Cumhuriyet Döneminde Astronomi, Biyoloji, Fizik, Kimya ve Matematik Eğitimi

Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllar eğitim ve bilim konularında herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Taki 1933 reformuna kadar..

Cumhuriyet Döneminde Astronomi, Biyoloji, Fizik, Kimya ve Matematik Eğitimi
Cumhuriyet Döneminde Astronomi, Biyoloji, Fizik, Kimya ve Matematik Eğitimi

Astronomi Eğitimi

Osmanlı’nın çöküş dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllar eğitim ve bilim konularında herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Fakat 1933 üniversite reformuyla bu durum farklı bir yöne kayarak, dış ülkeden de bilim insanlarının gelmesiyle bilimde atılımlar söz konusu olmuştur. Bunlardan bazıları da astronomi ve astrofizik alanında olmuştur. Türkiye’de bu bilim, ilk İstanbul Üniversitesi’nde başlayıp, bunu daha sonra Ankara Üniversitesi, Hacettepe, İzmir’de Ege, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve yine Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) kurulmuş ve devam etmiştir ve bu arada astronomi üzerine ilk bilimsel makale 1935 yılında yazılmış olup, yabancı uyruklu bilim insanlarının 1967 yılına kadar ülkemizde etkin olması, daha sonra yerini Türk bilim insanlarına bırakmıştır. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde Astronomi Enstitüsü ve 1936 yılında bu enstitü için üniversite bahçesine küçük bir gözlemevi kurulmuştur. 1944 yılında Okyay Kabakçıoğlu’nun gayretleriyle Ankara Üniversitesi Astronomi Enstitüsü açılmış ve 1963 yılında bu enstitüye bağlı Ahlatlıbel Gözlemevi hizmete girmiştir. Ege Üniversitesi Astronomi bölümü ise 1962 yılında kurulmuş, Ege Üniversitesi Gözlemevi de Abdullah Kızılırmak tarafından 1965 yılında tamamlanmıştır. Yine 1962 yılında Bedri Süer tarafından ODTÜ’de astronomi dersleri verilmeye başlanmış ve sonraki yıllarda Dilhan Eryurt ve Hakkı Ögelman’ın çabalarıyla fizik bölümü içerisinde astrofizik anabilim dalı kurulmuştur. 1987’de İnönü Üniversitesi’ne Zeki Aslan’ın atanmasıyla burada astronomi dersleri verilmeye başlanmış ve küçük bir gözlem istasyonu kurulmuştur.

Cumhuriyet döneminin hiç kuşkusuz ilk üniversitesi İstanbul Üniversitesi’dir. İstanbul Üniversitesi daha sonra kurulacak üniversiteler gibi yerleşkelerde yabancı uyruklu bilim insanları tarafından yönetilmekteydi. İstanbul Üniversitesi’nin ise ilk yabancı uyruklu astronomi profesörü Ord. Prof. Dr. E. F. Freundlich (1933-1937 yılları arasında görev almıştır) dir. İlk Türk astronomi profesörü ise Nüzhet Gökdoğan (1985-1980 yılları arasında görev almıştır) dır. Bu üniversitede daha çok Güneş Fiziği (Güneş atmosferinin çeşitli tabakaları, kromosfer dinamiği, spektral çizgi asimetrisi ve Güneş leke istatistiği), Yıldız Astrofiziği (çeşitli tipteki yıldızların atmosferi, yörünge analizleri, spektral ve çizgi analizleri) ve Samanyolu ve Samanyolu-Dışı Astronomi (burada daha çok metal bollukları, galaksi modelleri, galaksi kümeleri ve galaksilerin evrim süreçleri çalışılmaktadır)

Diğer bir astronomi bölümü de yine Ankara Üniversitesi’nde 1944 yılında Okyay Kabakçıoülu’nun girişimleriyle, Astronomi Kürsüsü adı altında kurulsa da bu daha sonra Ankara Üniversitesi Astronomi bölümü adını almıştır. Araştırma alanlarından bir kaçı da şunlardır:

.Yıldızların fotometri ve gözlemlerin indirgenmesi
.Güneş atmosferindeki manyetik aktiviteler
.Tayf analizleri
.Soğuk yıldız atmosferleri gibi

Biyoloji Eğitimi

Türkiye’de ilk biyoloji eğitimi de, Darülfünun’da verilmekteydi. Daha sonra İstanbul Üniversitesi ve Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde devam edilir eğitime. Bu dönemde dış ülkeden yabancı hocalar gelerek biyoloji eğitimi üzerine dersler vererek öğrenci yetiştirmektedirler. Avrupa’dan doktorasıyla gelen Türk öğrencilerde daha sonra yabancı hocaların yerlerine geçmişlerdir. Biyolojinin alt dalları olan zooloji, botanik ve moleküler biyoloji gibi alanlarda araştırmalar yapılmaktadır bu dönemde. Fakat moleküler biyoloji gibi alanlar daha sonra gelişmiştir ülkede , birçok konuda olduğu gibi bu konuda da mütevazi bir konumdadır ve bu durum daha çok 1980’den sonra görülmeye başlanmıştır.

Fizik Eğitimi

Türkiye’de fizik eğitimi Darülfünun’da başlayıp günümüze kadar devam etmiştir. Üniversite reformuyla beraber İstanbul Üniversitende ve Ankara Ziraat Mektebi’nde fizik eğitimine devam edilmiştir. Daha sonra Türkiye Fizik Derneği’nin kurulmasıyla bu durum daha da iyileştirilmiştir.

Kimya Eğitimi

Ülkemizde çağdaş kimya biliminin yerleşip gelişmesi Cumhuriyet dönemi ile başlar. Türkiye’de kimya eğitimi 1918 yılında üç öğrenci ile Darülfünun’da başlamış ve 1933 üniversite reformuyla son bulmuştur. İstanbul Üniversitesi’nin açılmasından iki yıl sonra tekrar 1935 yılında eğitime devam edilmiştir. Bu sırada 1943’de Ankara Üniversitesi’nde, 1958’de ise İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, ODTÜ’de ve Boğaziçi Üniversitesi’nde kimya bölümleri açılarak eğitime başlanmıştır. Bunu diğer üniversiteler takip etmiştir.

Kimya bilimi ve çağdaş kimya öğretiminin memleketimizdeki kurucusu ise Alman Prof. Dr. Fritz Arndt’tir. 1915 ders yılı başında, Türk yükseköğretim sistemini geliştirmek amacı ile Almanya’dan çeşitli bilim dallarında öğretim üyesi getirilmiştir. Bu yabancı uyruklu bilim insanları arasında Dr. Arndt İnorganik (ya da diğer adıyla Anorganik) ve Analitik Kimya, Dr. Fester Teorik Kimya, Dr. Hösch Organik kimya derslerini vermekle görevlendirildiler.

Ülkemizde kimya eğitimi ise son dönemde hızla ilerlemektedir. 1965 yılında 20 kimya profesörü ve 300 kimya mühendisi varken, bu sayı 1998’de 400 profesör ve 50,000 kimyacı ve mühendise yükselmiştir. Bu rakamlar ülke ihtiyacının çok üzerindedir. Ancak eğitimdeki yetersizlik olarak nitelendirilmiştir. Buna rağmen patent sayısı sadece 12’dir. (Yıldız Teknik Üniversitesi 5, ODTÜ 4, Hacettepe Üniversitesi 3) son 50 yılda ise öğretim tüm yurda yayılmış olup, yurt dışında yayınlanan özgün makale sayısı da 500 sayısını geçmiştir.

Kimya sanayinin bu yönde ilerlemesi, Cumhuriyet döneminde çoğu metal ithal edilirken, daha sonra ise Türkiye’de üretilir hale gelmiştir. Bu üretim sanayilerinin başlıcaları; İlk Şeker Fabrikası (1923), İlk Çimento Fabrikası (1911), İlk Suni Gübre Fabrikası (1939), İlk Cam Fabrikası (Paşabahçe 1935), İlk İlaç Fabrikası (Eczacıbaşı 1950) İlk Petrokimya Tesisi (1970)’nin kurulması ile ilgili alanlarda üretime başlanmıştır. Yine kimya sektörüne bakınca, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden bu zamana hiçte küçümsenecek derecede değildir.

Matematik Eğitimi

Osmanlı döneminde matematik eğitimi mühendishanelerde verilirdi. 1928 yılında Yüksek mühendishane mektebine dönüşüp, sonrada 1940 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi adını almıştır. Bu dönemde okuyanlar, Türkiye’nin ilk matematikçileri olmuşlardır. 1971 yılında ise Matematik Mühendisliği’nin açılmasıyla, yabancı hocalar burada dersler vererek, ülkenin bilim alanındaki çizgisine yön vermişlerdir.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde diğer alanlarda olduğu gibi, matematik alanında da herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Fakat buna rağmen Osmanlı döneminden kalan bilim geleneği, Cumhuriyet’te de sürmüştür. Buna göre matematik alanında kendini gösteren bu atılımlar Mehmet Nadir ve Salih Zeki Osmanlı bilim insanlarınca ivme kazanmış: ve bu durum Cumhuriyet’e miras kalmıştır. Salih Zeki Darülfünun dekanlığı yapmış ve hocası Mehmet Nadir’i de sayılar kuramı kürsüne getirmiştir. Mehmet Nadir’in araştırma konuları ise sayısal kuramında Diofant denklemleri de denen belirsiz denklemler üzerindeydi. [Mehmet Nadir, Darülfünun öğrencileri için sayılar kuramı giriş kitabı yazmış, bu kitapta asal sayılar, üçgen sayılar gibi sayılar kuramının temel kavramlarını, bölme işleminde kalan sayıyı bulmak için kendi geliştirdiği yeni bir algoritmayı anlatmıştır. Bu durumda Cumhuriyet dönemi matematikçilerimizi, araştırmaları yurt dışındaki dergilerde yayınlanan hemen hemen ilk matematikçimiz olan Mehmet Nadir ile ve Cumhuriyet dönemi matematik araştırmalarını onun çalışmalarıyla başlatmak, isabetli olacaktır].

Aynı dönemde, Darülfünun’un Fünun Şubesi’nin Ulum-ı Riyaziyye Kısmı’nda, Yüksek Cebir dersini Ali Yar, Genel Matematik dersini Hüsnü Hamid, Hendese-i Tahliliye (Analitik Geometri) dersini Şükrü Bey, Tahlili Riyaziye (Matematik Analiz) dersini Burhaneddin Bey, Matematiksel Mekanik dersini Mustafa Salim ve Olasılık Hesabı dersini ise Fatin Bey okutmuştur. Bu kadro ve ders programı, 1933 yılına kadar devam etmiştir. Bu akademisyenlerden yalnız Ali Yar, reform sırasında yapılan tasfiyeden sonrada kadroda kalmış, Umumi Riyaziyat ve Yüksek Cebir Kürsüsü profesörü olarak görevine devam etmiştir. Yeni üniversitede analitik geometri, cebir, yüksek matematiğe giriş, cebir tatbikatı ve analiz dersleri vermiştir. 1911’de Paris Üniversitesi’nden mezun olan Ali Yar, cebir ve trigonometri üzerine ders kitapları yazarak ve tercüme ederek de matematik eğitim ve öğretimine katkıda bulunmuştur.

1933 reformuyla İstanbul Üniversitesi’nde oluşturulan Matematik Enstitüsü Umumi Riyaziyat ve Yüksek Cebir, Temami ve Tefazuli ve Yüksek Riyazi Tahlil, Riyazi Mihanik ve Yüksek Hendese kürsüleri olmak üzere üç kürsüden oluşuyordu ve akademik kadrosu da Almanya’dan gelen Profesör Richard von Mises ve asistanı Hilda Geiringer ve Prof. Wilhelm Prager’den ibaretti. von Mises’in araştırma konuları olasılık hesabı ve akışkanlar mekaniği, Prager’in ki ise elastisite olmak üzere uygulamalı matematik alanlarındaydı. Yurt dışından gelmiş olan bu akademisyenlerin yanında, ilk doktoralı matematikçilerimiz Kerim Erim (1894-1952) ile Cahit Arf (1910-1997), Ratip Berker (1909-1997) , Ferruh Şemin (1908-1985) gibi yurt dışında doktora yapmış genç matematikçilerimiz de görev almışlardır.


Kaynaklar:
[1]. ACUN, Fatma, Cumhuriyet Döneminde Bilim ve Teknolojinin Gelişimi
[2]. UNAT, Yavuz, Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Astronomi Çalışmaları
[3]. BAYSAL, Bahattin, Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Kimya Bilimi
[4]. DOSAY, Melek Gökdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Matematiğe Kısa Bir Bakış