Ardılılık veya Süksesyon Nedir?

Ekolojik ardıllık, canlı yaşamı olmayan bir alanın zamanla bitki örtüsü oluşturması ve biyoçeşitlilik kazanmasını ifade eden bir kavramdır.

Ardılılık veya Süksesyon Nedir?
Ardıllık veya Süksesyon Nedir?

Ekolojik ardıllık, canlı yaşamı olmayan bir alanın zamanla bitki örtüsü oluşturması ve biyoçeşitlilik kazanmasını ifade eden bir kavramdır. Ekolojik süksesyon olarak da bilinir ve ifade edilebilir. Ekolojik ardıllık 2'ye ayrılmaktadır;

Birincil Ardıllık: Bir bölgenin bitki örtüsü ve biyoçesitlilik kazanmasını ifade eder.

İkincil Ardıllık: Yangın, erozyon gibi tahrip edici bir olay sonrası biyoçeşitliliğini yitiren alanın yeniden farklı türlerle biyolojik çeşitlilik kazanmasıdır.

Doğayı İnceleyin

Doğa sürekli bir kaos içindedir ve değişmektedir. Kendini yeniler, canlılık oluşturur, sonra bir şekilde tahrip olur ve sonra yine kendini yeniler. Eğer biz insanlar kalıcı bir zarar bırakmadan ilerleme göstermeye devam edebilirsek doğa çok daha uzun bir süre içinde canlılığı barındıracaktır. Milyar yıl önce, dahaca karalarda bitkilerin olmadığı zamanlarda doğa bunu başardı, yeryüzüne bitkiler yayıldı ve sonra diğer canlılar karalara akın etti, biyoçeşitlilik sağlandı.

Aslında belli bir alana veya taşlık bir alan üzerindeki yosunlara baktığınızda gördüğünüz görüntü Dünya'nın milyarlarca yıl önceki haliyle benzerlik taşır.

Çünkü yosunlar taşların üzerine yayılır, kayaç ufalanır ve ufalanan bu toprak, ilkel bitkiler dediğimiz canlılar bu toprak tarafından yüzeye tutunur. Sonra bu alana kısa ömürlü bitkilerin tohumları gelir ve onlar yetişir ve ölür. Her yetişen bitki arkasında besin elementleri bırakır.

Eskiden sadece bir taş olan bu toprağın üzerine bu seferde çok yıllık bitkiler gelir. Bu artık o alandaki biyoçeşitliliğin doruk noktasına ulaşmaya yakın olduğu anlamına gelir.

Ancak bu anlattığım süreç çok çetin bir rekabet ile belki binler, belki de yüz binlerce yılda gerçekleşmiştir ve durağan değildir.

Sonra o bölgeye bir şekilde istilacı diyebileceğimiz bitki türleri gelecektir ve yeniden bir rekabet başlayacaktır. Çayır ve meralık alanlara çıktığınızda anlattığımız bu olguları pek çok kez görmüş ancak fark edememiş olabilirsiniz.

Birincil Ardıllık Nedir?

İzlanda'da yosunlarla kaplanmaya başlanmış bir alan.

İzlanda'da yosunlarla kaplanmaya başlanmış bir alan.

Yukarıda yer alan fotoğrafta gördüğünüz gibi İzlanda'da bir çağlayanın çevresindeki kayalıklarda yayılım göstermiş yosunları görmektesiniz.

Yosunlar, likenler, algler ve mercanlar yeni bir alanda ilk ortaya çıkan canlılardır. İlkel canlılardır ve Dünya'nın ilk zamanlarından beri vardırlar. Bu türlere alana ilk gelen canlılar olduğu için öncü türler denilmektedir. Buraya gelen ilk türler kayaçları parçalama görevi görürler.

Öncü türler çok önemlidir. Toprak oluşumu yanı sıra, rüzgar, sel gibi doğal afetlere karşı oluşturdukları toprağın akıp gitmemesini sağlarlar, toprağı tuttururlar.

Ordu Yason Burnu'nda çektiğim kayalıklar üzerinde likenler. Görsel Telif: Koray Yılmaz/Bilim Günlüğü

Ordu Yason Burnu'nda çektiğim kayalıklar üzerinde likenler. Görsel Telif: Koray Yılmaz/Bilim Günlüğü

Parçalanan ve topraklaşan kayaçlara yeni bitki türleri gelmeye başlar. Bu süreç yüzyıllar sürebilir. Ardından bu alana otsu bitkiler akın etmeye başlar.

Bu bitkiler kısa ömürlüdür ancak doruk noktasına ulaşmak ve ekolojik dengeyi devamlı kılmak için önemlidirler. Ardından bölgeye çok yıllık bitkiler gelir, bunlar odunsu bitkilerdir ve boyları oldukça kısadır. Vejetasyon tam anlamıyla kurulmadığı için rüzgarlara ve sıcaklıklara karşı oldukça dayanıklıdırlar. Tabii ki bu değişim toz pembe değildir.

Her bitki eşit şartlarda topraktaki besinlerden ve güneşten yararlanamaz.

Son gelen odunsu bitkiler öncü türlerle rekabete girer, öncü türler güneş alamadıkları için ve diğer sebeplerden dolayı çürümeye, yavaş yavaş alandan uzaklaşmaya başlarlar.

Bu değiş tokuş klimaks vejetasyon oluşuna kadar devam eder.

İkincil Ardıllık Nedir?

İkincil ardıllık, birinci ardıllık kadar uzun bir süreyi içermez ve biyolojik çeşitlilik sıfıra inmez ancak tehlikelidir. Örnekler vererek anlatalım.

Öncelikle meralık alanlarımızdan bahsedelim. İnsanlar bir meralık alana besiciliğini yaptıkları hayvanları, meranın kapasitesinin üstünde olacak şekilde hayvan sokarsa ve herhangi bir otlama nöbeti tutmadan sürekli hayvanları otlatırsa döndürülmesi pek mümkün olmayan bir facialar zelzelesi oluşturabilir.

Erozyonu önleyen en büyük etken bitki örtüsüdür. Fotoğrafta da görüldüğü üzere bir kere başlayan erozyon sürekli devamlılık gösterecektir.

Bilinçsiz otlatma sonucunda meralık alanların klimaks vejetasyonu bozulacaktır. Bu sayede istilacı türler dediğimiz bitkiler alan kapma yarışına girip hızla üremeye başlayacaktır.

İstilacı türleri, bölgeye sonradan gelecek olan ve hayvanların tüketmeyi tercih etmediği bitkiler olarak düşünebilirsiniz. Tabii istilacı türlerin yayılmasından daha kötü olan diğer şey, alana istilacı türlerin yayılmasına fırsat bile kalmadan erozyonun başlaması olacaktır.

Erozyonu önleyen en büyük etken bitkilerdir ve biliyoruz ki erozyon bir kez başladığında kolay kolay durmaz. Bu sebeple bizlerin en çok korktuğu doğa olaylarının başında erozyon gelir. Hemen yukarıda da belirttiğimiz gibi erezyon başladıktan sonra toprağa yeni türlerin tutunması çok zordur.

Orman yangını sonrası gelişen ikincil ardıllık.

Dünya'nın hemen her yerinde yıkıcı orman yangıları sık sık gerçekleşir. Çoğu orman yangını doğaya uzun süreli kalıcı bir hasar bırakmaz.

Kalın bitki örtüsü temizlenir ancak toprağın yapısında bulunan bakteriler, mayalar, funguslar büyük oranda kurtulmuş olur ve toprak altında bulunan tohumlar yeniden filizlenebilir. Bu sebeple ikincil ardıllık birincil ardıllık kadar uzun sürmez.

Klimaks Vejetasyon

Bengal kaplanı ve doruk noktasına ulaşmış bir klimaks vejetasyon.

Klimaks vejetasyon hem birincil hem de ikincil ardıllığın son aşamasıdır. Bu aşamada odunsu ve otsu bitkiler beraber uyum içinde yaşamaya başlamış rekabet hafiflemiştir. Aynı şekilde böcek ve diğer canlı yaşamı da bu ortama adapte olmuştur.

Ekolojik Ardıllık Hakkında Son Söz

Elbette doğa sürekli bir değişim içindedir.

Yıkılacaktır, kendini tekrar onaracaktır ve bu döngüyü sürekli devam ettirecektir. Ancak doğanın bu döngüsünü devam ettirebilmesi için bizlerde insanlar olarak mücadele etmeliyiz.

Bilim ve fen doğrultusunda hayvan ve bitki tarımcılığını yapmalıyız. Yine aynı şekilde beton yapıları canımızın istediği yere dikmemeliyiz veya çevreyi kirletmemek için mücadele göstermeliyiz.

Doğa her ne kadar hayat bulsa da yukarıda da anlattığımız gibi çok yıkıcı olan afetler veya yangınlar sonrası vejetasyon oluşumu çok uzun sürebilmektedir. Dahası toprak yapısı bozulmakta, tüm özelliğini yitirmekte, kurak bir alana dönmektedir. Bu değişim doğanın kaotik yapısını durdurabilir.

Araştırın, öğrenin ve çevrenizdekilere anlatın.