Jump to content

Önerilen İletiler

Deri Skuamöz Hücre Karsinomu (Epidermoid Carcinoma)

Skuamöz hücre karsinomu, köpeklerde en yaygın gözlenen kötü huylu deri tümörlerindendir. Kedilerde de yaygın olarak gözlenmektedir. Yaşlı hayvanlar (kedilerde ortalama 12 yaş, köpeklerde 8 yaş) daha çok etkilenmekle birlikte ırk predispozisyonu tam olarak bilinmemektedir. Bu tümörler genellikle vücudun kılsız bölgelerinde ve pigmentsiz veya pigmentli bölgelerinde gözlenir. Köpeklerde skuamöz hücre karcinomunun en fazla gözlendiği bölgeler, gövde, bacaklar, scrotum, dudaklar ve tırnak kökleridir. Kedilerde ise lezyon yaygın olarak baş bölgesinde şekillenmekte ve bu bölgede de burun ucu, kulak kepçesi, göz kapakları ve dudaklar etkilenmektedir.

Klinik Bulgular: Skuamöz hücre karsinomunda ilk olarak hem proliferatif hem de erozif bir lezyon kendini belli eder. Proliferatif lezyonlar kırmızı sert bir plaktan çöğunlukla ülserleşen karnabahar benzeri bir lezyona kadar değişik biçimlerde gözlenebilir. Erozif lezyon kedilerde yaygındır, başlangıçta yüzeysel olan lezyon kabuklanır ve ileride derin bir ülser halini alabilir. Kedilerde fasial bölgede şekillenen skuamöz hücre karsinomları lokal olarak invaziv bir seyir izler ancak metastaz olayı oldukça geçtir.

Tanı: Klinik olarak lezyonu tanımak mümkündür ancak kesin tanı için histopatolojik inceleme gereklidir.

Sağaltım: Kedilerde fasial bölgede gözlenen skuamöz hücre karsinomları için birçok tedavi seçeneği mevcuttur. Kitlenin cerrahi olarak rezeksiyonu veya kirioşirurji tedavinin temelini oluşturmaktadır. Kulak kepçesi ve göz kapağı skuamöz hücre karsinomu bulunan 102 kedide agresif kirioşirurji uygulamasının neredeyse lezyonların %100’de etkili olduğu ancak burun ucu skuamöz hücre karsinomu bulunan olgularda ise %70 oranında başarı sağladığı bildirilmektedir. Bunlara ek olarak kemoterapi uygulamalarıda yapılabilmektedir.

scc1.jpg

Deri Papillomatosisi

Deri papillomu viral bir hastalıktır. Köpek ve kedilerde nadir olarak gözlenir. Köpeklerdeoral papillomatosis ise yaygın olarak gözlenmektedir. Bu tür lezyonlar genellikle bağışıklığın gelişmesine bağlı olarak regrese olurlar.

Klinik Bulgular: Vücudun değişik yerlerinde papillomatosise rastlanılabilir. Hasta sahibi genellikle deri üzerinde şekillenen büyümeyi (tümörü) fark eder. Bu tip tümörler yavaş gelişirler, çoğunlukla ağrısızdırlar ve kolayca hareket ettirilebilirler. Papillomlar değişik büyüklüklerde, saplı veya sapsız karnabahar benzeri görünimde beyaz veya değişik renklerde olabilirler.

Tanı: Klinik bulgulara göre tanı kolaydır. Diğer tümörlerden veya kitlelerden ayırt edilebilmesi için histopatolojik inceleme gereklidir.

Sağaltım: Papillomlar bağışıklığın gelişmesi ile genelde 2-3 ay içerisinde regrese olurlar ancak bazılarının regrese olması 9 ay kadar sürebilir. Otogen aşı ve kemoterapi uygulamaları sağaltımda yararlı olmaktadır. Ancak otogen aşı bu tarz uygulamaların, uygulama bölgesinde malignant deri tümörlerine neden olduğu için önerilmemektedir. Cerrahi olarak papillomların eksizyonu yapılabilmektedir.

Figure-1-for-web.jpg

Deri Melanomu

Melanomlar pigment hücrelerinden köken alan tümörlerdir. Köpek ve kedilerde deri melanomları oldukça nadirdir. Köpeklerde bütün deri tümörlerinin yaklaşık %4-6’sı, kedilerde bütün deri tümörlerinin %1-2’sini melanomlar oluşturmaktadır. Köpeklerde en fazla deride, ağızda ve parmaklarda şekillenmektedir. Melanomlar daha çok yaşlı hayvanlarda görğlmekle birlikte Scotish Terrier, Boston Terrier, Airdale, Cooker Spaniel ve derisi aşırı pigmentasyon içeren köpek ırkları bu tip tümörlere predispozedir.

Klinik Bulgular: Makroskopik olarak melanomlar düz, plak benzeri ve kabarık kitlelerdir. Melanomlar genellikle koyu kahverengi veya siyah renkte tamamen diğer dokulardan ayrılmış kitleler olarak gözükmektedir. Malign olan tümörler daha geniş alanlara yayılabilir, daha az pigment içerir ve ülserleşebilirler. Bazı melanomlar (amelanotik melanomlar) pembemsi renkte görülebilir.

Tanı: Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konulabilir. Tümör metastazın belirlenebilmesi için akciğer radyografisi ve abdominal ultrasonografi yararlı olmaktadır. Bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme tümörün kapladığı alanın tam olarak saptanmasında ve uygun sağaltım seçeneğinin belirlenmesinde oldukça yararlı bilgiler vermektedir.

Sağaltım: Benign melanomların sağaltımında geniş cerrahi eksizyon en iyi seçenektir ve oldukça başarılı bir tekniktir. Malign melanomlarda ise cerrahi eksizyonla birlikte radyoterapi veya kemoterapi uygulanmalıdır.

IMG_3224.jpg

Yalamaya Bağlı Granulomlam (Lick Granuloma)

Devamlı yalamaya veya çiğnemeye bağlı olarak oluşan, acral lick dermatitis, acral proritik nodül, acropuritik granuloma, pisikojenik dermatos adıylada bilinen granulomlardır. Yaygın olarak carpus ve metacarpusun cranial ve medial yüzünde, tarsus ve metatarsusun cranial ve lateral yüzeyinde şekillenmelerine rağmen, genellikle tek veya unilateral olarak vücudun herhangi bir yerinde gelişebilirler. Büyük ırk, yaşlı erkek köpeklerde, özellikle Labrador Retrievers, Golden Retriever, Alman Çoban köpeği, Alman Shorthair Poainters, Great Danes, Saint Bernard ve Pit Bull gibi köpek ırklarında yaygın olarak gözlenmektedir. Yaraların, yabancı cisimlerin, enfeksiyonların ve muskoskeletal sistem ağrılarının lezyonun başlamasında etkili olduğu, çoğu lick granulomaların pisikojen (obsesif-kompulsif bozukluk) nedenlerden kaynaklandığı ve can sıkıntısı, inaktivite veya çevresel değişikliklerle ilgisi olduğuna inanılmaktadır.

Klinik bulgular: Lezyon kıllardan yoksun, kalınlaşmış, katı, ülserli, eritromatoz ve hiperpigmente bir alan ile çevrelenmiştir. Sekonder olarak şekillenen furunkulosis ve apokrin adenitis lezyonun yaygınlaşmasına ve büyümesine eşlik edebilir. Yüzeysel doku aşınmış ve kemik açığa çıkmış olabilir. Lezyonun perostu mekanik olarak etkilemesi ile bazen topallık gözlenebilir.

Tanı: Dermatolojik muayenede, deri kazıntısı alınmalı bununla birlikte mantar testi, biyopsi, radyografik inceleme ve alerji testleri yapılmalıdır. Bunun yanında tiroid fonksiyon testleri veya hipoallerjik diyet denemelerinin uygulanması gerekli olabilir.

Sağaltım: İlk olarak yapılması gerelçken hayvanın bölgeyi yalamasını engellemektir. Bu amaçla bandaj uygulaması, yakalık takılması ve topikal yalamayı önleyen ajanların kullanılması önerilmektedir. Diğer taraftan radyoterapi, kirioşirurji, lezyonun cerrahi olarak uzaklaştırılması, davranışları kontrol altına alan ilaçların kullanılması, akupunktur tedavisi ve diğer medikasyonlat denenebilir.

300px-Canine_lick_granuloma.jpg

Göz Kapağı Tümörleri

Göz kapağı kitleleri yangısal veya neoplastik olabilir. Köpeklerde göz kapağı neoplastik oluşumları oldukça yaygındır ancak fazla yayılım göstermezler ve uygun tedaviye olumlu yanıt verirler. Bu tümörlerin çoğunluğu iyi huyludur ve köpeklerde en sık rastlanılan tümör türü sebaceous adenomdur. Skuamöz hücre karsinomu, adenokarsinom, basal hücre karsinomu, hemangiosarkom veya fibrosarkom gibi kötü huylu tümörler nadir olarak (%10) gözlenirler.

Klinik Bulgular: Köpeklerde göz kapağı tümörlerinin gözlendiği ortalama yaş 8 yaştır. Kitleler göz kapağı üzerinde, kenarında veya konjuktival yüzde gözle görülebilir ve palpe edilebilir. Bu kitleler pembe veya farklı pigmentasyonlarda ve çok loblu bir yapı şeklinde kolayca tanınır. Buna ek olarak konjuktivitis, blefaritis, epifora, konjuktival hiperemi, korneal vaskularizasyon veya pigmentasyon gözlenebilir.

Tanı: Klinik tanı kolaydır. Metastazların değerlendirilmesi açısından torasik ve abdominal radyografi veya abdominal ultrasonografi gerçekleştirilebilir. Diğer taraftan yangısal olgular histopatolojik inceleme ile tümoral oluşumlardan ayırt edilmelidir.

Sağaltım: Kemoterapi, radyoterapi veya immunoterapi bazı tümörler için tek başına ve birlikte yeterli olabilir. Ancak en radikal sağaltım seçeneği kitlenin cerrahi yolla uzaklaştırılmasıdır. Bu amaçla kirioşirurji veya lazer cerrahisinden yaralanılabilir.

cysts-on-dogs-eyes.jpg

Kaynakça: Yarsan, Ender., Kedi ve Köpek Hekimliği.,Kanser ve Sağaltım Uygulamaları.,2015,.698-701.

Kedi ve köpeklerde bulbus oküli tümörlerin yaygın şekillendiği bir bölge değildir. Orbita tümörleri, çoğunlukla yaşlı köpeklerde gözlenmekle birlikte primer ve kötü huyludurlar. Köpeklerde en sık karşılaşılan orbital tümör adenosarkomlardır. Bunun yanında adenom, malign melanom, mast hücre sarkomu, osteojenik sarkom, sarkom ve fibrom gibi tümörler gözlenebilmektedir. Kedilerde intraoküler tümörler arasında en sık gözlenen tümör tipi malign melanomlardır.

Klinik Bulgular: Orbital tümörler yavaş gelişir. Çoğunlukla ekzoftalmus ve bulbar konum değişiklikleri gözlenir. Bazen tümörün yerleştiği göre enaftalmus görülebilir. Orbital tümörler başlangıçta ağrısızdırlar. Retrobulbar kitlelerin büyümesi neticesinde bulbus okuli dereceli olarak yer değiştirir ve bunun sonucunda strabismus şekillenir. Çoğu tümör varlığında bile görüş kaybolmayabilir. Ancak optik sinirden veya buraya ait dokulardan köken alan tümörlerde görüş kaybı şekillenir. Ultrasonografi ve oftalmaskopik muayenede bulbus okuli arka bölümünün corpus vitreuma doğru kabartı yaptığı izlenebilir.

Tanı: Ekzoftalmus gözlenen olgularda pupilla dilate edilerek bulbus okülinin ayrıntılı bir oftalmaskopik muayenesi gerçekleştirilmelidir. Bunun yanında kafatası ve ağız boşluğunun tam muayenesi yapılmalıdır. Ultrasonografi intraoküler tümörlerin belirlenmesinde oldukça etkili bir tanı aracıdır. Kafatasının radyografik muayenesi ve bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme tanıda oldukça yararlıdır.

Sağaltım: Metastazı bulunmayan ve sınırları belirgin olan tümörlerin cerrahi olarak uzaklaştırılması ve görüşün korunması mümkündür. Ancak bulbus oküli korunması mümkün olmadığı durumlarda bulbus okülinin total olarak uzaklaştırılması gerekir. Radyoterapi göze zarar verdiği için tavsiye edilmemektedir. Lenfoma hariç oküler tümörler için kemoterapi uygun değildir.

7_4662.jpg

Kulak Kepçesi ve Dış Kulak Yolu Tümörleri

Köpek ve kedilerde dış kulak yolu tümörleri pek yaygın değildir. Ancak bunlar kulak yolunu oluşturan veya destekleyen yapılardan kaynaklanabilirler. Dış kulak yolunda en sık karşılaşılan tümör seruminöz gland adenomları veya adenokarsinomlardır. Bunun yanında skuamöz hücre karsinomu, bazal hücre tümörleri ve mast hücre tümörleri gözlenmektedir. İyi huylu olanlar ise yangısal polipler, papillomlar, histiositomlar ve seruminöz gland adenomlarıdır. Kulak tümörleri, köpeklere göre kedilerde daha agresiftir ve köpeklerde çoğu seruminözgland tümörü iyi huyludur. Ancak kedilerde bu tip tümörler genellikle kötü huyludur.

Dış kulak yolu tümörlerinin çoğu birlikte seyreden bakteriyel ve maya enfeksiyonu ile ilişkilidir. Özellikle kronik otitislerin hiperplaziye neden olduğu ve bununda sonunda displazik veya neoplastik değişikliklere yol açabileceği öne sürülmektedir. Kedilerde kulak kepçesinde görülen en yaygın tümör skuamöz hücre karsinomudur. Bu tür tümörler genellikle beyaz ve yağlı kedilerde gözlenir. Kedi ve köpeklerde kulak kepçesinde gözlenen diğer tümörler melanom,  fibrosarkom, basal hücre tümörü, fibrom, lipom, histiositom, papillom ve mast hücre tümörleridir.

Klinik Bulgular: Dış kulak yolundan kaynaklanan bir tümör bulunan hayvanda, ilk olarak bakteriyel bir otitis eksterna tablosu düşünülmelidir. Dış kulak yolunda küçük, saplı kitlelerin varlığı seruminöz gland hiperplazisi veya adenomu, papillom ve yangısal polipleri akla getirmelidir. Skuamöz hücre karsinomu, genellikle kulak ucunda gözlenir ve lezyonlu bölgede küçük kıllar mevcuttur. Bailangıçta lezyon hiperemik bir deri gibi görülebilir. Lezyonlar ilerledikçe erozyon, ülserasyon, kabuklanma ve kalınlaşma izlenir. Kulak hafif bir travma ile kanayabilir.

Tanı: Dış kulak yolu tümörlerinde kafatasının radyografisi alınmalı ve temporal kemikte lizis değerlendirilmelidir. Buna ek olarak metastaz için akciğer radyografisi alınabilir. Kesin tanı için biyopsi örneği alınarak histopatolojik inceleme gereklidir.

Sağaltım: Özellikle skuamöz hücre karsinomundan korunmak için kulağın pigmentsiz bölgelerine güneş ışınlarından koruyucu kremler veya losyonlar uygulanabilir. Krioşirurji ve radyoterapi kulak kepçesinin cerrahi olarak uzaklaştırılmasına bir alternatif olabilir. Krioşirurji küçük yüzeysel tümörler için tedavi edici olabilir ancak lokal olarak tümör nüksü yaygındır.

Dış kulak yolu tümörleri için en radikal sağaltım dış kulak yolunun total ablasyonudur. Kulak kepçesi tümörlerinde bölgenin cerrahi rezeksiyonu, kirioşirurji ve fotodinamik terapi sağaltım seçenekleri arasındadır. Kedilerde ilerlemiş ve daha agresif olgularda sistemik kemoterapi uygulanabilir.

cercar.jpg

Oral Tümörler

Kedi ve köpeklerde oral kavite tümörlerin en yaygın gözlendiği dördüncü bölgedir. Oral tümörler bütün malignant tümörlerin köpeklerde %5, kedilerde ise %7’sini oluşturmaktadır. Malignant tümör gelişme riski dişi köpeklere göre erkek köpeklerde daha fazladır. Oral tümörler ağız mukozasından, dilden, peridontdan, odontogenik dokudan, mandibuladan, maksilladan, tonsillerden ve dudaklardan köken almakta ve köken aldığı dokudan başka diğer komşu dokulara yayılabilmektedir.

Oral tümörlere predispoze olan ırklar Boxers, German Sheperds, Golden Retrievers, Cocker Spaniels, Poodles, German Shorthaired Pointers, Collies, Old English çoban köpekleri ve Weimaraners’dir. Oral tümörler genellikle orta yağlı ve daha yaşlı köpeklerde gözlenmektedir. Ancak oral papillomlar 1 yaş ve daha genç köpeklerde de görülebilmektedir.

Köpeklerde en sık karşılaşılan oral malignant tümörler malignant melanoma, skuamöz hücre karsinomu ve fibrosarkomlardır. Skuamöz hücre karsinomu kedilerde en yaygın gözlenenboral malignant tümördür. Kedilerde benign oral tümörler epulislerdir.

Malignant melanomalar köpeklerde en sık gözlenen malignant tümörlerdir, kedilerde ise nadir olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tip tümörler çabuk büyürler ve beyaz-gri veya kahverengi-siyah renginde katı ve vasküler yapıdadırlar. Genellikle gingivadan köken alırlar ve erken lolak invazyon göstermeleri ile karakterize edilirler. Olguların %80′ inde bölgesel lenf nodülü veya akciğer metastazı gözlenir.

Skuamöz hücre karsinomu kedilerde en sık, köpeklerde ise ikinci yaygın gözlenen malignant oral tümördür. Bu tümörler gingiva, dudak, dil veya tonsillerde şekillenmektedir. Bu kitleler kırmızı, gevrek, damarlı ve bazen ülsere olabilirler. Orofarinksin önünde gözlenen çoğu tümör, lokal olarak invazivdir ve çoğunlukla kemik içine invaze olurlar. Metastaz özellikleri pek yoktur ancak orofarinksin kaudaline yerleşenler çok infiltratiftir ve çok hızlı metastaz yaparlar. Tonsillar skuamöz hücre karsinomları hızlı büyürler, lenf düğümü ve akciğer metastazı yapma olasılıkları oldukça yüksektir.

Fibrosarkomalar primer olarak köpeklerde gözlenmektedir. Bu tümörler yaygın olarak maksilar gingiva ve sert damakta gözlenmektedir. Pembe- kırmızı renkte sert, düzgün çok loblu yapılar halinde ve çoğunlukla altta bulunan dokuya yapışık şekilde görülürler. Lokal olarak kemiği içeren infiltrasyon yaygındır ancak metastaz olayı pek gözlenmez.

Epulisler oral kavite en yaygın gözlenen benign neoplazilerdir ve köpeklerde bütün oral neoplazilerin %30′ unu oluştururlar. Kedilerde ise nadir olarak gözlenirler. Bu tümörler peridontal ligamentten köken alan katı gingival kitlelerdir. Epulislerin 3 tipi vardır; fibromatöz, ossifiye ve akantamöz. Fibromatöz olanlar gingival sulkustan köken alan, noninvasiv, katı, düzgün ve pembe kitlelerdir. Bunlar tek veya birden fazla, saplı veya sapsız olabilirler. Ossifiye epulisler, fibromatöz olanlara benzer ve bunlardan farklı olarak peridontal ligamentin stroması içinde büyük miktarda osteid matrikse sahiptirler. Çok serttirler ve zor kesilirler. Akantamöz epulisler benign olarak klasifiye edilmelerine rağmen çoğunlukla lokal olarak agresiftirler ve bazen histolojik olarak skuamöz hücre karsinomundan ayırt edilmeleri zordur. Bunlar epulislerin en yaygın görülen tipidir ve sık olarak kemiğe infiltre olurlar ve kemiğin erimesine yol açarlar. Akantamöz epulisler çoğunlukla rostral ve mandibular kanin dişlerde şekillenirler.

Ameloblastomlar dental laminadan köken alan iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler genellikle genç köpeklerde gözlenir ve rostral mandibulaya involve olurlar. Bu tip tümörler intraosseoz olarak gelişirler, lokal olarak invazivdirler ve metastaz yapmazlar. Odontomalar nadir gözlenen benign tümörlerdendir ve bu tümörler dental folikülden köken alırlar.

Oral papillomlar genç köpeklerde papillomavirus veya papovavirusun neden olduğu iyi huylu tümörlerdir. Bunlar primer olarak bukkal ve gingival mukozada gelişirler ve multiple gri- beyaz saplı lezyonlar olarak görülürler. Oral papillomlar viral ajanlara karşı şekillenen bağışıklıktan dolayı, yaklaşık 2-3 ay içerisinde kendiliğinden regrese olurlar.

Klinik Bulgular: Oral kavitede yer alan tümörler kolayca görülebilir. Ancak orofarengeal bölgedeki tümörlerin muayenesi için sedasyon veya anestezi gerekebilir. Büyüyen neoplazilerin yüzeyleri ülsere, enfekte ve nekrotik olabilir. Bunun yanında ağızdan kan gelmesi, yemede güçlük, ağızdan kötü koku gelmesi, anoreksi, ağırlık kaybı, dişlerde kayıp veya yerinden oynama, salivasyon, yüzeyde deformite ve burun akıntısı gözlenebilir. Tonsillar skuamöz hücre karsinomu bulunan olgularda ise orofaringeyal obstruksiyon ile ilgili bulgular en olarak lenf düğümü metastazına bağlı olarak ventral servikal şişkinlik gözlenmektedir.

Tanı: Klinik bulgular ışığında tanı kolaydır. Ancak akciğer metastazı açısından en az iki yönlü akciğer radyografileri alınmalıdır. Kafatası radyografileri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik resonans görüntüleme tanıda oldukça faydalıdır. Granulomlar, gingival hiperplazi, enfeksiyon ve eosinofilik granuloma kompleks gibi olgulardan ayırt etmek için histopatoloji kesinlikle yapılmalıdır.

Sağaltım: Her şeyden önce tümörün sitolojik analizinin yapılması, prognoz ve sağaltım açısından oldukça önemlidir. Bu şekilde cerrahiden başka sağaltım seçenekleri tek başına ve kombine edilerek uygulanabilir. Tedavi seçenekleri arasında radyoterapi, hipertermi, kemoterapi, krioşirurji, immunoterapi ve fotodinamik terapi yer almaktadır.

Skuamöz hücre karsinomları radyosensitivdir ve radyoterapi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Fibrosarkomlar ise radyoterapiye karşı dirençlidir. Papillomlar bazı hayvanlarda otogen aşılarla tedavi edilmektedir ancak bu tarz uygulamalar, uygulama bölgesinde malignant deri tümörlerine neden olduğu için önerilmemektedir. Epulisler geniş cerrahi eksizyonla veya radyoterapi ile kolayca tedavi edilebilmektedir. Cerrahi olarak tümörün uzaklaştırılması mümkündür. Ancak cerrahi sağaltım prosedürü tümörün tipine, bölgesine, kapladığı alana, aşamasına, hastanın yaşına ve sağlık durumuna bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

5218458339_fec440007f_m.jpg

Kaynakça: Yarsan, Ender,.Kedi ve Köpek Hastalıkları.,Kanser ve Sağaltım Uygulamaları.,2015.,702-706.

Kolorektal Tümörler

Kedi ve köpeklerde, gastrointestinal sistem tümörleri en yaygın olarak ağız boşluğunda daha sonra kolon ve rektumda görülür. Bu tümörler ortalama 6-9 yaş arasındaki hayvanlarda gözlenir. Sindirim sistemi tümörlerinden, köpeklerde %36-60’ını kedilerde ise %10-15’ini kolon ve rektum tümörleri oluşturur. Köpeklerde rektumda görülen en yaygın tümör çeşidi adenomatöz poliplerdir. Bunların %40’ı iyi huylu ve %60’ı kötü huylu tümörlerdir. Kolorektal tümörler Boxer, Alman Çoban Köpeği, Poodles, Great Danes ve Spaniels köpek ırklarında daha yaygın görülmektedir. Köpeklerde görülen en yaygın tümör tipi adenomlardır ve kalın bağırsak tümörlerinin %50’sini oluşturmaktadır. Adenomlar, genellikle saplı küçük tümörlerden, çoğunlukla da sapsız büyük lezyonlara kadar değişen çeşitli yapı ve büyüklüklerde neoplastik poliplerdir.

Klinik Bulgular: Kolon tümörü olan kedi ve köpeklerde klinik bulgular kolitis veya kalın bağırsak obstrüksiyonundaki semptomlara benzemektedir. Hasta sahibinden alınan anamnezde rektumdan kan geldiği, ıkınma ve ishal olduğu öğrenilir. Çoğu kötü huylu tümörlerde görülen kronik hastalık tablosu ve zayıflama vardır. Spesifik bulgular tümörün lokalizayonu ve tipine göre değişmektedir. Adenokarsinomlar ıkınma ve az miktarda dışkı yapılmasına sebep olurlar. Adenokarsinomların infiltre olanlarında dışkı ince bir şerit şeklinde görülmesi oldukça yaygındır. Ülserli tümör tiplerinde dışkı kanlı olmaktadır. Rektal yerleşimli tümörlerde bağırsak alışkanlığında değişiklikle birlikte rektal dolgunluk, kanama ve ıkınma görülmektedir.

Kolon ve rektumda polip bulunan köpeklerde, malign tümörlerin sebep olduğu zayıflama meydana gelmez. Bu hayvanlarda görülen bulgular, dışkılama sonrasında şekillenen ıkınma ve uzun süre tedaviye cevap vermeyen kanlı, mukoid bir ishal tablosudur. Çok şiddetli ıkınma olan hastalarda, tümörün bazen rektumdan çıktığı görülebilir.

Tanı: Rektal muayene ile tümörler elle palpe edilebilir. Bunun yanında kolonoskopi ile bütün kolorektal tümörler kolayca tespit edilebilir. Teşhis için diğer tanı yöntemleri kullanılmış olsa bile baryumlu radyografiler oldukça yararlı bilgiler sunar. Bilgisayarlı tomografide kitleler kolayca belirlenebilir. Manyetik rezonans görüntüleme, karın anatomisinin solunum hareketlerinden etkilenmesi sebebiyle teşhisten çok soliter organ metastazlarının takibinde, pelvik bölgenin değerlendirilmesinde tercih edilmektedir.

Sağaltım: Kolorektal kanserlerin tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi sağaltım yöntemleri ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir. Kolorektal tümörlerde primer tedavi biçimi cerrahi rezeksiyondur. Lenfosarkomlar kemoterapiye yanıt verebilir. Rektal tubulopapillar polipler piroxicam tedavisine iyi yanıt verir. Radyoterapi 3 cm’den daha küçük ve rektumun distalinde ve anal kanal içinde kalan kitleler ile sınırlıdır.

Meme Tümörleri

Meme tümörleri kedilere göre köpeklerde daha fazla gözlenir. Dişi köpeklerde erkek köpeklere göre daha sık karşılaşılır. Köpeklerde görülen meme tümörlerinin %50’si, kedilerde gözlenen meme tümörlerinin %90’ı kötü huyludur. Genellikle lenfatik sistem ve kan damarları yoluyla bölgesel lenf nodüllerine ve akciğerlere yayılır. Nedenleri tam olarak bilinmemektedir ama erken yaşlarda ovaryohisterektomi yapılan bireylerde meme tümörü seyrek görülür. Bazı kötü huylu meme tümörleri cerrahi yöntemle uzaklaştırıldıktan sonra nüks etmez veya saçılmaz. Eğer tümör papillar ya da tubuler karsinom tarzında ise sert veya anaplastik karsinomlara göre daha iyi prognoza sahiptir.

Klinik Bulgular: Tümörün boyutuna göre ağrı değişebilir. Hayvanda huzursuzluk vardır. Meme tümörü en çok poodle, Boston terrier, Fox terrier, Airdale terrier, Dachshund, Great Pyrenee, Samoyed, Pointer, Retriever, Seter ve Spaniel ırkı köpeklerde gözlenir. Hiç gebe kalmamış kedilerde daha yaygındır. Orta ve ileri yaşlarda oran artar. En sık tümör gözlenen yaş 10 yaş ve üzeridir. Kitlenin boyutu 2 mm’den 8cm’e kadar değişebilir. Çoğunlukla kaudal meme bezlerinde gözlenir. Tek veya her iki meme zincirinde de neoplazma oluşabilir. Özelliği bakımından sapsız-saplı, sert kistik, ülserli-üzeri kıl ve deri ile örtülmüş şeklindedir. Eğer meme dokusu yaygın bir şekilde ödemli ise yangısal karsinom veya mastitis akla gelmelidir. Yangısal meme tümörleri eninde sonunda ülserleşir. Bölgesel lenf yumrularında büyüme gözlenebilir. Hayvan kronik öksürük ve topallık varsa metastazdan endişe edilir. İlerlemiş olgularda genel durum bozukluğu ve meme bölgesinde ağrı bulgusu alınır.

Tanı: Genellikle fiziksel muayene sırasında tesadüfen tanı konabilir. Hasta sahibi memelerde anormal kabartılar veya akıntıların geldiği şikayetinde bulunur. Görüntüleme (göğüs filmi, BT, CT, US) yöntemleri ile tümörün saçılıp saçılmadığı tespit edilir. Tam kan analizi, biyokimyasal değerler ve idrar analizi ile histopatolojik inceleme sonucunda tümörün iyi huylu veya kötü huylu olduğuna karar verilir.

Sağaltım: Sağaltımda kitlenin şirurjikal yöntemle uzaklaştırılması en etkin seçenektir.

600-cat-with-cancer_0.jpg

Nasal Tümörler

Burun boşluğu ve paransal sinüslerde görülen tümörlere denir. Burun boşluğu ve paranazal sinüs tümörleri seyrek gözlenen kitlelerdir. Köpeklerde kedilere göre daha fazla gözlenir. Epitel, non-epitel veya diğer kökenli olabilir. Epitel kökenliler diğerlerine göre daha yaygındır. Köpeklerde adenokarsinomlar en sık karşılaşılan olgulardır. Epitel-olmayan ve iskeletten köken alanlar kondrosarkom ve osteosarkomlardır. Nazal tümörlerin metastaz oranı oldukça düşüktür ve lokalize kalırlar. Sinonazal kitleler ise yayılmaya yaktındır. Estesyonöroblastom olguları köpeklerde rapor edilmiştir. Bu tümörler olfaktor nöroepitelden kaynaklanır ve sinonazal bölgenin malign tümörüdür. Biyolojik özelliği bakımından agresif bir davranış sergiler, sık lokal nüks, atipik uzak metastaz ve uzun dönem kötü prognoz ile karaterizedir. Estesyonöroblastomların mutlaka beyin dokusuna saçılma eğilimi vardır. Erkek kedi ve köpeklerde sinonazal tümörler dişilere göre daha yaygındır. Buna karşın burun boşluğunda oluşan tümörler yaşlı köpeklerde dikkat çeker. Burun boşluğunun yumuşak dokularında oluşan tümörler 1 yaşında bile gözlenir.

Klinik Bulgular: Kliniğe getirilen köpeklerde burun akıntısı, epistaksis mevcuttur. Şiddetli hapşırmaya bağlı kanamalar da dikkati çeker. Burun uçlarında kuruma ve kabuklanmalar oluşabilir. Tümör odağı irileştikçe klinik şikayetleride şiddeti ve sıklığıda artar. Yüz bölgesinde ödem ve ekzoftalmus, göz akıntısı, soluma güçlüğü vardır. Estesyonöroblastom olgularında nöbetler yaygındır.

Tanı: Metastaz varlığını teyit etmek için mutlaka göğüs filmi çekilmelidir. Burun radyografisi kitlenin yerleşim yeri ve boyutu hakkında doyurucu bilgi verebilir. Rhinoskopi ile tanı güçlendirilir. Burun boşluğu lavajı ve biyopsi tavsiye edilir. Eğer tümör erken dönemde ise radyografide görülmesi zordur ve uzmanlık ister. Çoğunlukla yangı belirtilerini andırır görüntü verir. Eğer kemik dokuda hasar varsa bunun anlamı o lokasyonda kitle varlığını gösterir. Kemik dokusunda opasite artışı hem tğmörlerde hem de yangısal hastalıklarda gözlenir. Bilgisayarlı tomografi ve MRI hastalığın yayılması, boyutu ve karakteri hakkında da yardımcı olur. Endoskopi yardımıyla konka ve burun boşluğunun önünde yerleşen tümörlerin muayenesi yapılabilir. Rinoskopi ile kitlenin lokasyonu belirlenir ancak vakaların çoğunda burun akıntısı ve kanama olduğundan sağlıklı görsel bulgu almak zahmetlidir. Laboratuvar analizlerinde dikkat çekecek bir değişiklik gözlenmeyebilir. Şiddetli olgularda kronik epistaksis neticesinde anemi ve hipoalbuminemi gelişir, çoğunlukla.

Sağaltım: Burun boşluğu tümörlerinin sağaltımında amaç lokal kitlelerin kontrol altına alınmasıdır. Tek başına cerrahi işlemle debukling, cerrahi işlemle debulking ile radyoterapi birlikte, sadece radyoterapi, kemoterapi, immunoterapi , krioşirurji, fotodinamik terapi denenebilir. En çok kullanılan seçenek ise radyoterapidir.

Kaynakça: Yarsan, Ender.,Kedi ve Köpek Hekimliği.,Kanser ve Sağaltım Uygulamaları.,2015., syf 709,710,711,712,717,718.

Blog bölümünde Zeynel Veisoğlu tarafından yazılmıştır. Üyeliğini aldığında hesabına aktarım sağlanacaktır.

İletiyi paylaş


İletiye bağlantı
Sitelerde Paylaş

Sohbete sen de katıl

Dilersen hemen kayıt olabilir ya da hemen bilgilerini girip yorum yapabilirsin Eğer bir hesabın varsa giriş yaparak üyeliğinle yorumlayabilirsin

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Editör içeriğini temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.


Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz.

Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

×
×
  • Yeni Oluştur...