Jump to content

Tüm Aktiviteler

Bu akış otomatik güncelleniyor     

  1. Dün
  2. Son hafta
  3. Yankısız odalar, dünyadaki en sessiz yerlerdir ve negatif desibel cinsinden ölçülen arka plan seslerine sahiptirler. Bu odacıklarda birkaç dakika kaldıktan sonra kulaklarınız ortama alışır ve kalp atışınızı, kulaklarınıza nazikçe pompalanan kanı duyabilir ve bu nedenle yön değiştirirken hatta ayakta dururken sorunlar yaşayabilirsiniz.
  4. Bilim Forum

    Japon Örümcek Yengeci

    Japon örümcek yengeci, pençeden pençeye uzunluğu 4 metreye kadar ulaşan ve 100 yaşlarına kadar yaşayabilen en uzun ömre sahip yengeç türü.. Gezegendeki en büyük eklem bacaklı olmanın yanı sıra pençelerinde dişleri de bulunuyor. Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Japanese_spider_crab
  5. Bazı ilginç bilgi ve olaylar: 1830'larda Renous adlı bir Alman doğa bilimci, tırtılların kelebeğe dönüştüğünü iddia ettiği için Şili'nin San Fernando kentinde sapkınlık suçundan tutuklandı. https://www.scientificamerican.com/.../insect.../ Bir keresinde, bir adam Rio de Janeiro'daki evinin önünde tek başına duran bir kadını soymaya çalıştı. Fakat onun UFC dövüşçüsü Polyana Viana olduğunu bilmiyordu. Polyana, adamı dövdü ve onunla işi bitince yere yatırdı, polis gelene kadar orada basılı tutarak; kalkmasını ve kaçmasını engelledi. https://www.abc.net.au/.../polyana-viana-ufc.../10697010 Greyfurt 85 farklı ilaçla etkileşime girer ve bazı ilaçları greyfurt veya 180 ml (bir bardaktan az) greyfurt suyu ile birlikte almak, o ilacın aşırı doza geçişine neden olabilir. https://en.wikipedia.org/.../Grapefruit%E2%80%93drug... Almanya 2. Dünya Savaşı'nda yenildikten sonra herhangi bir yabancı devletin/ülkenin; Almanya'ya katılma talebinde bulunması ve/veya buna referandum ile karar vermesi durumunda dahi, Almanya'nın topraklarını genişletmesi kalıcı olarak yasaklanmıştır. https://en.wikipedia.org/.../Treaty_on_the_Final... 2017 sonbaharında Avrupa'da havadaki radyoaktivitenin artışına neden olan bir olay oldu. Rus Mayak nükleer santralinin bu radyasyonun kaynağı olduğundan şüpheleniliyor, ancak hiçbir zaman doğrulanmadı. https://en.wikipedia.org/.../Airborne_radioactivity... Yüksek kaliteli 'agar odunu' neredeyse altın kadar değerlidir. Bu değer kilogram başına 30.000 $'dan fazla olabilir. Bu odun, akuilaria ağaçlarının öz bölümünde ve ancak tek bir tür küfle enfekte olduklarında oluşur. https://en.wikipedia.org/wiki/Agarwood Bazı ilginç bilgi ve olaylar: 1830'larda Renous adlı bir Alman doğa bilimci, tırtılların kelebeğe dönüştüğünü iddia ettiği için Şili'nin San Fernando kentinde sapkınlık suçundan tutuklandı. Bir keresinde, bir adam Rio de Janeiro'daki evinin önünde tek başına duran bir kadını soymaya çalıştı. Fakat onun UFC dövüşçüsü Polyana Viana olduğunu bilmiyordu. Polyana, adamı dövdü ve onunla işi bitince yere yatırdı, polis gelene kadar orada basılı tutarak; kalkmasını ve kaçmasını engelledi. Greyfurt 85 farklı ilaçla etkileşime girer ve bazı ilaçları greyfurt veya 180 ml (bir bardaktan az) greyfurt suyu ile birlikte almak, o ilacın aşırı doza geçişine neden olabilir. Almanya 2. Dünya Savaşı'nda yenildikten sonra herhangi bir yabancı devletin/ülkenin; Almanya'ya katılma talebinde bulunması ve/veya buna referandum ile karar vermesi durumunda dahi, Almanya'nın topraklarını genişletmesi kalıcı olarak yasaklanmıştır. 2017 sonbaharında Avrupa'da havadaki radyoaktivitenin artışına neden olan bir olay oldu. Rus Mayak nükleer santralinin bu radyasyonun kaynağı olduğundan şüpheleniliyor, ancak hiçbir zaman doğrulanmadı. Yüksek kaliteli 'agar odunu' neredeyse altın kadar değerlidir. Bu değer kilogram başına 30.000 $'dan fazla olabilir. Bu odun, akuilaria ağaçlarının öz bölümünde ve ancak tek bir tür küfle enfekte olduklarında oluşur.
  6. Periyodik tablo kimyagerler ve diğer bilim adamları için en değerli araçlardan biridir çünkü periyodik tablo kimyasal elementleri en kullanışlı biçimde sıralar. Modern periyodik tablonun nasıl düzenlendiğini tam anlamıyla anladığımızda, atom sayıları ve sembolleri görmekten çok daha fazlasını yapabiliriz. Periyodik Tablonun Organizasyonu Periyodik tablonun dizilimi, elementlerin özelliklerini grafikteki elementlerin pozisyonlarına göre tahmin etmenizi sağlar. Nasıl mı? Elementler, atom numaralarının sırasına göre listelenmişlerdir. Atom numarası, o elementin atomundaki proton sayısıdır. Öyleyse, 1 numaralı element (hidrojen) ilk elementtir. Her hidrojen atomu 1 protona sahiptir. Yeni bir element bulunana kadar, masadaki son element 118 numaralı elementtir. 118 elementinin her atomunun 118 protonu vardır. Bugünün periyodik tablosu ile Mendeleev’in periyodik tablosu arasındaki en büyük fark budur. Orijinal tablo, artan atom ağırlığına göre organize edilmiştir. Dmitri Mendeleev, elementlerin artan atom ağırlığı sırasına göre düzenlendiği kimyasal elementlerin periyodik sınıflandırmasını tasarladı. Periyodik tablodaki her yatay satıra periyot adı verilir. Periyodik tablo üzerinde yedi periyot vardır. Aynı periyottaki elementlerin tümü, bu düzen boyunca soldan sağa doğru hareket ettiğinizde, elektronların metalik özelliklerden metalik olmayan özelliklere doğru geçişini sağlayan elektron temel durum enerji seviyesine sahiptir. Periyodik tablodaki her dikey sütuna grup adı verilir. 18 gruptan birine ait elemanlar birbirlerine benzer özellikleri paylaşır. Bir grup içindeki her bir elementin atomları, en dıştaki elektron kabuklarında aynı sayıda elektrona sahiptir. Örneğin, halojen grubunun elemanlarının tümü -1 değerine sahiptir ve oldukça reaktiftir. Periyodik tablonun ana gövdesinin altında bulunan iki element satırı vardır. Bu elementler oraya yerleştirilirler, çünkü, olmaları uygun olması gereken yer yoktu. Bu element sıraları ise lantanitler ve aktinitlerdir ki bunlar özel geçiş metalleridir. Üst sıra 6. periyota aitken , alt sıra 7. periyota aittir. Her elementin periyodik tabloda kendi karosu veya hücresi vardır. Element için verilen kesin bilgiler değişkenlik gösterir, ancak her zaman atom numarası, elementin simgesi ve atom ağırlığı bu hücrelerde vardır. Element sembolü, bir büyük harf veya başka bir büyük harf ve bir küçük harf olan kısa bir gösterimidir. Bunun istisnası, periyodik tablonun sonundaki, yer tutucu isimleri (resmi olarak keşfedilene ve isimlendirilinceye kadar) ve üç harfli sembolleri olan unsurlardır. İki ana eleman tipi vardır; metal ve ametal. Metaller ve ametaller arasında ara özelliklere sahip elemanlar da vardır. Bu elemanlara metaloid veya yarımetal denir. Metal olan element gruplarının örnekleri arasında alkali metaller, toprak alkali metaller, bazik metaller ve geçiş metalleri bulunur. Ametal olmayan element gruplarının örnekleri, ametaller (elbette), halojenler ve soy gazlardır. Konum Tahmini Belirli bir element hakkında hiçbir şey bilmiyor olsak bile, periyodik tablodaki konumuna ve size tanıdık gelen elementlerle olan ilişkisine dayanarak bununla ilgili tahminlerde bulunabiliriz. Örneğin, osmiyum (Os) elementi hakkında hiçbir şey bilmiyor olabiliriz, ancak periyodik tablodaki yerine bakarsak, demir ile aynı grupta (sütun) bulunduğunu görürüz. Bu, iki elementin bazı ortak özellikleri paylaştığı anlamına gelir. Bildiğimiz gibi demir yoğun, sert bir metaldir. Buradan yola çıkarak Osmiyumun da yoğun ve sert bir metal olduğunu tahmin: edebiliriz. Dinamik Periyodik Tablo: Periyodik Tablo – sigmaaldrich.com Eğilimler Elementler benzer elektronik yapıya göre gruplandırılmıştır, bu da tekrarlayan element özelliklerini periyodik tablodaki hali hazırda belirgin hale getirir. –Elektronegatiflik: Bir atomun bağ elektronlarına sahip çıkma isteğine elektronegatiflik denir. Genel olarak, elektronegativite soldan sağa doğru artar ve bir grupta aşağı indikçe azalır. Elektronegatiflik değerleri arasındaki fark büyüdükçe, iki atomun kimyasal bir bağ oluşturması daha olasıdır. –İyonlaşma enerjisi: İyonlaşma enerjisi, bir elektronu gaz halindeki bir atomdan uzaklaştırmak için gereken en küçük enerji miktarıdır. İyonlaşma enerjisi bir sıra boyunca (soldan sağa) hareket edildikçe artar, çünkü artan proton sayısı elektronları daha güçlü çeker. Bir gruptan aşağıya indiğimizde (yukarıdan aşağıya), bir elektron kabuğu daha eklendiğinden, en dıştaki elektronu atom çekirdeğinden uzağa hareket ettirerek iyonlaşma enerjisini azaltır. –Atomik Yarıçap ve İyonik Yarıçap: Atomik yarıçap, çekirdekten en dıştaki kararlı elektrona kadar olan mesafedir; iyonik yarıçap ise birbirine temas eden iki atom çekirdeği arasındaki mesafenin yarısı kadardır. Bu ilgili değerler periyodik tablodaki aynı eğilimi göstermektedir. Periyodik tablodan aşağı doğru hareket ettikçe, elementler daha fazla protona sahip olur ve elektron enerji kabuğu kazanır, bu sayede atomlar daha büyük hale gelir. Periyodik tablonun bir sırası boyunca ilerlerken, daha fazla proton ve elektron olmasına rağmen elektronlar çekirdeğe daha yakın tutulur, böylece atomun toplam boyutu düşer. –Metalik Karakter: Periyodik tablodaki elementlerin çoğu metaldir, yani metalik karakter gösterirler. Metallerin özellikleri metalik parlaklık, yüksek elektriksel ve termal iletkenlik, dövülebilirlik ve diğer bazı özellikleri içerir. Periyodik tablonun sağ tarafı, bu özellikleri göstermeyen yani metal olmayanları içerir. Diğer özelliklerde olduğu gibi, metalik karakter değerlik elektronlarının konfigürasyonuyla ilgilidir. –Elektron ilgisi: Elektron ilgisi, bir atomun bir elektronu ne kadar kolay kabul ettiğidir. Elektron ilgisi, grup boyunca yukarıdan aşağı hareket edilince azalır ve periyodik tablonun bir sırası boyunca soldan sağa hareket edince artar. Bir atomun elektron ilgisi için belirtilen değer, bir elektron eklendiğinde kazanılan enerji veya bir elektron, tek yüklü bir anyondan çıkarıldığında kaybolan enerjidir. Bu, dış elektron kabuğunun konfigürasyonuna bağlıdır, bu yüzden bir grup içindeki elemanlar benzer bir ilgiye sahiptir (pozitif veya negatif). Tahmin edebileceğiniz gibi, anyonları oluşturan elementlerin elektronları katyon oluşturanlardan daha az çekmesi olasıdır. Soygaz elemanları sıfıra yakın bir elektron ilgisine sahiptir. Konu Tuba Nur Açık tarafından blog bölümünde kaleme alınmıştır.
  7. Daha eskiler
  8. Projemizin sosyal medya ve Web işlemleri Margarit Bilişim | Web Reklam Bilişim Hizmetleri tarafından yürütülmektedir. Bu bağlamda kendilerine teşekkür etmek adına ufak bir duyuru yayınlamak ve hizmet olarak edinebileceğiniz kalemlere yer vermek istedik. Google Hizmetleri Yönetimi Web Servisleri Yönetimi Sosyal Medya Hizmetleri Sosyal Hesap Yönetimleri Reklam Medya Hizmetleri Video Tanıtım Hizmetleri Seslendirme ve Okuma Hizmetleri Google Adwords Partnerliği Google Adsense Danışmanlığı Google Cloud Hizmetleri Web Tasarım ve Bakım Hizmetleri Grafik Tasarım Hizmetleri Video Prodüksiyon ve Aranje Hizmetleri kalemlerine sahip olan Margarit Bilişim Hizmetleri, işletmenizi ve projelerinizi tahmin ettiğinizden çok daha öteye taşımak için sizlerle! Margarit Web Reklam Bilişim Hizmetleri Adres: Neva Home Offices, 1455. Cadde, 22/41 Yenimahalle / Ankara Telefon: +90 850 305 25 95 Telefon: +90 312 394 62 02 Web: https://www.margarit.com.tr Facebook: https://www.facebook.com/margaritbilisim Instagram: https://www.instagram.com/margaritbilisim Twitter: https://www.twitter.com/margaritbilisim Linkedin: http://www.linkedin.com/in/margaritbilisim #margarit #bilişim #youtube #logo #intro #reklam #proje #web #aftereffects #template #facebook #instagram #linkedin #twitter #sosyal #medya #share
  9. Parasetamol yani ağrı kesici ve ateş düşürücü etkiye sahip ilaçlar malum reçetesiz satılan ve bakkalda bile bulacağımız, dünyada en yaygın kullanılan ilaçların başında geliyor. Ancak bu ilaçlara her durumda sarılmayı alışkanlık haline getirmiş kişilerin dikkatli olmaları gerekir. Yapılan bir araştırma ile ağrı kesicilerin kullanımı sonrasında risk alma davranışının yani gözü karalığın arttığı, empatinin körelerek kırıcı olmaktan çekinilmediği keza bilişsel işlevlerin de köreldiği ortaya çıkarılmış. Bir nevi kaygı azalması, belki de uyuşturucu benzeri bir rahatlama etkisi gibi sonuçları ile(sa), bu ilaçların fazlaca tüketilmesi bizleri günlük yaşamda ve gelecekle ilgili kararlarımızda rasyonel olmaktan uzaklaştırıp ödeyemeyeceğimiz bedelleri karşımıza çıkartıyor. Üstelik bu ilaçların çoğu medikal durumda plasebo ile eşdeğer işlevler gördüğü yani ağrı ve acıyı sadece algıda azalttığını biliyoruz ve maalesef bir dolu zararlı yan etkiyi getirdiğini de. Dünya Sağlık Örgütünün pandemiye yakalanma şüphesine düşenlere bu ilaçları önermiş olması da ayrı bir problem.
  10. Açıkcası D-SLR gibi makinelerle zaten çok odaklı bir amacınız yok ise uğraşmanıza değmez, hem vaktinize, hem paranıza yazık olur. Ortalıkta bu tarz çok fazla insan dolaşıyor, bir makine bir lens hop aynada kendi fotoğrafını çekip fotoğrafçıyım diyor. Olmaz, saygısızlıktır. Bir de sizin gibi kendini bilen, ihtiyacına göre hareket etmek isteyen dostlarımız var, iyi ki de varlar. Dengeyi sağlayan kanat sizsiniz bu dengesizlik içerisinde çünkü, inanın bana. Dijital bir makineyle, günlük çekimlerinizi gayet keyifli bir şekilde idare edebilirsiniz. Peki alırken nelere dikkat edeceksiniz? Şimdi sizin yerinize girdim MediaMark, Teknosa gibi bir dükkana, raflarda koruma kilitli aletler duruyor, açılabiliyor, çekim yapılabiliyor, 1 metre mesafeden dışarı çıkarılamıyor kilitten dolayı. Görevli arkadaşla muhattap olmadan makineyi açıyorum, otomatik moduna alıyorum ve flash’ı açıyorum. Önce bir yanımdaki arkadaşımı çekiyorum, sonra hareket ederken çekiyorum, el kol oynatırken. Sonra flash’ı kapatıp ortam ışığı ve spotlar ile aynı işlemi tekrarlıyorum. Sonra açıyorum flash’ı tekrar, hemen rafta bulunan etikete odaklamaya çalışıyorum makineyi, farklı uzaklıklardan, yazıları ne kadar yakından/uzaktan netleyebildiğine bakıyorum; ne kadar sürede, ne kadar netleyebiliyor? Çekiyorum fotoğrafları, sonra yanımdaki arkadaşımla beraber LCD ekranından bakıyorum, hangileri net, istediğim gibi, profesyonel detaylara dalmadan, gördüğüm görüntüye, kullanılabilirliğine, işlem yapma hızı, fotoğraflar arasındaki geçiş süresi gibi detaylara da arada göz atıyorum. Çok özel bir amacım yoksa maksimum 4 ya da 5 makineyi deniyorum (ki zaten promosyon, yeni ürün vs derken hep aynı Megapiksel ve özelliklerde aletler ucuzdan pahalıya doğru dizilmiş oluyor genelde) ve hop gözüme kestirdim bile bir tane. Alıyorum çıkıyorum. Netlik, keskinlik, renk yumuşaklığı, tonlama hassasiyeti, diyafram hızı, işlem hacmi, piksel oranı, dpi basma özelliği; ne gerek var, günlük kullanıcam, başımı ağrıtmasın yeter diyorum dönüp gidiyorum.
  11. Merkezkaç kuvveti olmasa yani dünya dönmüyor olsa, veya daha yavaş dönse yer çekiminin etkisi nasıl olurdu?
  12. Kan kokusu, yırtıcı hayvanlar için yemek anlamına geliyor. Linköping Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacı kandaki hangi maddelerin hayvanların davranışlarında değişikliklere sebep olduğunu incelemiş. Deneyler, kanda bulunan trans-4,5-epoxy-(E)-2-decenal adlı aldehit grubu bir maddenin kokusunun, yırtıcı hayvanlar için kanın kendisi kadar çekici olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, deneylerde dört ayrı yırtıcı hayvan türünü kullanmış: Asya vahşi köpekleri, Afrika vahşi köpekleri, Güney Amerika çalı köpekleri ve Sibirya kaplanları. Yarım metre uzunluğunda bir tahtanın üzerine dört ayrı sıvı dökülmüş ve hayvanların bu sıvılara verdiği tepkiler incelenmiş. Kullanılan dört sıvı şunlar: at kanı, meyve özü, kokusuz bir çözücü ve kana kokusunu verdiği düşünülen aldehit. Gözlemler sonucunda, yırtıcı hayvanlar için aldehitin kokusunun kan kokusu kadar çekici olduğu görülmüş. Aldehitin kokusunu alan hayvanlar tahtayı koklamaya, yalamaya, ısırmaya ve pençelemeye başlıyor. Bu sonuçlar sadece bir maddenin kokusunun da kanın kendi kokusu kadar çekici olabileceğini gösteriyor.
  13. Muasır medeniyet sözünü; İçinde bulunulan asırda hayatın her alanında sosyal olarak, ekonomik olarak, kültürel olarak , bilimsel olarak en ileri, en gelişmiş gücü ve imkanı yine en fazla olan devlet , millet topluluğu olarak geniş bir bakış açısıyla tanımlayabiliriz. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ; Günümüz teknolojisi ile Uzay çalışmalarının yapıldığı gökyüzünün ötesine, binlerce yıl önce kadim Türk medeniyetinin, kültürünün , yaşayışının göğe bakarak akıl yoluyla şekillendiğini elbette bilmekteydi. Bu sebeple 10. Yıl Nutkunda; diyerek toplumuzun her bir bireyinin bilimde her türlü gelişmeyi yapabilmesi için bizzat sözleri ile teşvik etmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Türkiye Cumhuriyetimizde bilim ve teknoloji de muasır medeniyetler seviyesinde finansal destek sağlamaktan ve temeli için alt yapı ve kurumları tesis etmekten sorumlu bilim koordinasyonu sağlayan devlet teşvik kurumlarımızdır. Bilimsel kurumlarımızın devlet teşviki ile bilimsel çalışmalarda başarı sağlayacağı aşikardır. Eğitim kurumlarında bilimsel araştırma teşviki, bilimsel araştırma yapmak için bilim ile uğraşan her bireyin maddi ve manevi destek almasını sağlayacak düzenin kurulması yine bilimi öncelik edinmiş devlet yönetimi ile mümkün olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletimizin araştırma ve geliştirme olan AR-GE ‘ye yatırım yapması , bilimsel olan her şeye merakın ve azmin uygulayıcısı olan bireylerin, kişisel araştırmalarına da destek olması , bağımsız ve bilimsel araştırma yapan, milli çıkarımız ile uyumlu olan kurumların oluşturulması gerekiyor. Zira yüksek araştırma bütçelerinin milli çıkarlarımız ile uyumlu bağımsız kurumlar tarafından da desteklenmesi gereklidir. Bu bağımsız kurumlarında milli çıkarlarımıza uygun olan kurumlardan oluşturulması önemle dikkat edilecek bir husus. Bilim yaşamımızın her alanında sosyal, ekonomik, kültürel olarak bizi muasır medeniyetler beşiği , merkezi yapacaktır. Bilim güvenliğimizi sağlayacak, uluslararası toplumda söz sahibi yapacak öz güvendir. Bilim cehaletin karşısına dikilecek en etkili güçtür. Bilim etik olarak yapıldığında; saman yolumuzu, gezegenimizi, doğamızı, kişilik haklarımızı da koruyacaktır. Türkiye Cumhuriyet’in geleceğini ve yolunu belirleme de, bilimi rehber edinmiştir. Atatürk’ün bilimsel, akılcı ve gerçekçi bir düşünceyi Türk toplumunun bütün alanlarına egemen kılmak çabası bağımsızlık mücadelesinde muhakkak etkili olan bilimsel kişiliğindendir. Atatürk insan aklına çok değer verirdi. Atatürk’ün kendi ifadesine göre ” Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur”. Bu ifade Atatürk’ün tüm yaşamı boyunca temel hayat görüşü olmuştur. Akılcılığı sonucu batı felsefesini araştırıp incelemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün her toplantıda, halka hitaplarında , mecliste Türk milletini bilime teşvik edici sözlerinin izcisi olmalıyız. Zira Atatürk diyor ki; Evet; ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922; S.D. II ) Mustafa Kemal Atatürk , bilim ve teknolojinin dışa bağlı bağımlılık, esaretin önünde en büyük engel olabileceğini belirtmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu sözü ile muasır, çağdaş toplumun temel kuralına bilim ve teknolojiyi takip ederek ulaşılabileceğini ifade etmiştir. Devletimizin gelişmiş, kalkınmış muasır medeniyetler seviyesinden bile ileri de olması bilişim, bilim ve teknolojideki gelişmeleri üretecek donanım , eğitim ve teşvik sağlaması vazifesidir. Bilişim çağı olan bu çağda, teknoloji çağı olan bu çağda , uzay çalışmaları araştırmaları yapılan bu çağda; geleceğimizin daha rahat, refah içinde, kısa ve zamanında olumlu çözüm alabilmesi için bu şarttır. Zira yaşamın tüm alanlarında bilimsel gelişmelere uygun bir yol izlemek gezegenimize, doğaya, insanlığımıza fayda sağlayarak gelişmemiz için gereklidir. Zira mavi gezegenimizde çok dinamik gelişmeler olmaktadır. Bilim, teknik yanında iletişim alanında da bu gelişmeleri fark etmemek ve bu teknolojik ve bilimsel gelişmeler de çalışmalar, araştırmalar yapmamak, bizi muasır medeniyetlerden uzaklaştırarak , cehalet karanlığında en ufak sorunlarımızı bile çözememe acizliğinde yok oluşa götürecektir. Son olarak Mustafa Kemal Atatürk ‘ün bilime teşvik edici sözleri ile düşünmek bizlerin şuurlarında tesir etmesi temennisiyle; Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 22 Eylül 1924, Samsun. (22 Eylül 1924 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun İstiklal Ticaret Mektebinde öğretmenler tarafından verilen çay ziyafetindeki konuşmasından bir bölüm.) Yazı Blog bölümünde Zeynep Han Dikmen tarafından kaleme alınmıştır.
  14. Derimiz kesildiğinde ya da burnumuz kanadığında, kanı kırmızı renkli görürken neden derimizin altındaki damarları mavi-mor renkli görürüz ? Bunun sebebi en temel anlatımıyla kırmızı kan hücrelerinin onlara farklı renk veren bir molekül madde içermesi ile alakalıdır. Kırmızı kan hücreleri, vücudumuzdaki oksijeni bağlayan ve ileten “hemoglobin” adı verilen bir molekülü içerir. Hemoglobin, her biri heme (demir ihva eden kısım) adı verilen ilave halka şeklinde kimyasal bir yapıya bağlanan dört protein zincirinden oluşur. Kırmızı kan hücrelerimiz hemoglobindeki heme grupları nedeniyle kırmızıdır. Kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin molekülündeki protein zincirleri genlerimiz tarafından kodlanır. Globin genlerindeki mutasyonlar talasemi ve orak hücre hastalığı gibi hastalıklara neden olabilir. Oksijeni bağlamak için, her bir protein zinciri, bir hemoglobin molekülü başına maksimum dört oksijen molekülünün bağlanmasını sağlayan bir heme grubuna bağlanır. Heme’nın merkezinde demir bir molekül bulunur. Demir, heme’nin kırmızı-kahverengi görünmesini sağlar. Peki ya demir farklı bir metal için değiştirilirse? Örneğin soğukkanlı hayvanlarda kan mavi görünür, çünkü bakır atomlar halkanın merkezine oturur ve oksijene bağlanır. Peki neden damarlarımız mavi görünüyor? Bu bir yanılsamadır; damarlar aslında beyaz-pembe. Gözlerimizle gördüğümüz mavi renk , kanın, damarın, cildin ve rengini görmemizi sağlayan tüm etkenlerin sonucudur. Blog bölümünde Ezgi tarafından kaleme alınmıştır.
  15. Periyodik tablo kimyagerler ve diğer bilim adamları için en değerli araçlardan biridir çünkü periyodik tablo kimyasal elementleri en kullanışlı biçimde sıralar. Modern periyodik tablonun nasıl düzenlendiğini tam anlamıyla anladığımızda, atom sayıları ve sembolleri görmekten çok daha fazlasını yapabiliriz. Periyodik Tablonun Organizasyonu Periyodik tablonun dizilimi, elementlerin özelliklerini grafikteki elementlerin pozisyonlarına göre tahmin etmenizi sağlar. Nasıl mı? Elementler, atom numaralarının sırasına göre listelenmişlerdir. Atom numarası, o elementin atomundaki proton sayısıdır. Öyleyse, 1 numaralı element (hidrojen) ilk elementtir. Her hidrojen atomu 1 protona sahiptir. Yeni bir element bulunana kadar, masadaki son element 118 numaralı elementtir. 118 elementinin her atomunun 118 protonu vardır. Bugünün periyodik tablosu ile Mendeleev’in periyodik tablosu arasındaki en büyük fark budur. Orijinal tablo, artan atom ağırlığına göre organize edilmiştir. Dmitri Mendeleev, elementlerin artan atom ağırlığı sırasına göre düzenlendiği kimyasal elementlerin periyodik sınıflandırmasını tasarladı. Periyodik tablodaki her yatay satıra periyot adı verilir. Periyodik tablo üzerinde yedi periyot vardır. Aynı periyottaki elementlerin tümü, bu düzen boyunca soldan sağa doğru hareket ettiğinizde, elektronların metalik özelliklerden metalik olmayan özelliklere doğru geçişini sağlayan elektron temel durum enerji seviyesine sahiptir. Periyodik tablodaki her dikey sütuna grup adı verilir. 18 gruptan birine ait elemanlar birbirlerine benzer özellikleri paylaşır. Bir grup içindeki her bir elementin atomları, en dıştaki elektron kabuklarında aynı sayıda elektrona sahiptir. Örneğin, halojen grubunun elemanlarının tümü -1 değerine sahiptir ve oldukça reaktiftir. Periyodik tablonun ana gövdesinin altında bulunan iki element satırı vardır. Bu elementler oraya yerleştirilirler, çünkü, olmaları uygun olması gereken yer yoktu. Bu element sıraları ise lantanitler ve aktinitlerdir ki bunlar özel geçiş metalleridir. Üst sıra 6. periyota aitken , alt sıra 7. periyota aittir. Her elementin periyodik tabloda kendi karosu veya hücresi vardır. Element için verilen kesin bilgiler değişkenlik gösterir, ancak her zaman atom numarası, elementin simgesi ve atom ağırlığı bu hücrelerde vardır. Element sembolü, bir büyük harf veya başka bir büyük harf ve bir küçük harf olan kısa bir gösterimidir. Bunun istisnası, periyodik tablonun sonundaki, yer tutucu isimleri (resmi olarak keşfedilene ve isimlendirilinceye kadar) ve üç harfli sembolleri olan unsurlardır. İki ana eleman tipi vardır; metal ve ametal. Metaller ve ametaller arasında ara özelliklere sahip elemanlar da vardır. Bu elemanlara metaloid veya yarımetal denir. Metal olan element gruplarının örnekleri arasında alkali metaller, toprak alkali metaller, bazik metaller ve geçiş metalleri bulunur. Ametal olmayan element gruplarının örnekleri, ametaller (elbette), halojenler ve soy gazlardır. Konum Tahmini Belirli bir element hakkında hiçbir şey bilmiyor olsak bile, periyodik tablodaki konumuna ve size tanıdık gelen elementlerle olan ilişkisine dayanarak bununla ilgili tahminlerde bulunabiliriz. Örneğin, osmiyum (Os) elementi hakkında hiçbir şey bilmiyor olabiliriz, ancak periyodik tablodaki yerine bakarsak, demir ile aynı grupta (sütun) bulunduğunu görürüz. Bu, iki elementin bazı ortak özellikleri paylaştığı anlamına gelir. Bildiğimiz gibi demir yoğun, sert bir metaldir. Buradan yola çıkarak Osmiyumun da yoğun ve sert bir metal olduğunu tahmin: edebiliriz. Eğilimler Elementler benzer elektronik yapıya göre gruplandırılmıştır, bu da tekrarlayan element özelliklerini periyodik tablodaki hali hazırda belirgin hale getirir. –Elektronegatiflik: Bir atomun bağ elektronlarına sahip çıkma isteğine elektronegatiflik denir. Genel olarak, elektronegativite soldan sağa doğru artar ve bir grupta aşağı indikçe azalır. Elektronegatiflik değerleri arasındaki fark büyüdükçe, iki atomun kimyasal bir bağ oluşturması daha olasıdır. –İyonlaşma enerjisi: İyonlaşma enerjisi, bir elektronu gaz halindeki bir atomdan uzaklaştırmak için gereken en küçük enerji miktarıdır. İyonlaşma enerjisi bir sıra boyunca (soldan sağa) hareket edildikçe artar, çünkü artan proton sayısı elektronları daha güçlü çeker. Bir gruptan aşağıya indiğimizde (yukarıdan aşağıya), bir elektron kabuğu daha eklendiğinden, en dıştaki elektronu atom çekirdeğinden uzağa hareket ettirerek iyonlaşma enerjisini azaltır. –Atomik Yarıçap ve İyonik Yarıçap: Atomik yarıçap, çekirdekten en dıştaki kararlı elektrona kadar olan mesafedir; iyonik yarıçap ise birbirine temas eden iki atom çekirdeği arasındaki mesafenin yarısı kadardır. Bu ilgili değerler periyodik tablodaki aynı eğilimi göstermektedir. Periyodik tablodan aşağı doğru hareket ettikçe, elementler daha fazla protona sahip olur ve elektron enerji kabuğu kazanır, bu sayede atomlar daha büyük hale gelir. Periyodik tablonun bir sırası boyunca ilerlerken, daha fazla proton ve elektron olmasına rağmen elektronlar çekirdeğe daha yakın tutulur, böylece atomun toplam boyutu düşer. –Metalik Karakter: Periyodik tablodaki elementlerin çoğu metaldir, yani metalik karakter gösterirler. Metallerin özellikleri metalik parlaklık, yüksek elektriksel ve termal iletkenlik, dövülebilirlik ve diğer bazı özellikleri içerir. Periyodik tablonun sağ tarafı, bu özellikleri göstermeyen yani metal olmayanları içerir. Diğer özelliklerde olduğu gibi, metalik karakter değerlik elektronlarının konfigürasyonuyla ilgilidir. –Elektron ilgisi: Elektron ilgisi, bir atomun bir elektronu ne kadar kolay kabul ettiğidir. Elektron ilgisi, grup boyunca yukarıdan aşağı hareket edilince azalır ve periyodik tablonun bir sırası boyunca soldan sağa hareket edince artar. Bir atomun elektron ilgisi için belirtilen değer, bir elektron eklendiğinde kazanılan enerji veya bir elektron, tek yüklü bir anyondan çıkarıldığında kaybolan enerjidir. Bu, dış elektron kabuğunun konfigürasyonuna bağlıdır, bu yüzden bir grup içindeki elemanlar benzer bir ilgiye sahiptir (pozitif veya negatif). Tahmin edebileceğiniz gibi, anyonları oluşturan elementlerin elektronları katyon oluşturanlardan daha az çekmesi olasıdır. Soygaz elemanları sıfıra yakın bir elektron ilgisine sahiptir. Yazı Tuba Nur Açık tarafından blog bölümünde kaleme alınmıştır.
  16. Elinize sağlık, keyifli bir derleme çalışması olmuş. Yazınız ilgili kategoriye taşındı, devamının gelmesi dileğiyle.
  17. Kendimizi en iyi hissettiğimiz vücut sıcaklığı 36,5 - 37 derece arasıdır. Bu sıcaklık insan vücudu açısından idealdir ve vücut bu sıcaklık aralığında işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilir. İnsan vücudu, doğru sıcaklıkta olup olmadığını reseptörler aracılığıyla ölçer. Sıcaklığın düşmesi durumunda vücudumuz metabolizmayı harekete geçirerek dengeyi korumaya çalışır. Havanın soğuk olması durumunda metabolizmamız daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Üşüdüğümüzde ne olur? Vücudumuz üşüdüğünde ısısını artıracak çeşitli mekanizmalar devreye girer. Kaslarımız ve dişlerimiz titrer; tüylerimiz dikilir. Beynimizde termostat işlevi gören hipotalamus bezi, bu tepkilerin gösterilmesini sağlayarak, en azından bizi ısıtacak bir olgu buluncaya dek, hayati organlarımızı sıcak tutmaya çalışır. Hipotalamusun görevi vücudumuzun merkezi sistemini ne pahasına olursa olsun sıcak tutmaktır. Gerek olduğu durumlarda vücudumuzun uç uzuvlarını gözden çıkararak, oralara kan akışını sınırlayabilir. Aşırı soğukta el ve ayak parmaklarımızın karıncalanma hissinin sebebi budur. Kan akışının sınırlanması bu bölgelerdeki dokunun donarak parçalanmasına bile neden olabilir. Aşırı soğuğa maruz kalmanın vücudumuza etkileri 1) Hipotermi Aşırı soğuğa uzun bir süre maruz kalmak hipotermiye neden olabilir. Mayo Clinic'e göre hipotermi, kişinin vücudunun üretebileceğinden daha hızlı bir şekilde ısı kaybetmesi ve vücut sıcaklığının aşırı derecede düşmesi durumunda meydana gelir. Düşük vücut ısısı, kalbimizin, sinir sistemimizin ve diğer organlarımızın şok durumuna girmesine neden olarak bizi kalp krizi, solunum sistemi yetmezliği ve muhtemelen ölüm riskine sokabilir. 2) Titreme Titreme, vücudumuzun bizi sıcak tutmak için ısı üretmesine yardımcı olur. Titreme vücudumuzu ısıtır. Soğuk havanın hasara yol açmasını önlemek için kullandığı başka bir savunma mekanizmasıdır. 3) Hırıltı ve nefes darlığı Amerikan Akciğer Derneği'ne göre çok kuru olan soğuk hava ciğerlerimizi tahriş edebilir ve hırıltılı solunum, öksürük ve nefes darlığına neden olabilir. Bu durum özellikle astım, KOAH veya bronşit hastaları için geçerlidir. 4) Kalp krizi riski Aşırı soğuk ortamlarda kalbimizin kanımızı dolaştırmak için daha fazla çalışması gerekir. Soğuk hava, oksijenin kalbimizin çeşitli bölgelerine eşit olmayan bir şekilde dağılmasına neden olabilir. Sağlıklı bir bireyin vücudu genellikle buna uyum sağlayabilir ve kan akışını yeniden dağıtabilir. Ancak, kalp rahatsızlığı olanlar için oksijen tedariki ciddi bir şekilde bozulabilir ve kalp krizine yol açabilir. 5) Tepkilerin sona erdiği an: Ölüm Vücut sıcaklığımız 29,5 derecenin altına düştüğünde beynimiz fonksiyonlarını yerine getirememeye başlıyor. Bilincimiz kapanıyor ve ölümle yaşam arasında gidip geliyoruz ve nabız da düşüyor. Kalbimiz dakikada ortalama 60 kez yerine sadece 2 kez çarpıyor. Kan dolaşımı yapılamıyor ve bu sürecin sonunda donarak ölüm gerçekleşiyor.
  18. Kırmızı kan hücreleri üzerindeki grip (influenza) virüsünün elektron mikroskobu ile renkli taranmış görüntüsü. Flu (influenza) virus (blue) on red blood cells. (Imaged using a scanning electron microscope).
  19. "Escherichia coli" bakterisinin elektron mikroskobu ile 17000 kat büyütülerek renkli taranmış görüntüsü. Coloured scanning electron micrograph of "Escherichia coli" bacteria (Magnification: x17000)
  20. Ter bezlerimizin ürettiği terin atıldığı açıklık olan bu görüntü, Dr. Jeremy Burgess tarafından elektron mikroskobu ile çekilmiş
  21. Türkiye’de her gün kişi başına 1.2 kg çöp üretiliyor. 80 milyonluk ülkemizde bu rakam 96 milyon tonu geçiyor. Peki yalnızca bir günde ürettiğimiz 96 milyon ton çöp nereye gidiyor? İlk önce atılan çöpler toplanıyor ve bu iş belediyeler tarafından yapılıyor. Belediyelere ait çöp kamyonları her bölgenin çöp çıkarma yoğunluğu ve nüfus sayısına göre belli bir çizelge oluşturup belirli gün ve saatlerde 3, 7 ve 12 tonluk kamyonlarla toplama işlemini gerçekleştiriyor. Daha çok 7 tonluk kamyonlar kullanılıyor. Toplanan çöpler endüstri kuruluşlarına ya da çöp sahalarına götürülüyor. Endüstri kuruluşları geri dönüşümü yapılabilecek kağıt, cam, karton, plastik gibi atıkları alıyor. Çöp sahalarına gidenler ise evsel atık, tıbbi atık, tehlikeli atık vb. gibi bölümlere ayrılarak düzenli depolanıyor ya da imha ediliyor. Peki düzenli depolama nedir? Düzenli depolama çöpleri gömme işlemine denir. Depolamaya uygun olan çöpler için derin çukurlar açılır, çöpler bu çukurlara dökülür ve toprağa sızmasını önlemek için yalıtımlı bir malzeme ile kaplanarak kapatılır. İmhası yapılacak çöpler ise yakılarak yok edilir. Yakılması uygun çöpler tutuşturulur ve yanması beklenir. Yanan ve yok olan çöplerin üstüne yenileri eklenir. Zararlı atıklar ise beton bir yapı içinde denizin dibine bırakılır. Bugün birçok gelişmiş ülke çöpten enerji üretmektedir. Bu işlem için de piroliz yöntemi kullanılır. Piroliz nedir? Piroliz havasız ortamda çöplerin sıkıştırılarak kömür, sıvı yakıt ya da gaz haline getirilmesidir.. İsveç bu işi o kadar iyi yapmaktadır ki ülkede çöp kalmadığı için başka ülkelerden çöp ihraç etmektedir. Gelişmekte olan ülkemizde ise çöpten enerji üretmek ne yazık ki çok tercih edilen bir yöntem değildir. Gerekli altyapıların kurulması, yatırımların artması ve daha çok Çevre Mühendisi istihdamı ile bu alanda da gelişme sağlanacaktır. Blog bölümünde Canan Serdar tarafından kaleme alınmıştır.
  22. Karıncalardan biri öldüğünde diğer karıncalar bunu farketmez. Sanki o karınca yaşıyormuş gibi ya da hiç yokmuş gibi yanlarından gelip geçerler. Ta ki üçüncü güne kadar… Üç gün sonra karıncalardan bir tanesi onu yuvanın dışına çıkarır ve onu çöplüğe götürür (Karıncalar ölülerini bir yerde toplarlar). Şimdi siz soracaksınız ki neden üç gün sonra, neden hemen öldüğü an değil? Bunun da bilimsel bir açıklaması var. Bildiğiniz gibi -ya da bilmediğiniz gibi- karıncalar koku ile iletişim kuran hayvanlardır ve birbirlerine salgıladıkları kimyasallarla birbirlerini anlarlar. Ölen karınca üçüncü günden sonra vücudu çürümeye başlar ve bu çürüme sebebiyle de oleik asit salgılar. Diğer karıncalar oleik asidin kokusunu tanıdıkları için “bu karınca ölmüştür” yargısına varırlar ve karıncayı yuvanın dışına çıkarırlar. Hayvan ölmüş olsun veya olmasın, oleik asit salgılayan her şey karıncalar için ölü bir karıncadan ibarettir. Bunu farkeden karınca biyoloğu Edward Wilson da “Ömrümü şu karıncalara verdim, azıcık da eğleneyim.” demiş ve oleik aside bandırılmış kağıt parçalarını karınca yuvalarına atmış. Karıncalar da bu kağıt parçalarını ölü karınca zannedip dışarıya atmışlar. Sonra Wilson’ın aklına başka bir kunduzluk gelmiş ve canlı karıncaların üzerine oleik asit damlatmaya karar vermiş. Asit damlatılan karınca da yuvaya girdiği gibi bir başka karınca oleik asit kokusunu aldığı için “ölmüşsün ama gömenin yok.” diyerek yuvanın dışına atmış. Bu sırada eve oleik asit kokusuyla gelen karınca olanlara hiç itiraz edemiyormuş. Nasıl etsin, adam leş gibi oleik asit kokuyor!
  23. Adli soruşturmalar sırasında bir suçun faillerini belirlemek için kullanılan yöntemlerden biri, parmak izi incelemesi. Bir olay yerinde bir kişiye ait parmak izlerinin bulunması o kişinin daha önce orada bulunduğunu gösterir ve bu durumun sebebi parmak izlerinin kişiye özel olmasıdır. Aynı genetik bilgiyi taşıyan tek yumurta ikizlerinin parmak izleri bile birbirinden farklıdır. İnsanların parmak izlerinin neden birbirinden farklı olduğunu anlamak için parmak izlerinin oluşma sürecine göz atmak gerekir. Bir insanın parmak izleri ana rahmindeyken oluşur. Gebeliğin 10. haftası civarında başlayan süreç 16-17. hafta civarında tamamlanır. Parmak izlerinin şeklini belirleyen, derinin en dış katmanı olan epidermis ile daha içteki katman olan dermis arasındaki etkileşimdir ve bu etkileşimi belirleyen pek çok etken vardır. Örneğin kan basıncı, kandaki oksijen miktarı, hormon seviyeleri, parmaklar ile amniyotik sıvı arasındaki etkileşim ve fetüsün rahim içindeki hareketleri bu etkenlerden bazılarıdır. Haftalar süren bir süreç boyunca tüm bu etkenlerin iki ayrı fetüs için aynı olması olasılık dışı olduğu için insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.
  24. Hepimiz bunu merak ettik değil mi? Öncelikle ”Meme ne işe yarar, görevi nedir?” onunla başlayalım. Meme süt salgılanmasını sağlar.Salgılanan süt ile bebek emzirilir.Buraya kadar her şey tamam. Peki süt nasıl salgılanıyor? Gebelik sona erdiğinde beyindeki Prolaktin hormonu süt bezlerini uyarır ve anneyi süt salgılamaya hazırlar.Kan damarları süt üretmek için gereken maddeleri süt hücrelerine taşır. (Evet, süt hücresi diye bir şey var.) Üretilen süt ile de bebek emzirilir. Ama erkekler süt üretmiyor meme uçları onlarda ne işe yarıyor? Ama erkekler süt üretmiyor? Doğru! O zaman onlarda ne işe yarıyor? Erkeklerin meme ucu hiçbir işe yaramıyor.Herhangi bir görevleri yok. Peki neden varlar? Erkek ve dişilerin yapısı neredeyse aynıdır.İnsan DNA’sında bulunan 23 kromozomun 22’si erkek ve dişilerde tamamen aynıdır.Tek fark 23.kromozomdur ki biz buna cinsiyet kromozomu diyoruz.Herkesin bildiği gibi anneden X kromozomu geliyor.Babanın vereceği kromozom ise cinsiyeti belirliyor. X kromozomu gelirse kız, Y kromozomu geldiğinde ise bebek, erkek oluyor.Bu da tüm insanlarda anne verdiğinden dolayı X kromozomu olduğu anlamına geliyor.Meme ve meme ucu oluşumunu sağlayan da işte bu kromozom oluyor. Embriyonun ilk 6 haftasında Y kromozomu kendini aktive etmiyor.Yalnızca X kromozomu etkili oluyor.(Bu yüzden ilk 1.5 ayda bebeğin cinsiyeti belli değil) Yalnızca X kromozomunun etkili olduğu bu 6 haftalık süreçte meme, meme ucu ve süt bezleri oluşumu oluyor. (Evet, erkeklerin de süt bezleri var!) Daha sonra Y kromozomu aktif hale geliyor ve dişiliğe ait oluşumlar kendini durdurup erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor.Ancak meme ucu çoktan oluşmuş oluyor.İşte bu yüzden erkekler de işlevsiz olmasına rağmen meme ucuna sahip olmuş oluyor. Yani önce hepimiz dişiydik de diyebiliriz. Blog bölümünde Canan Serdar tarafından kaleme alınmıştır.
  25. Efsanelere konu olan penis boyutu, gerçekten ayakkabı numarası ile ilişkili midir? Ayakkabı numarasının penis boyutu ile ilişkili olduğu ortak bir inançtır. Bugüne kadar yapılan hiçbir araştırma bunun doğru olduğunu bulamadı ve doktorlar ikisinin arasında hiçbir ilişki olmadığını söyledi. Ayrıca penis büyüklüğü ile parmaklarınızın, ayak parmaklarınızın, burnunuzun, kulaklarınızın ve ağzınızın büyüklüğü arasında hiçbir bağlantı yoktur. Bir kişinin ayakkabılarının büyüklüğü ile penisinin uzunluğu arasında bir bağlantı olduğu efsanesi yaygın bir şeydir. Halk arasında, büyük ayakkabıların daha büyük bir penise eşit olduğunu belirtilir, ancak bilimsel olarak bunun doğruluğu nedir? 2014 yılında araştırmacılar, 15.000’den fazla insanın penis ölçümlerini karşılaştırdılar ve sarkık bir penisin ortalama uzunluğunun 3.61 inç (9.1 cm) olduğunu ve dik penisin ise ortalama uzunluğunun 5.16 inç (13.1 cm) olduğunu buldular. Karar: Ayakkabı boyutu ve penis boyutu arasında bir bağlantı yok Penis numarasının ayakkabı numarasıyla bir ilgisi var mı? Kısa cevap hayır. Geniş bilimsel araştırmalar, birinin ayaklarının ne kadar büyük olduğu ve penisinin uzunluğu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığını doğrulamıştır. Seksolog Dr. Jill McDevitt “Penis büyüklüğü, ayakkabı boyutu veya bu konuda başka bir vücut organı ile ilişkili değildir. Penis büyüklüğü genetik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu ile belirlenir.” demiştir. 1993 yılında yapılan bir çalışma, 63 Kanadalı erkeğin boy, ayak uzunluğu ve penis uzunluğunu karşılaştırdı. Araştırmacılar daha büyük ayaklar ve daha uzun penisler arasında çok hafif bir ilişki bulmalarına rağmen, ilişkinin çok çok çok zayıf olduğunu belirttiler. 2002 yılında British Journal of Urology International’da yayınlanan 104 erkeğin bir başka çalışması da penis uzunluğu ve ayakkabı boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulamadı. Çalışmada “Ayaklarının büyüklüğüne göre bir kişinin penis boyutunu tahmin etmeye çalışmak neredeyse boşuna. Mevcut araştırmalar, hem penis uzunluğunu hem de ayakkabı boyutunu kesin olarak bağlayabilen bilimsel bir kanıt göstermez, ancak ‘büyük ayaklar büyük penise eşittir’ efsanesi hala popüler kültürde yayılmaya devam ediyor” denildi. Penis uzunluğu ile diğer vücut parçaları arasında da bir ilişki yoktur. Bilim, penis büyüklüğü ve parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar ve ağız arasında hiçbir ilişki olmadığını söylüyor. 1999 yılında, penis uzunluğu ile ayaklar da dahil olmak üzere diğer vücut organlarının boyutu arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını belirlemek için 655 Koreli erkek ile çalışma yapılmıştır. Araştırmacılar, katılımcıların penislerini ölçtü ve uzunluğunu el parmakları, ayak parmakları, burunları, kulakları ve ağızlarının büyüklüğü ve uzunluğu ile karşılaştırdı. Ayrıca erkeklerin boy, kilo ve kellik seviyesini ölçtüler. Araştırmacılar, penis uzunluğunun penis çevresi ile biraz ilişkili olmasına rağmen, “vücut ekstremitelerinin boyutu veya özellikleri penis boyutunu tahmin etmek için yeterli değildir.” açıklamasını yaptılar. İnsan androloji dergisinde yayınlanan daha fazla araştırma, 1000 erkeğin vücut ölçümlerini penis uzunluklarıyla karşılaştırdı. Bu çalışma aynı zamanda penis uzunluğu ve çevresi arasında olumlu bir bağlantı buldu, ancak penis uzunluğu ile diğer vücut parçalarının büyüklüğü arasında önemli bir ilişki tespit etmedi. Veriler, başka bir vücut bölümüne bakarak birinin penisinin ne kadar büyük olduğunu söyleyemeyeceğinizi gösteriyor. Blog bölümünde Duygu Yüksel tarafından kaleme alınmıştır.
  26. Sinekleri daha yakından gözlemlerseniz aslında sadece ayaklarını birbirine sürtmediklerini fark edeceksiniz.Sinekler aslında ayaklarını, proboscis adı verilen, ağızlarından bir uzantı şeklinde çıkan ve beslenme için kullandıkları hortumlarına sürterler. Sineklerin konduklarında yaptıkları el ovuşturma hareketinin sebebi nedir? Bildiğimiz kadarıyla bunu yapmalarının iki amacı var. Birinci amaç, proboscis’e yapışmış olan polen tanelerini ayaklar yardımıyla temizlemek.ikincisi ise,sineklerin ayaklarından tat almalarıyla ilgili. Sinekler normalde kıvrık duran proboscisi uyarmak için ayaklarının üzerindeki duyarlı kılları kullanırlar.Ayakların sürtünme hareketi bu kılların hortumu yani proboscisi uyarmasını sağlar. Bu sayede sinekler,besin alımı sırasında enerji tasarrufu yapmış olurlar. (Sineklerin besini proboscis aracılığıyla aldıklarını hatırlatalım.) Ayaklarıyla tat alabildikleri için her seferinde,kıvrık durumdaki proboscisi açıp, besinin olup olmadığını kontrol etmelerine gerek kalmaz. Böylece, besinin olup olmadığını ayakları aracılığıyla anlayıp sadece gerektiği zaman proboscisi açmış olurlar. İlk bakışta sanki hayatının fırsatını bulmuş gibi bir görüntünün oluşmasını sağlayan sinek hareketidir.
  27. Bir dergide "dünya haritasındaki hatalar" ile alakalı bir yazıdan esinlenerek "Afrika kıtası dünya haritasında küçük mü çiziliyor" şeklinde bir yazı yazma ihtiyacı duyduk. Sorumuzun cevabını araştırırken gördük ki gerçekten Afrika Kıtası haritalarda küçük çiziliyor. Niçin mi ? Sebeplerine değinmeden önce öncelikle bu konu hakkındaki bazı değerlere/bilgilere bakalım. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için aşağıda bir dünya haritası yer almaktadır. Yazımızdaki bilgileri haritayı büyütüp karşılaştırarak teyit edebilirsiniz. Dünya haritasına dikkat ederseniz Kuzey Amerika, Afrika Kıtası'ndan daha büyük olarak görülmekte. Bu sadece yukarıdaki haritada değil genel kullanımda olan birçok dünya haritasında da böyle. Peki gerçekte yüzölçümü olarak hangisi daha büyük? Afrika kıtasının yüzölçümü 30,221,53 km² 'dir. Kuzey Amerika'nın ise yüzölçümü 24.230.000 km²'dir. Kaba bir hesapla iki kıta arasında 6 milyon km²'lik bir fark bulunuyor. Ama genel kullanımdaki dünya haritalarında Kuzey Amerika, Afrika'dan daha büyük olarak gösteriliyor. Bu arada 6 milyon km² ne kadardır diye düşünebilirsiniz. 6 milyon km²'lik alan tam olarak 7,6 adet Türkiye demek. Yani 7,6 tane Türkiye buharlaşmış bu haritadan. Başka bir örnekle devam edelim. Haritaya dikkatli baktığımızda, Grönland Adası (Danimarka’nın toprağıdır) Afrika Kıtası'nın üçte biri (1/3) kadar gibi gözüküyor. Peki gerçekte böyle mi ? Gerçekte Grönland Adası Afrika Kıtası'nın on beşte biri (1/15) kadardır. Sadece bu iki örneğimizden görüldüğü üzere Afrika Kıtası haritalarda küçük çizilmektedir/gösterilmektedir. Peki bu yanlışlığın sebebi nedir ? Haritacılara göre bunun sebebi "dünyanın yuvarlak olması ve kağıda aktarılırken sıkıntıların yaşanmasıdır". Bu cevabın ne kadar doğru olduğu konusunda bilgi sahibi değiliz. Bu yüzden verilen bu cevaba doğru veya yanlış diyemiyoruz. Haritadaki bu yanlışlığa farklı açıklamalar da getiriliyor. Bunlardan en çok ön plana çıkan cevap ise haritadaki yanlışlığın ideolojik olabileceği şeklinde. Yıllarca Afrika'yı yağmalayanların bu kıtanın gerçek büyüklüğünü küçültmeye çalışarak kendilerini daha meşru bir zemine oturtma çabaları bu yanlışlığın temel sebeplerinden biri olabileceği görüşü ön plana çıkıyor. Tıpkı beyaz adamların, siyah adamları barbar olarak gösterip yaptıkları kıyımları meşrulaştırmaya çalışması gibi. **** Söz sırası sizde. Bu yanlışlığın sebebi harita çizimiyle mi alakalı, ideolojik mi, yoksa başka sebepleri daha var mı ? **** Bu yazıda "wikipedia" dan alınan sayısal değerler kullanılmıştır.
  1. Daha fazla aktivite göster

Hakkımızda

Sitemiz bir "Günlük" olarak derleme yayın, yorum, diyalog ve yazılara vermektedir. Güncel bilim haberleri ve gelişmelere ek olarak özellikle sosyal medyada gözden kaçan, değerli gördüğümüz tüm içeriğe kaynak ve atıflar dahilinde sitemizde yer vermekteyiz.

Bu sitede verilen bilgilerin kullanım sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Sayfalarımızda yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

×
×
  • Yeni Oluştur...