancak birçoğu konuşmanın benzer bir etki yarattığını bilmez. Oysaki soğuk algınlığı ve grip gibi hava yoluyla yayılan hastalıklar bazen kişinin konuşmasıyla bile havaya yayılır. Sadece nefes almak ve konuşmak bile çevreye akciğerlerde ve boğazda üretilen ve potansiyel olarak virüs taşıyabilen küçük solunum damlacıkları yaymaktadır.

Hastalık kontrol merkezlerine göre, her yıl influenza (grip) gibi hava kaynaklı hastalıklar milyonlarca kişiyi enfekte etmekte ve 200.000 ila 800.000 kişi hastanelerde yatmaktadır.  Bu hastalıkların nasıl yayıldığını öğrenmek, mücadele yolunda atılacak ilk adımdır. Havaya yayılan aerosollerde virüs ve bakteriler bulunur.

Öksürme ve hapşırma havaya büyük, kolayca görülebilir damlacıklar ve çok sayıda mikroskobik parçacık verir ve her ikisi de patojenler taşıyabilir. Nefes alma ve konuşma sürekli olarak gerçekleşebileceği için, daha seyrek görülen öksürük ve hapşırmaya göre daha yüksek bir hastalık bulaştırma olasılığına sahip olabilir. Bulaşıcı hastalıkların yayılmasıyla ilgili önceki çalışmalar, konuşmayı önemli bir parçacık emisyon (yayılma) mekanizması olarak tanımlamış, ancak konuşma yüksekliğindeki farklılıkları hesaba katmamıştır.

Ses Yüksekse Daha Fazla Parçacık Yayılır

Davis Kaliforniya üniversitesinde (UC Davis) yapılan yeni bir çalışma daha yüksek sesle konuşan insanların havaya daha fazla parçacık yaydıklarını, ses yüksekliğinin hastalıkların havada yayılmasında potansiyel bir faktör olduğunu bulmuştur. Profesör William Ristenpart'ın grubundaki kimya mühendisliği doktora öğrencisi Sima Asadi tarafından yönetilen çalışma, diğer faktörlerin yanı sıra konuşma sırasında parçacık yayılımını ses yüksekliğinin bir fonksiyonu olarak ele almış ve 2019’da Kasım ayında yapılan Akışkanlar Dinamiği Bölümü toplantısında bir model olarak sunulmuştur.

Mekanik ve havacılık mühendisliğinde seçkin Profesörü Anthony Wexler, Kaliforniya Davis Üniversitesinde inşaat ve Çevre Mühendisliği profesörü Chris Cappa ve dilbilim yardımcı doçent Santiago Barreda ile New York, Mount Sinai'deki Ichan Tıp Fakültesi doçenti Nicole Bouvier,  Asadi’nin işbirliği yaptığı kişiler arasında yer almıştır.

Bazı hastalıklar hava yoluyla yayılır.

Asadi, araştırmalarına, konuşma sırasında parçacık emisyonu (yayılması) üzerinde çok fazla çalışma yapılmadığını ve yapılan çalışmaların tutarsız sonuçlar verdiğini fark ederek başlamıştır. Bu araştırmada daha öncekilerden farklı olarak daha kontrollü bir ölçüm yapılmış, konuşmanın ses şiddeti kontrol edilmiştir. Daha çeşitli aktiviteler de gerçekleştirilmiş ve daha da önemlisinin, parçacık emisyon oranı olduğu anlaşılmış, daha yüksek konuşulduğunda, ne söylendiği önemli olmaksızın daha fazla parçacık yayılacağı gösterilmiştir.

Araştırmanın önemli bir sonucu, konuşmanın grip gibi hastalıkların bulaşması için hapşırma ve öksürme kadar önemli olduğudur. Nefes alırken veya konuşurken, damlacıklar çıplak gözle görülemez çünkü mikron boyutundadır ancak yine de virüs taşıyacak kadar büyüktür. Ses şiddeti yüksekse havaya daha çok partikül yayılır.

Süper Yayıcılar

Asadi'nin araştırması, daha yüksek sesle konuşmanın daha fazla parçacık yaydığını bulmanın yanı sıra, “süper-emitörler” ya da “süper yayıcılar” denilen, genel olarak konuşurken daha fazla parçacık yayan ve diğer insanları daha fazla enfekte eden bir grup insanı da tespit etmiştir.  Bu grup, aylar geçtikten sonra bile, çalışmadaki muadillerinden daha fazla aerosol parçacıkları üretmiştir ancak araştırmacılar bu insanların neden süper yayıcı olduğundan emin değillerdir çünkü yaş, cinsiyet, ağırlık, vücut kitle indeksi ve akciğer kapasitesi olası faktörler gibi görünmemektedir ancak insanların bu alt kümesini bilmek diğer hastalık bulaşma araştırmalarında rol oynayabilir. Bu hipotezin daha çok üzerinde çalışılmaya ve test edilmeye ihtiyacı olsa bile bu çalışmanın hava yoluyla bulaşan hastalıklarla ilgili gelecekteki araştırmaların temelini oluşturduğunu düşünülmektedir.

Geçici Girdap Difüzyon Modeli

Hastalığın bulaşmasının klasik modellemesi, bir odadaki tüm havanın mükemmel bir şekilde karıştığını varsayan Wells-Riley modelini kullanmıştır. Wells-Riley modeli ekspiratuar (verilen nefesteki) damlacıkların konsantrasyonu veya havaya salınan virüs üzerinde zamanın veya yerin bir fonksiyonu olmadığını varsayar. Buna karşılık Asadi’nin çalışma modelinde konsantrasyon üzerinde zamanın ve yerin bir fonksiyonu olduğu ele alınmıştır. Enfeksiyon kaynağına yakın olunduğunda havadaki parçacıkların yüksek konsantrasyonlara sahip olması beklenmektedir.

Hastayken alçak sesle konuşmak hastalık etkenlerinin çevreye dağılmasını önlemek için bir çözüm olabilir.

Yayılan aerosollerin nasıl yolculuk edebileceğini görmek için Asadi, iç mekân ortamlarındaki dağılımı daha doğru bir şekilde yakalayan geçici bir girdap modeli kullanmıştır. Daha yüksek damlacık konsantrasyonu tipik olarak daha yüksek bir patojen yüküne ve dolayısıyla daha yüksek bir enfeksiyon yayma olasılığına sahip görünmektedir. Asadi, geçici girdap difüzyon modelinde oluşturulan şöyle bir örnek olasılık vermektedir: Bir kaynağın dörde dört metrelik bir odanın merkezinde olduğu ve 60 dakika konuştuğu düşünülürse konuşmacının bir metre uzağındaki insanların yüzde on hastalığa yakalanma olasılığı vardır.

Hastalık bulaşma olasılığı için bu model, iç mekânda olmaları şartıyla sayısız durum ve çeşitli ekspirasyon aktivitesi gerçekleştiren insan gruplarına uyacak şekilde değiştirilebilir. Şu anda parçacık emisyon oranı için sahip olunan veriler 18'den 45'e kadar olan insanlar içindir ancak çocuklar için veriler elde edilirse modele uygulanabilir. Daha büyük bir ortamda veya bir hastanede olan birden fazla kişi gibi vakalar da düşünülebilir ve çalışma bunların hepsini kapsayabilir. Farklı fonemlerin, kelimeleri ve cümleleri oluşturan ses birimlerinin parçacık emisyonu ile ne kadar ilgili olduğu üzerine araştırma da devam etmektedir. Grip mevsimlerinde eller sık yıkanmalı, öksürürken veya hapşırırken gerekli önlemler alınmalıdır.

Araştırma sonuçlarından yola çıkılarak son söz olarak şunlar söylenebilir: İçinde bulunulan grip mevsiminde, elleri düzenli olarak yıkamanın yanı sıra, herkes kendisi ve çevresinde bulunan kişiler için, yumuşakça, fazla bağırmadan, alçak sesle konuşmak ve büyük bir kutu kağıt mendil taşımak gibi bir iyilik yapabilir.