Atalık Tohum Nedir?

Google'da atalık tohum konusunda erişeceğiniz bilgilerin birçoğu hatalı ve yanıltıcıdır.

Atalık Tohum Nedir?
Atalık Tohum Nedir?

Atalık tohum hakkında birçok spekülasyon mevcuttur. Google'da atalık tohum nedir şekilde yapacağınız bir araştırma sonucu erişeceğiniz bilgilerin %85'i hatalı ve yanıltıcıdır. Kulaktan dolma bilgiler içermektedir. Ben de tohumlar hakkında ayrı ayrı kapsamlı yazılar yazacağım ancak bu yazımda sadece atalık tohumun ne olduğunu ve ne olmadığını sizlere aktaracağım.

Tohumlar hakkında yazılan ve konuşulan yanlış bilgiler saymakla bitmez. Özellikle komplo teorisyenleri yeni nesil tohumlar ile büyük güçlerin insanları hasta ettiğini, kontrol altına almaya çalıştığını veya doğayı katletmek üzere olduğunu aktaran birçok yanlış bilgi verir.

Elbette ilk başta dediğimiz gibi bu bilgilerin hiçbir dayanağı yoktur ve hastalıklı şüphecilikten başka bir şey değildir. Eğer yeni teknikleri bırakıp atalık tohumları kullanalım diyen birilerini görürseniz oradan derhal uzaklaşın.

Atalık Tohum Nedir? Atalık Tohum Kullanmalı mıyız?

Atalık tohum dediğimiz kavram isminden de anlayacağınız üzere bir bitkinin atasını temsil eder. Atalık tohumlar bizler için birer mirastır ancak bu cümlem, günümüzde bir bitki türünün atasını kullanmamız gerektiği anlamını taşımıyor ve tarım arazilerimizde atalık tohumları kullanamayız... Bir bitkinin atası, onun daha ilkel veya diğer bir deyişle isteklerimizi karşılayacak özelliklere sahip olmaması demektir. Kısaca tarihten örnek verelim.

Ah O Eski Domatesler...

Bu cümleyi daha önce pek çok kez duymuş olmanız mümkündür. ''Ah o eski domatesler... Şimdikiler GDO'lu, hepsi tatsız canım''. Ben size farklı bir şey söyleyeyim; Daha önce hiçbir Osmanlı padişahının domates çorbası içemediğini biliyor muydunuz? Çünkü o zamanlar bugün elde ettiğimiz kırmızı, sulu ve tatlı domatesler bulunmuyordu. Peki bizler ne yaptık?

Islah çalışmaları yaptık, Mendel kanunlarından faydalanıp onları yiyebileceğimiz formlara dönüştürdük. Islah çalışmaları doğal seleksiyondan farklı olarak yapay seleksiyonu içermektedir. Türün üyeleri arasında en iyilerinin seçilip kendi aralarında melezleyerek daha üstün türlere veya çeşitlere ulaşmamızı sağlar.

Siz Karar Verin!

(Günümüzde domatesin atası diyebileceğimiz yabani domateslere bir de siz bakın.)

(Günümüzde domatesin atası diyebileceğimiz yabani domateslere bir de siz bakın.)

Fotoğrafta yabani domatesleri görmektesiniz. Bu domateslere günümüzde bulunan domateslerin atası diyebiliriz. Hatta bildiğiniz çoğu domates türü bu domateslerden geliştirilmiş olabilir. Gördüğünüz üzere günümüz domatesiyle hiçbir alakası yoktur ve biz bu domatesleri yine günümüz modern domatesleri ile melezleyip, 12 yıllık bir çalışmanın sonucunda günümüzün çeri domatesi türlerine ulaşmayı başardık. Şimdi asıl soruyu sizlere yöneltmek istiyorum; günümüz çeri domateslerinin atası olan fotoğraftaki domateslerinin mi tarımını yapmak isterseniz ve gıda olarak tüketmek istersiniz, yoksa modern çeri domateslerinin mi? Özellikle manavda bir marulun veya portakalın hafif şekil ve renk bozuklukları içermesi halinde, daha az kaliteli olanları almak yerine daha iyilerini aramaya yeltenen, manav reyonunu alt üst eden kişiler kesinlikle modern çeri domateslerini tercih edecektir.

Bu örnekler saymakla bitmez, bugün görmüş olduğunuz bitkiler puff diye bir anda ortaya çıkmadı, çoğu son 100-200 yılda geliştirilmiş türler ve çeşitlerdir.

Sahtekarlara Aldanmayın!

Geçen günlerde bir video ile karşılaştım. Tarımsal alanda hiçbir eğitimi bulunmayan gazeteci şahıs ''Elimdekiler 1945'den kalma siyah karpuzun atalık tohumları, bunları koruyalım, bunlar bizim kurtarıcımız'' şeklinde anlatımda bulunuyordu. Bu anlatımı yapan kişi, elindeki karpuzun veya günümüz karpuzunun çok uzun bir tarihi olduğunu düşünüyor sanırım. Oysa ki öyle değil.

Bugün tükettiğimiz karpuzun 150 yıllık tarihi ya var ya yok. 1600'lü yıllarda bile karpuz denilen bahçe bitkisi daha az sulu, daha çok çekirdekli ve daha az iç hacme sahipti. Tıpkı o dönemlerden kalma bir sanatçının eserinde yer aldığı gibi içleri büyük boşluklardan bulunuyordu. Ve tabii ki günümüz karpuzuna göre çok verimsizdi.

(1650'li yıllarda yapıldığı kayıtlara geçen Giovanni Stanchi'e ait şu tabloda yer alan karpuzlara da bir bakın. Günümüz tatlı, sulu, kırmızı karpuzları ile karşılaştırılabilir mi hiç?)

(1650'li yıllarda yapıldığı kayıtlara geçen Giovanni Stanchi'e ait şu tabloda yer alan karpuzlara da bir bakın. Günümüz tatlı, sulu, kırmızı karpuzları ile karşılaştırılabilir mi hiç?)

Tabii dahası var Eski Mısır'da, yani bundan 2 bin yıl önce karpuz dediğimiz meyve Hindistan cevizi kadar boyutu olmayan, tatsız tuzsuz, susuz, insanda enfeksiyona neden olan bir meyveydi. Muhtemelen o dönemin insanı karpuzu kıtlıkta kullanmak üzere yetiştiriyordu. Ancak günümüz karpuzu ile o dönemin karpuzu arasında dağlar kadar fark bulunuyor ve enfeksiyon giderici özelliği mevcut.

Hal böyleyken gerçek bilgiyi bir köşeye atan toplumumuz bu tip sahtekarlara güvenerek şimdiki geliştirdiğimiz ve binlerce çeşitten oluşan karpuzları bir kenara atıp haksızlık yapıyor. Durum bu şekilde olmamalı.

Peki Atalık Tohum İçin Neden Mirastır Dedik?

Melezleyerek ve genetiğini değiştirerek meydana getirdiğimiz tohumlar, bitkiler, ekolojik mevkiye her zaman ayak uyduramaz. Örneğin elmadan örnek verelim. Bugün aktif olarak ticaretini yaptığımız belirli elma türleri var. Bu elma türlerinin klonlayarak üretimini yapıyoruz. Yani aşılama ile çoğaltarak. Yeni oluşturduğumuz elma ağaçları bu durumda bir öncekinin tamamen kopyası oluyor. Örneğin Pink lady türünü dalından alıp, yabani bir elmaya aşılamaktan bahsediyorum.

Biz her ne kadar pink lady türünü hastalıklara ve zararlılara karşı dayanıklı bir şekilde geliştirmiş olsak da, doğal seleksiyon sürekliliğini koruyacaktır. Pink lady elmasını klonlama yaptığımız için sürekli aynı kalacaktır ancak hastalık ve zarar etmenleri bu dayanıklılığa karşı zamanla kendini geliştirmeye devam edecektir. Ve bir süreden sonra elmamız bu mücadeleden çekildiği için pestisit maliyetleri, gübre maliyetleri, bakım maliyetleri artacaktır.

Biz yeni bir tür geliştirmek için Bugün Kazakistan sınırları içinde bulunan elmanın atalarının zengin genetik tabanına tekrar başvuracağız. Bu sebeple atalık tohumları ve bitkileri korumalıyız. Hemen her bitki türü için bu durum geçerlidir.

Nikolay Vavilov'a Selam Olsun!

Nikolai Vavilov, Darwin'in teorisini kabul etmiş, gelmiş geçmiş en büyük Rus botanikçidir. Kendisi günümüz bitkilerinin atalarını Dünya üzerinde toplamak ve genetik miraslarını muhafaza etmek üzere büyük çalışmalar yapmıştır.

Rusya'nın soğuk ikliminde bazı sözde botanikçiler bir tohumu ısıtarak yetiştirebileceklerine iddia ederken, o çoğunluğa karşı durarak ıslah çalışmalarından söz etmiştir. Nihayetinde vatan haini ilan edilerek Stalin tarafından idam cezasına çarptırılmıştır. Daha sonraları haklı olduğu ön görülüp idam cezasından vazgeçilmiştir ancak Dünya'nın geleceği için ata tohumlarını korumaya ve toplamaya hayatını adayan Vavilov, Rusya'nın soğuk hapishanelerinde açlık nedeniyle can vermiştir. Atalık tohumlar üzerine konuşup büyük botanikçi Vavilov'a yer vermemek olmazdı.

Atalık Tohumlara Dönüş Olsa Hepimiz Aç Kalırdık!

Tarım, gelişimi sürecinde hiçbir zaman geriye gitmemiştir. Alınan sonuçlar her zaman daha kaliteli, verimli ve leziz olmuştur.

Çok değil, 60-70 yıl öncenin, yani 1950'lili yılların tarımsal tekniğini, tohumunu kullanıyor olsaydık, bugün Dünya nüfusunun yarısından fazlası ciddi bir açlık ile karşı karşıya kalırdı. Bu noktadan sonra tohumlarımızı daha iyi bir ıslah çalışmasına tabii tutmalı, gen değiştirme tekniklerinden daha fazla faydalanmalı ve gelişim göstermeye devam etmeliyiz. Ve iyi tarım uygulamalarına önem vererek toprak ve çevre sağlığını korumalıyız. Tarımsal piyasayı şirket sahipleri değil, tüketiciler belirler.

Ve tüketicilerin beklentileri neyse tarımsal üretimi yapanlar bu noktada ürün geliştirmeye mecburdur. Kısaca kimse bizleri hastalıklı varlıklara dönüştürmek, gıdalarına tekeline almaya düşünmüyor. Ve bu mümkün olamazdı.

Peki Neden Meyve ve Sebzelerden Eski Tadı Alamadığınızı Düşünüyorsunuz?

Bunun kendi tat algılayıcılarınız olmak üzere pek çok sebebi olabilir. Meyve veya sebzeye tadını veren sadece genetik alt yapısı değildir. İklimsel koşullar, kullanılan gübreler, kullanılan pestisitler, hasattan sonra uygulanan işlemler ve dahası hemen her şey ürünün tadı üzerinde bir etkiye sahiptir. Yukarıda dediğimiz gibi domateslerden tat alamıyorsanız bu doğrudan onun tohumundan kaynaklı değildir. Ayrıca GDO bizlerin dostudur.

Peki Ya Diğer Tohum Türleri, Onlar Zararlı mıdır?

Sertifikalı tohumlar, hibrit tohumlar ve GD tohumlar olmak üzere bir çok tohum türü mevcuttur. Özellikle hibrit ve GD tohumlar üzerinden pek çok algı yapılır ve hibrit tohumlar terminatör tohum denemeleri ile karıştırılır. Elbette bu kavramlar hakkında açıklayıcı yazılar hazırlayacağım. Gelecek günlerde linklerini bir bir buraya bırakırım.

Son Söz

Islah çalışmaları sayesinde var olan bitkileri seçilime tutarak onları geliştirdik. Bugün çeşit çeşit, ihtiyaçlarınıza uygun şekilde binlerce domates, elma, buğday, arpa türü elde ettik. Bunları yine var olan bitkileri kullanarak oluşturduk ve yeni nesil bitkilerin atalarını ekmememiz için onlarca hatta yüzlerce sebep bulunuyor. Bu konuda ısrarcı olmak ve dedikodulara aldırış etmek son derece akıl dışıdır.